PazarGöbeklitepe’nin yeni rotası: Yeni kazı alanı ile cevap bulacak sorular

Göbeklitepe’nin yeni rotası: Yeni kazı alanı ile cevap bulacak sorular

23.08.2026 - 02:01 | Son Güncellenme:

Göbeklitepe Harran Ovası’na hâkim bir noktada, 9 hektarlık bir alanı kaplıyor. Boyutlarıyla tarih öncesi dönemin büyük yerleşimlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Haberlerimizi Google'da Takip EdinGelişmelerden anında haberdar olun.Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin
Göbeklitepe’nin yeni rotası: Yeni kazı alanı ile cevap bulacak sorular

Prof. Dr. Necmi Karul - Bugüne kadar açığa çıkarılan kalıntılar Göbeklitepe’nin yaklaşık 1500 yıl boyunca kesintisiz olarak kullanıldığını kanıtlıyor ve bu süreç en az üç evreyi içeriyor. Bu süre içinde beslenme alışkanlıklarından, alet yapım tekniklerine ve özellikle mimarlık teknolojilerine kadar birçok gelişme yaşanıyor. Örneğin ilk yerleşimciler yuvarlak planlı, küçük kulübeler inşa ederken zamanla yapıların daha kalıcı konutlara dönüştüğünü görüyoruz. Dönemin sonlarına doğru ise mimarlık tarihin önemli keşiflerinden biri gerçekleşiyor ve insanlar ilk kez köşeyi keşfederek, dörtgen planlı yapılar inşa etmeye başlıyor. Göbeklitepe sadece mimarideki bu gelişmeleri izlediğimiz bir yer değil, aynı zamanda anıtsal yapıların en eski örneklerini de barındırıyor. Yapı duvarlarının içine ve mekânın ortasında karşılıklı yerleştirilmiş iki dikilitaşın taşıdığı çatılara sahip büyük yapılar inşa ediliyor. T biçiminde kesilmiş bu dikilitaşların yüzeylerine, bölgede yaşayan yabani hayvanlara ait betimlerin tekil ya da bir kompozisyon oluşturacak şekilde işlendiklerini görüyoruz. Bunlara eşlik eden hayvan ve insan heykelleri gibi buluntular ise yapıların özel ya da kapsayıcı bir ifade ile kamusal amaçlarla kullanıldıklarını kanıtlıyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Harran Ovası’na nazır

Höyüğün üzerinde kurulduğu alan, oldukça hareketli yüzeylere sahip kireçtaşı levhalardan oluşuyor. Kireçtaşı göreceli olarak kolay işlenebilen bir hammadde. Bu sayede, çapları 20 metreye yaklaşan yapıları anakayayı keserek içine oturttuklarını ya da uzunlukları 6 metreyi bulan dikilitaşları yekpare hâlde elde ederek özenle işlediklerini görüyoruz. Dolayısıyla doğanın bahşettiği bu hammadde usta ellerde tarih öncesinin en anıtsal yapılarına evriliyordu.

Bugüne kadar kazısı yapılan alanlar topoğrafyanın ihtiyaca göre dönüştürüldüğünü ya da yapıların araziye uyumlu bir şekilde konumlandırıldığını gösteriyor. Höyüğün güney yamacında bulunan A, B, C ve D yapılarının konumu bunun en iyi örneği. Harran Ovası’na nazır, yarımay biçimli bir çukurluğun içine yerleştirilmiş bu yapılardan ikisinin zemini ana kayadan elde edilmiş. Zeminler ana kayanın kademeli olarak tıraşlandığını ve yapıların düzeltilmiş bu yüzeylerin üzerine inşa edildiğini kanıtlıyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Göbeklitepe’nin yeni rotası: Yeni kazı alanı ile cevap bulacak sorular

Haberin Devamı

Bilinçli olarak mı gömüldü?

Haberin Devamı

Göbeklitepe kazılarının beraberinde getirdiği önemli tartışmalardan biri binaların işlevi sona erdikten sonra bilinçli olarak gömülüp gömülmediğiydi. Sözünü ettiğimiz binaların çukurluk bir alana inşa edilmiş olması içlerinin erozyonla, zaman içinde dolduğu düşüncesini de beraberinde getirmişti. Bu görüşün aksini savunanlar binaların bilinçli olarak doldurulduğunu öne sürüyordu. Nitekim Karahantepe gibi çağdaş yerlerde yapılan çalışmalar yapıların bilinçli bir şekilde doldurulduktan sonra terk edildikleri görüşünü destekler sonuçlar verdi.

Haberin Devamı

Göbeklitepe kazılarının gündeme taşıdığı bir diğer tartışma konusu ise, alanın bir kült merkezi olarak kullanıldığı yönündeydi. Bu görüşe göre Göbeklitepe belirli zamanlarda gerçekleşen şölenler için bir araya gelinen bir yerdi. Konutların ve yakın çevrede su kaynaklarının bulunmamış olması bu görüşü destekliyordu. Dolayısı ile hem Göbeklitepe’de hem de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2021 yılında hayata geçirdiği Taş Tepeler Projesi kapsamında yapılan her çalışmanın bu ve benzeri sorulara cevap verme potansiyeli bulunuyor.

Haberin Devamı

Göbeklitepe’nin yeni rotası: Yeni kazı alanı ile cevap bulacak sorular

Konut kullanımına işaret ediyor 

Göbeklitepe’de 2026 sezonunda yeni alanlarda kazılara başladık. Özellikle höyüğün kuzey yamacında 80x70 metre boyutlarında yeni bir alanda çalışıyoruz. Burası daha önce sözünü ettiğimiz güney yamaçtaki gibi çukur bir topoğrafyaya sahip. Önceki yıllarda yapılan jeomanyetik ölçümlerden burada da benzeri, yuvarlak planlı büyük yapıların olduğunu biliyoruz. Yaklaşımımız yapı ölçeğinde bir kazı yapmak yerine söz konusu alanın tümünü kapsayacak ve eş zamanlı ilerleyecek bir çalışma. Şimdiden bu alanın üst kotlarında Göbeklitepe II evresine tarihlenen dörtgen planlı yapılar açığa çıkardık. Bitişik düzende inşa edilmiş bu yapıların zemin seviyesine kadar ulaştık ve bazı yapıların terazzo adını verdiğimiz, kirecin yakılmasıyla elde edilmiş bir karışım ile kaplandığını gördük. Yine yapı içlerinde besin hazırlamaya yönelik buluntuların varlığı mekânların bir konut olarak kullanıldığına işaret ediyor. Ölçümlerde tespit edilen yuvarlak planlı büyük yapıların ise üst seviyelerine ulaştığımızı düşünüyoruz. Yeni kazı çalışmalarının bize yeni şeyler öğreteceğinden şüphe duymuyoruz, ancak aynı zamanda mevcut tartışmalara da açıklık getireceğine inanıyoruz.

Haberin Devamı

Ziyaretçiler için yeni düzenleme

Göbeklitepe’deki çevre düzenlemesi çalışmalarını da bu yeni kazı alanını dikkate alarak belirledik. Bu sayede ziyaretçiler yeni rota üzerindeki yeni alandaki gelişmeleri yakından takip edebilecek. Gerek çağdaş arkeolojinin tüm olanaklarını kullanarak gerekse Göbeklitepe’nin gördüğü ilgiyi dikkate alarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bunlar arasında daha önce kazısı yapılmış bölgelerdeki kalan işleri tamamlamayı ve bugüne kadar açığa çıkarılan yapıların koruma ve sağlamlaştırma işlerini sayabiliriz.

Göbeklitepe’nin yeni rotası: Yeni kazı alanı ile cevap bulacak sorular

Haberin Devamı

Senaryo değil tarih yazıyorlar

Mesut Alp - Kulaktan dolma bilgi ve gürültülü komplo teorileri yerine bilim insanlarının sesine kulak vermek, hem bu toprağa hem de ortak mirasımıza olan en büyük sorumluluğumuzdur

İnsanlık tarihinin en büyük kırılma noktalarından biri olan Göbeklitepe, başka bir deyişle Taş Tepeler Kültürü, keşfedildiği günden bu yana sadece arkeoloji dünyasının değil, gerek Türkiye gerekse dünya kamuoyunun ve medyanın ilgisini çekmeye devam ediyor. Bilinen kronolojiyi değiştirmesi, insanların yerleşik hayata geçmesinin neden ve sonuçlarına dair ezber bozan veriler sunmasından ötürü Taş Tepeler Kültürü ve özelde Göbeklitepe kazı alanı, birçok komplo teorisinin ve iddianın odağı hâline geldi.

Bu kadar alışılmışın dışındaki buluntuların beklenen tarih aralıklarından binlerce yıl önce çıkması ve gelişkin sanat anlayışı, insanları farklı cevaplar aramaya yönlendirdi. Daha keşfin ilk yıllarında bilimsel hiçbir veriyi okumadan insanların kendi kendilerini söylentiler üzerinden eğittikleri paralel bir Göbeklitepe tarihi yazılmaya başlandı.

İlk ve en kolayı ise “uzaylılar yaptı”, “dünyanın merkezi”, “gizemli enerjilerin odağı” veya “sırları saklanan alan” gibi komplo teorileri ile olan değil, olması hayal edilen bir alan hâline getirilmeye çalışılmasıydı. Burada insanı hayretler içinde bırakan şey ise insanların ortaya attığı komplo teorilerini destekleyecek tek bir veri olmamasına rağmen, bu teorileri üretmeleri ve bunlara inanmalarıydı. Lakin bilim, söylentilerle değil, somut verilerle hareket eder. Kazılar neticesinde bilimsel veriler çoğaldıkça bu komplo teorileri de yerini insan zekâsının, inancının ve emeğinin gerçek tarihine bıraktı.

Enerji çakralarının kesişim merkezi ve nadide olarak görülen Göbeklitepe’nin aslında günümüzde Taş Tepeler olarak zikredilen bir kültürün parçası olduğu; Karahantepe, Sayburç, Çakmaktepe, Gürcütepe, Harbetsuvan, Söğüt Tarlası ve Sefertepe gibi kazılarla iyiden iyiye ispatlanınca komplocular bu sefer de başka bir yerden yaklaşıp günümüz kazı alanının kuzeyindeki ağaçlık alan üzerinden yeni teoriler üretmeye başladılar.

İddialara göre; Göbeklitepe’nin koruma çatısının hemen kuzeyinde yer alan ağaçlık/zeytinlik alanda “Kazılara bilinçli olarak izin verilmiyordu”, ”Tarihin akışını değiştirecek sırları kapatmak için alana bilerek ağaç dikildi” ya da “Dış güçler kazıları durdurdu” gibi söylentiler dolaşsa da işin aslı, arkasında bölge insanının ve arkeoloji dünyasının çok iyi bildiği pratik, hukuki ve idari bir sürecin bulunmasıydı. Bu alan ile ilgili bakarsanız yüzlerce yayın ve iddia ile karşılaşırsınız; ama dönüp sorarsanız tek bir kişinin bile proje koordinatörü ve kazı başkanlarından bilgi talep etmediğini göreceksiniz. Neden? Çünkü bilgiyi bilim ile üretmek zahmet ve emek isteyen bir iştir. İşin aslı ise şöyledir:

Kamulaştırma ve mülkiyet süreci: Söz konusu alan, yakın zamana kadar özel mülkiyete ait tarlalardan oluşuyordu. Türkiye’nin pek çok yerinde (örneğin Ilısu Barajı dönemindeki Hasankeyf tarlalarında) sıklıkla gördüğümüz üzere; kamulaştırma kararı öncesinde veya sırasında arazi sahipleri, arazinin değerini ve devletten alacakları kamulaştırma bedelini artırmak amacıyla tarım tarlalarına meyve veya kereste ağaçları dikebilmektedir.

Ağaçların nakli ve kazıların başlaması: Devlet tarafından mülkiyet ve kamulaştırma süreçleri tamamlanıp alandaki zeytin ağaçları özenle başka bir bölgeye nakledildikten sonra kazı ekibi sahaya girmiş ve kazılara elverişli ortam oluşmuştur. Ağaçlar oradan taşınmasaydı, zaten o alanda bilimsel bir kazı yürütmek fiziken imkânsız kalacaktı.

Tüm kazılar şeffaf ve kayıt altında

Kamuoyundaki bir diğer yanlış algı ise kazıların hızı veya kazı sezonu araları hakkındadır. Bir arkeolojik kazıyı belediyenin hafriyat çalışmasından ayıran şey; elde edilen verilerin laboratuvarda tasnifi, toprak analizleri, belgelenmesi ve akademik yayın hâline getirilmesidir. Sahada kazı yapmak kadar, misal X ve Y yapılarındaki dikilitaşların sabitlenmesi veya koruma tedbirlerinin alınması da bilimsel sürecin bir parçasıdır. Verilerin daha iyi anlaşılması ve doğru tasnifi için bazen 3-5 yılda bir sezon kazılar durdurulur ve ağırlıklı olarak laboratuvarlarda çalışılır. Çünkü arkeologların hızlı değil, doğru kazmak gibi sorumlulukları vardır. Yani 1-2 sene içinde kazılar durdu diye bir haber duyarsanız bunun nedeninin “dünyayı yöneten beş aile” değil, bilimsel gereklilikler olduğunu bilin lütfen!

Ayrıca, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 1980’lerden bu yana her yıl kesintisiz yayımladığı ve herkese açık olarak erişime sunduğu kazı sonuçları raporları incelendiğinde, Türkiye’deki tüm kazıların ne kadar şeffaf ve kayıt altında yürütüldüğü açıkça görülebilir.

Son olarak toparlamak gerekirse; Karahantepe’nin tabanında bulunan koşan eşek figüründen Göbeklitepe’deki dörtgen konutlara kadar elimizdeki binlerce veri bize tek bir şeyi gösteriyor: Buradaki her şey insanoğlunun zekâsı, inancı ve toplumsal örgütlenme becerisiyle şekillenmiştir. Uzaylılara ya da gizemli güçlere atfedilen söylemler, sadece tıklanma ve etkileşim kaygısı taşıyanların ürettiği birer şehir efsanesidir.

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler