Geri Dön

Haslet Soyöz’den Karaburun’un 44 hali...

Milliyet Gazetesi çizeri Haslet Soyöz, 2008 yılından bu yana her fırsatta gittiği Karaburun’a olan sevdasını resimleriyle anlatıyor. Sanatçı, Rahmi M. Koç Müzesi’nde açılacak olan sergisinde Karaburun resimlerine yer veriyor

Haslet Soyöz’den  Karaburun’un 44 hali...

Bilinen tarihi Cenevizlilere kadar uzanan şirin bir deniz kasabası Karaburun. Milliyet Gazetesi çizeri Haslet Soyöz’ü yaklaşık beş yıl önce kendine âşık etmiş. Soyöz yıllardır İstanbul’un kaosundan kaçmak için her fırsat bulduğunda gittiği Karaburun’u o kadar çok sevmiş ki şimdi onun için bir sergiye imza atıyor. Soyöz’ün Karaburun’un yıllar boyunca geçirdiği değişimi, denizini, insanlarını, sahilini, gemilerini tuvaline aktardığı sergisi “Delkos’tan Karaburun’a” ismini taşıyor. Rahmi M. Koç Müzesi’nde izlenebilecek olan sergide yer alan her bir yağlıboya çalışmada Karaburun’un güzelliklerine tanık oluyoruz. Soyöz ile 44 resminin yer aldığı sergisini ve Karaburun sevdasını konuştuk...

Neden özellikle Karaburun’u anlatan bir sergi yapmak istediniz?

2008 yılında Bahçeşehir’deki evime taşındığımda ilk işim çevrede görmeye değer bir yerlerin olup olmadığını araştırmak olmuştu. Bir arkadaşımın tavsiyesiyle evime yarım saat uzaklıktaki Karaburun’la tanıştım. O yarım saatlik mesafede Karaburun’a giderken içinden geçtiğim Trakya’nın güzelim köyleri de rotayı cazip kıldı benim için. Diyabet hastalığım yüzünden İstanbul’un hiç yürümeyen trafiğinde birkaç kez ‘hipoglisemi’ krizine yakalandım; psikolojim bozuldu, trafiğe girmekten korkar oldum. Yeni evim İstanbul’un sorunlarının da dışındaydı. Karaburun’a gidip gelirken trafik sorunu yaşamıyordum, olağanüstü ve her mevsimde apayrı güzellikteki yerleri görüyor, rahatlıyordum. Üstelik yediğim enfes balıklar da cabası... İşte tam bu sırada, sanatsever dostum Kemal Bilginsoy bana “Neşeli bir sergi açsana” dedi ve Karaburun macerası böylece başlamış oldu. Böyle bir sergi yapmak istememin bir nedeni de orayı ve oradaki dostlarımı çok seviyor oluşum.

Karaburun’u anlatırken özellikle nelere dikkat ettiniz?

Karaburun’a her gittiğimde değişik renk tonları keşfettim. Ayrıca Karaburun’daki her şeyin de oraya her gidişimde değiştiğini fark ettim. Resmini yaptığım salaş iskeleler bir sonraki gidişimde yerini betona bırakmış oluyordu. Karaburun’u her haliyle resmettim; denizi, sahili, güneşlenen insanları... Ve her bir resmim aslında Karaburun’un değişimini, dönüşümünü de göstermiş oldu. Mesela Karaburun’a bir gittiğimde resmini yaptığım, genç âşıkların mendirekteki yazılarının bir sonraki gidişimde belediye tarafından silinmiş olduğunu görmek ‘belgeselci’ duygusunu tattırıyor bana; iyi ki bu resmi daha önce yapmışım diyorum.

“Sergi için yüzlerce fotoğraf çektim”

Sergiye hazırlık süreci nasıldı?

Oraya her gittiğimde yüzlerce fotoğraf çektim. Bu fotoğraf karelerinden yola çıkarak resimlerimi yaptım. Bazı kareleri kolaj yaparak yorumladım. Bazen bir resim için birden fazla sayıda fotoğraf kullandım. Sergiye 2009 yılında hazırlanmaya başladım. 4.5 yıllık bir süre boyunca üzerinde çalıştım.

Diğer sergilerinizle bu son serginiz arasındaki farklar neler sizce?

Ben resim eğitimi almama karşın yağlıboya resim yapmaya çok geç başladım. Şimdiye kadar
Rahmi M. Koç Müzesi’nde iki kişisel sergi açtım. Ancak bu sergiler bugün var olmayan taşıtları anlatıyordu; gemiler, trenler, uçaklar vs. Dolayısıyla bu objeleri tuvalde canlandırmak da onların öyküleriyle birlikte benim hayal gücüme kalıyordu. Karaburun’da ise olay tamamen benim yaşadıklarımla ilgili. Yani görüyor, yaşıyor, kokluyor, yiyor, içiyorum...

“Denizin büyülü bir yapısı var, bir anı ötekine uymuyor”

Karaburun’a yaptığınız tüm bu ziyaretler sonucunda orada yakın dostluklarınız da oluşmuş. Ve sizin sayenizde 2 bin 500 yıllık bir çapa kurtulmuş Karaburun’da. Bunun hikayesini anlatır mısınız?

Bir gün Karaburun’daki Hanımeli restoranın işletmecisi dostum Selçuk Birinci, telefonda “Abi denizden çıkartılan ahşap parçalar var, gelip bakabilir misin?’’ dedi. Selçuk Birinci balıkçıların çıkarttıkları ahşap parçaları ısınmak için yakmayı palanladıklarını duyunca onları
250 liraya satın almış. İki arkadaşımla birlikte hemen Karaburun’a gittik. Parçalar bir çapaya benziyordu. Ben yanımdaki kameramla fotoğraflarını çekerek durumu Rahmi M. Koç Müzesi Müdürü Ertuğrul Duru’ya bildirdim. O da “Bu Arkeoloji Müzesi’nin alanına girer” diyerek durumu Doç. Dr. Ufuk Kocabaş’a bildirdi. Bir de öğrendik ki bizim çapa 2 bin 500 yıllıkmış ve dünyada eşi benzeri yokmuş. Karadeniz’in yapısal özelliği çapayı bozulmadan bugünlere taşımış...

Gemileri resmettiğiniz ilk serginizden bu yana çalışmalarınızın merkezinde denizi görüyoruz. Neden deniz hep odak noktasında?

Denizin büyülü bir yapısı var, bir anı diğer anına uymuyor. Deniz sayesinde terapi oluyorum.

Haslet Soyöz’den  Karaburun’un 44 hali...

Haslet Soyöz’ün Rahmi M. Koç Müzesi’indeki üçüncü kişisel sergisi “Delkos’tan Karaburun’a” 15 Mayıs-16 Haziran tarihleri arasında ziyaretçilere açık.

Haslet Soyöz’den  Karaburun’un 44 hali...

Haslet Soyöz, bu sergi için 4.5 yıldır Boğazköy’deki evinin alt katındaki atölyesinde çalışıyor.

“Karikatür bir olayı anlatır, resim ise o olayı yaşatır”

Her bir serginizdeki resimlerinizde gazetecilikten gelen bir dürtüyle belgeselci tavrın hakim olduğunu söyleyebilir miyiz?

Benim asıl mesleğim gazetecilik, gazete çizerliği. Bu yüzden konulu ve biraz da araştırmaya dayalı şeyler yapmayı seviyorum. İnşallah bundan sonraki sergimde hep istediğim bir konu var, onu gerçekleştirmeye çalışacağım: Deniz fenerleri..

Karikatür ve resmin ortak noktaları, ayrılan yönleri nelerdir sizce?

Karikatür ve resim sanatın iki farklı türüdür diyebiliriz. Olayı basitçe ele alırsak karikatür bir olayı anlatır, resim ise yaşatır. Karikatürde de resimde de samimiyete inanırım. İkisinde de zorlamayı sevmem, anlaşılır olmaya özen gösteririm... Karikatür bir an önce kurtulmam gereken başımın belası, kabusum gibidir. Çizerken kendime kendimce koyduğum bir süre vardır. O süre içinde konuyu çizemezsem vazgeçerim. Resimlerimde ise bunun tam tersi oluyor; sabır, sabır, sabır...

Gülşah Saraçoğlu: Ben tasarımcı değil terziyim!Şarkcı Simge Sağın'ın ilk Harbiye Açıkhava konserinde giydiği renkli sahne kostümü olay oldu. Gülşah Saraçoğlu’nun imzasını taşıyan kıyafet; Meksikalı şarkıcı Thalia’nın geçen yıl bir konserinde giydiği kostümün kopyası olduğu haberleriyle gündeme geldi. Tüm bu yaşananların ardından Gülşah Saraçoğlu, konuya açıklık getirdi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber