Geri Dön

“Geleceği sadece umut kurabilir”

Yaşanan şiddet olaylarının etkisinden nasıl kurtulacağız? Psikiyatr Saffet Murat Tura “Gençlerin çoğu ülkenin gidişatına bakarak gelecek hayali kuramıyor. Geleceği kurmak öncelikle arzu üretebilmeye dayanır” diyor

“Geleceği sadece umut kurabilir”

Son birkaç yıla birçok dert sığdırdık; terör eylemleri, darbe girişimleri, suikastlar... Ne kadar gizlesek de, “korkmuyoruz” desek de hepimiz bunlardan etkileniyoruz. Uzman görüşüne ihtiyaç duyuyoruz. Psikiyatr Saffet Murat Tura ile geleceğimize nasıl bakacağımızı ve toplumsal şiddet olaylarının yarattığı anksiyeteden nasıl kurtulacağımızı konuştuk.

- Son birkaç yıldır sürekli terör olaylarına şahit oluyoruz. Siz Türkiye’nin genel ruh halini nasıl görüyorsunuz?

Önce toplumun duygu havuzuna bakmamız gerekiyor. Korku, nefret, kin, hınç gibi sert duygular, belki de en önemlisi umutsuzluk var bu havuzda. Hıncı ve umutsuzluğu bir arada düşündüğümüz zaman da karamsar olabileceğimiz bir tablo çıkıyor ortaya. Özellikle de gençlerde gördüğümüz bir depresyondan da söz etmek gerekir. Gençler en üretken, en canlı, en arzulu olacakları bir çağda yataktan çıkmak istemiyorlar. Geleceğe umutla bakamadıkları için arzulara, ideallere bağlanmakta güçlük yaşıyorlar.

“Korku tehlikelerden koruyan bir duygu”

“Geleceği sadece umut kurabilir”

- Terörle bağlantılı vakalar geliyor mu size?

Türkiye’nin zor bir dönemden geçtiği açık. Birçok terapide toplumsal kaygının şahsi kaygıların önüne geçtiğini görüyoruz. Sadece kaygı da değil. Depresyon bir bakıma insanların geleceği kuracak arzuları üretememesi, mutlu bir gelecek hayal edememesi anlamına gelir. Bütün bunların üzerine ülkenin ekonomik bir darboğaza girmesini de eklemek gerekir. İşsizliğin artması toplumdaki umutsuzluğu daha da yükseltebilir.

- Siz reçete yazacak olsanız ne gibi sıkıntılara göre bir reçete yazarsınız?

Toplumsal olaylara reçete yazamazsınız. Burada sadece anksiyete ve depresyondan söz etmiyoruz. Olumsuz bir enerjiden, hınçtan söz ediyoruz. Öfke ya da kızgınlık değil, intikam duygularıyla da beslenen bir hınç. Ortak bir geleceği zorlayacak duygular bunlar. Bugün gençlerin çoğu ülkenin gidişatına bakarak bir gelecek hayali kuramıyor. Şiddeti besleyen faktörleri de bu dinamiklerde aramak gerekir. Geleceği kurmak öncelikle arzu üretebilmeye dayanır. Geleceği sadece umut kurabilir. Umutsuzluk varsa geleceği kurmak da kolay olmayacaktır.

- “Sizden korkmuyoruz” diyoruz ama bu doğru mu? Gerçekten korkmuyor muyuz?

Korku milyonlarca yıllık bir evrim sonucunda gelişmiş, bizi tehlikelerden koruyan normal bir duygu. Elbette insanların hayatını ister istemez kısıtlıyor. Ama bu bir cesaret ya da korkusuzluk probleminden çok, hayatın normalleşmesiyle ilgili bir problem.

- Dışarı çıkmaktan çekinenler var. Tüm bu yaşadığımız korkular, kaygılar agorafobi gibi bozukluklara yol açabilir mi?

Özellikle buna yatkın insanlarda elbette fobik kaçınmalara, ciddi anksiyete problemlerine yol açabilir.

“Eğlenmeyi de bilmeliyiz”

- Ne gibi belirtiler ortaya çıkarsa profesyonel bir destek almak gerekir?

Kaygı bozukluklarının en önemli belirtilerinden biri kaçınma davranışlarıdır. İnsan makul olmayan kaçınmalara başvuruyorsa kaygı düzeyi çok yüksektir. Ama tıbbi kategoriler “normal şartlar altında” kaydını taşır. Bu tür şiddet yüklü ortamlarda makul olmanın sınırlarını belirlemek çok zor. Gene de evden çıkmayacak kadar kaygılı bir insandan söz ediyorsak örneğin, destek alması gerektiğini söyleyebiliriz.

- Özellikle anneler çocukları hakkında endişeleniyor doğal olarak....

Emin olun bu durum babalar için de geçerli.

- Terör korkusuyla bir gencin hayatını kısıtlamak farklı sorunlar doğurmaz mı?

Bizim kuşağımız 1980 öncesinde Türkiye’nin zor dönemlerini yaşadı. Samimiyetle şunu söyleyebilirim: Geriye dönüp baktığımda anne ve babalarımızın o dönemdeki tavrını çok takdir ediyorum. Her gün o kadar insan ölürken biz üniversiteye gittik. Onlardan öğrendiklerimizi uygulayabilsek yeter aslında. Elbette kaygılanıyoruz ama sonuçta genç insanlar bunlar. Sadece okuma yazmayı değil, eğlenmeyi de bilmeliyiz. Eğlenmeyi bilmeyen insanlar ruhsal sıkıntılarla daha çok karşılaşır. Dünyaya katı kalıplarla bakan, hayatı hafife alamayan, kendiyle dalga geçemeyen, gergin insanlara dönüşürler.

“Gençlerin travmatize olmaması zor”

- Korkarak yaşamak bizi nasıl insanlara dönüştürecek?

Toplumda paranoyanın değil ama paranoid algılayışların arttığını söyleyebiliriz. Genç meslektaşlarımın 20 yıl sonra nasıl bir tabloyla karşılaşacağını kestirebiliyorum az çok. Tabii ki spekülasyon bunlar ama hayattan zevk almayı bilmeyen, gergin, endişeli, karamsar insanların çoğalması beklenebilir. Burada hep karanlık bir tablo çizdik ama insanlar bu zor zamanlarda dayanışma duygularını geliştirebilir, kendilerini negatif duygulara terk etmek yerine, birbirlerini anlamak için çaba harcayabilirlerse, tehdide maruz kalan kurban rolünden çıkıp bir diyalog toplumu kurulabilirse tablo çok farklı olacaktır. Anlamak, peşin hükümlerin değişmesine açılan kapıdır.

Kars'ta tilkilerin yiyecek arayışıKars’ta aç kalan tilkilerin, yiyecek araması objektiflere yansıdı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber