21.09.2025 - 02:00 | Son Güncellenme:
Didem SEYMEN - Alzheimer hastalığı, demansın en yaygın formu olup, dünya genelinde 55 milyondan fazla bireyi etkilemektedir (WHO,2021). Hastalık çoğunlukla bellek bozuklukları ve bilişsel yıkım ile tanımlansa da, sosyal işlevsellikteki değişiklikler de en az bilişsel semptomlar kadar belirgindir. Sosyal ilişkilerdeki bu değişiklikler, hem hastanın yaşam kalitesini hem de bakım verenlerin yükünü doğrudan etkiler. Medicana International İstanbul Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Vugar Jafar, Alzheimer hastalığında gözlemlenen sosyal değişiklikler hakkında bilgi verdi.
Alzheimer hastalarında sosyal geri çekilme sık görülen bir semptomdur. Araştırmalar, erken evrede bile bireylerin sosyal aktivitelerde daha az yer aldığını göstermektedir. Bunun başlıca nedenleri arasında bellek kayıplarının kişide utanç ve yetersizlik duygusu yaratması, kalabalık ortamlarda konuşmaları takip etmede güçlük yaşanması ve anksiyete ile depresyon gibi eşlik eden psikiyatrik durumlar yer almaktadır. Bu sosyal izolasyon, hastalık progresyonunu hızlandırabilecek ek bir risk faktörü olarak değerlendirilmektedir.
Alzheimer’ın karakteristik özellikleri hastalarda kelime bulma güçlüğü, konuşma akışında bozulma ve sürekli tekrarlayıcı sorular sormak. İletişim zorlukları; aile içi ilişkilerde sabırsızlık ve yanlış anlamalara yol açarak sosyal bağları zayıflatır. Çalışmalar, iletişim problemlerinin bakım veren stresini artıran en önemli etkenlerden biri olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, iletişimde basit cümlelerin kullanılması, sözel olmayan ipuçlarının (göz teması, jestler) desteklenmesi önerilmektedir.
Empati becerisi zayıflar
Alzheimer ilerledikçe yalnızca bilişsel değil, sosyal bilişsel işlevler de bozulur. Özellikle orbitofrontal ve temporal bölgelerdeki nörodejenerasyon, empati kurma ve başkasının duygularını anlama becerisini zayıflatır. Hastalar yakınlarının üzüntüsünü fark etmeyebilir ya da daha önce değer verdikleri ilgi alanlarına kayıtsız kalabilirler. Bu durum aile bireyleri tarafından “kişilik değişimi” olarak algılanır ve duygusal yükü artırır. Ancak bu değişikliklerin biyolojik temelli olduğu anlaşılmalıdır.
Sofraya peçete koyabilir
Klinik uygulamalarda yalnızca bilişsel testlere değil, hastanın sosyal işlevselliğine dair gözlemlere de yer verilmelidir. Hastalara basit ama anlamlı görevler verilmesi (ör. sofraya peçete koyma, çiçek sulama) sosyal işlevselliğin korunmasına katkı sağlayabilir. Ayrıca, bakım verenlere sosyal değişimlerin doğası açıklanarak yanlış anlamalar azaltılabilir ve daha sağlıklı bir bakım süreci sağlanabilir. Güncel literatür de sosyal etkileşimlerin korunmasının bilişsel yıkımı yavaşlatıcı etkisi olduğunu vurgulamaktadır.
Evdeki rolü azalan yakınınız Alzheimer olabilir
Alzheimer hastalığının, bireylerin aile ve toplum içindeki sosyal rollerini doğrudan etkilediğini belirten Uzm. Dr. Vugar Jafar, “Çalışmalar, hastaların zamanla karar verme, ev içi sorumluluk üstlenme ve sosyal gruplardaki etkin rollerini kaybettiklerini ortaya koymaktadır. Bu rol kaybı, hastanın kimlik ve aidiyet duygusunu zedelerken, aile üyeleri için de uyum sağlanması zor bir durum yaratır. Alzheimer hastalığında gözlenen sosyal değişiklikler çoğu zaman bellek kaybının gölgesinde kalır. Oysa bu belirtiler, hem hastanın yaşam kalitesinde düşüşe hem de bakım verenin yükünde artışa neden olmaktadır. İçe kapanma, iletişim zorlukları, empati kaybı ve sosyal rollerin azalması sık görülen fakat yeterince fark edilmeyen değişikliklerdir” şeklinde konuştu.

Bakım ihtiyacında artış
Türkiye nüfusu da dünya gibi giderek yaşlanıyor. Yaşlı nüfus olarak kabul edilen 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus, TÜİK verilerine göre son beş yılda yüzde 20,7 artarak 2024 yılında
9 milyon 112 bin 298 kişi oldu. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı ise 2024 yılında yüzde 10,6'ya yükseldi. Yaşlı nüfusun 2024 yılında yüzde 44,6'sını erkek nüfus, yüzde 55,4'ünü kadın nüfus oluşturdu. Yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu il, 2024'te yüzde 20,8 ile Sinop olarak belirlendi. Bu ili Kastamonu (20,2) ve Giresun (19,1) izledi. Uzmanlara göre sosyal hayat dahil birçok alanda yeni düzenlemeler yapılmalı.
Akdeniz Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Gerontoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail Tufan, yaşanacak toplumsal değişimi şöyle anlattı: “Bakım hizmetleri, evde bakım ve huzurevleri gibi sosyal hizmetlere ihtiyaç artabilir. Yaşlılıkla sosyal izolasyon ve yalnızlık riski artacaktır. Aile bağlarının zayıflaması ve yaşlı bireylerin toplumdan uzaklaşması sosyal sorunlara yol açabilir. Yaşlılıkla zihinsel ve fiziksel sağlık sorunları da artış gösterecektir. Bunlar arasında demans, depresyon, osteoporoz gibi sorunlar yer alabilir.”

Erken davran ki genç kalasın!
Sağlıkla yaş almak, gençlik süresini uzatmak, yaşının en iyisi olmak son yıllarda gündemde. Bu hedeflerle birlikte tıp dünyasında son yıllarda öne çıkan kavramlardan biri ‘longevity’ yani sağlıklı yaşam süresinin uzatılması. Uzm. Dr. Elif İnaç, çok genç yaşlardan itibaren yaşlanmaya karşı korunmak gerektiğini vurguluyor: “20’li yaşlardan itibaren longevity yaklaşımını benimsemek mümkün. Genç yaşlarda amaç koruyucu hekimlik ve sağlıklı alışkanlıkların kazandırılmasıdır. 40 yaş ve sonrasında ise yaşlanma süreci belirginleşmeye başlar, bu dönemde hücresel yenilenme, hormonal denge ve metabolik hız üzerinde çalışılır. 60 yaş üstünde ise amaç, mevcut sağlık sorunlarını kontrol altına almak, bağışıklık sistemini güçlendirmek ve yaşam kalitesini artırmaktır. Yani longevity her yaşta uygulanabilen ama her yaşa farklı katkılar sağlayan bir yaklaşımdır.”