Geri Dön

"Hükümet durumu fark ettiğinde inşallah ben hâlâ yaşıyor olurum"

"Türkiye'deki hayvansever kadınlar dedikoduyu da seviyor"





Türkiye'de tekstil işi yapan İngiliz Robert Smith altı yıl önce Sokak Hayvanlarını Koruma Derneği'ni kurdu. Ardından Göktürk köyünde köpekler için bir barınak yaptı, insanların bakamadığı hayvanları sahiplendi. Ama barınağın bulunduğu arazi zamanla değerlenince, mal sahibi villa yapmak için Smith'i ve sayıları 3 bin 200'e ulaşan köpekleri oradan çıkarmak istedi. Smith bunun üzerine hasta, yaşlı ve yavrular dışındaki 3 bin köpeği Orman Bakanlığı'nın 25 dönümlük ormanlık arazisine yerleştirdi. Ama bürokratik işlemler bir türlü sona ermedi; o da Milli Emlak'tan bir arazi kiraladı. Ama bir gün burayı da mısır ekilmiş halde buldu. Şimdi bu faili meçhul mısırların temizlenmesi için Milli Emlak'tan yardım bekliyor. Dernek için her ay cebinden yaklaşık 30 bin dolar (40 milyar liradan fazla) ödeyen Robert Smith; komşuların köpek sesinden rahatsız olması, diğer hayvan derneklerinin şikayetleri, belediyelerin ilgisizliği gibi dertlerle "uğraşmaktan yoruldu".

"Akademik bir konu gibi köpekleri inceledim"

Türkiye'de başarılı bir işim var. Buraya borcum olduğunu hissettim. Ayrıca yollarda gördüğüm ölü sokak köpekleri beni çok üzüyordu. Beylikdüzü'ndeki fabrikam civarındaki köpekleri aşılatıp kısırlaştırdım. Bu yaptığımın özel bir insani görev olmadığını düşünmüyorum.


Sokak köpekleri sorununu çözmek için İstanbul'da çeşitli organizasyonlara para bağışında bulundum. Ne stratejileri ne de problemin nasıl çözüleceğiyle ilgili fikirleri var. Bu işler daha çok hassas ve hayvansever hanımlar tarafından yürütülmeye çalışılıyor. Onlar da bu problemi çözecek güç ve kapasitede değiller.


Evet, bir akademik konu gibi sokak köpeklerini incelemeye başladım. Sokak köpeklerinin nüfusunun herhangi bir vahşi hayvan nüfusundan farklı olmadığını gördüm. Tek farkları, insanlardan uzak yerlerde yaşayamıyorlar.


Sokak köpeklerini öldürmek, hayvan kamplarında tutmak, birkaç köpeği zehirlemek ya da öldürmek işe yaramaz. Çünkü sokaktan alınan köpeklerin yerini bir yıl içinde yenileri alıyor.


Seçeneğimiz yoktu. Çevremizdeki belediyeler köpekleri zehirliyordu. Onları aşılattırdık, kısırlaştırdık. Belediyeleri, İstanbul'daki otoriteleri ve hükümeti hayvanları öldürmenin yalnızca vahşi olduğu değil işe yaramadığı konusunda da ikna edebileceğimi düşünmüştüm. Yıllarımızı aldı, daha yeni yeni sesimizi duyarabiliyoruz. "Kısırlaştır, aşılat, yaşat" sloganımızı çeşitli otoriteler benimsemeye başladılar.


Hollanda ve Almanya'da 700-800 sokak köpeğine aile bulduk. Türkler sokak köpeklerini almak istemiyor.


Sosyal sorumluluklarının farkında değiller. Sokak köpeklerine karşı kentlerde önyargı var, köylerde ise yok. Cins köpek sahibi olmayı tercih ediyorlar. Oysa sokak köpekleri daha sağlıklı, şefkatli ve sadık. Bu, kirli bir Anadol marka otomobil sahibi olmaktansa BMW sahibi olmaya benziyor. İngiltere, Almanya'da da böyleydi. İnsanlar ne güzel arabaları, ne güzel köpekleri var desinler diye araba ve köpek isterdi.


Her ay cebimden 30 bin dolar ödüyorum. Bu rakam daha yüksekti. Fakat derneğe bu şekilde sonsuza kadar yardım edemem.


Hükümetten herhangi bir eylem gelmeden bu kadar çok para ödemekten yoruldum. Hükümetin köpekler konusunda projeler uygulamasını istiyorum. Herkesten yılda 500 bin lira toplanırsa üç yılda hemen hemen tüm köpekler kısırlaştırılıp aşılanabilir. Her yıl kişi başına iki ekmekten daha az bir parayla Türkiye'nin sokak köpeği sorununu halledebiliriz.


Hükümet sokak köpekleri sorununu çözmeye karar vermedikçe İstanbul için yapabileceğim başka bir şey yok. Param olsa bile bunu hükümetin, belediyelerin işbirliği olmadan yapamam. İstanbul'daki tüm sokak köpeklerinden sorumlu merkezi bir organizasyon gerekiyor. En azından sahipli- sahipsiz tüm dişi köpekler kısırlaştırılmalı.

"Türkiye'de bürokrasi yavaş"

Bürokrasi Türkiye'de çok yavaş. Hükümet sonunda ne yapmak zorunda olduğunun farkına varıp uyandığında umarım hâlâ yaşıyor olurum. Hükümet ve İstanbul'daki otoriteler sokak köpekleri sorununu çözmeye karar verirlerse dernek, uzman veterinerim ve köpek yakalayıcılarım tüm köpekleri kısırlaştırmak ve aşılamak için burada olacağız. Köpekler insan yaşamı için de problem. Her yıl bir-iki kişi kuduzdan ölüyor. Motosikletçiler köpekler yüzünden kaza yapıyor. Hükümet bu parayı hayvanları sevdiği için değil, insan hayatını korumak ve İstanbul'un imajını iş ve turist merkezi olarak düzeltmek için harcamalı.

  • Ev sahibine: "Taşınmamı istemesinde çok haklı, arazisini yüksek paralara satabilir."
  • Komşulara: "Geceleyin yüzlerce köpek havlamasıyla uyanmak istememeleri anlaşılır. Beş yıl önce buraya barınak yaptığımızda bomboş bir alandı. Göktürk'ün rezidanslarla dolacağını bilseydim barınağı buraya kurdurmazdım. Hatta araziyi satın alır, bir sürü para kazanırdım."
  • Hayvan derneklerine: "Bazı hayvan dernekleri köpekleri kürk, laboratuvar ve yemek için ihraç ettiğimi iddia ediyorlarmış. Türkiye'deki köpek yardım kuruluşları daha çok orta yaşlı kadınlarla dolu. Bu kadınlar harika hayvanseverler ama aynı zamanda dedikoduyu da seviyorlar. Birçoğu, kimsenin onlar kadar hayvan sevemeyeceğini düşünüyor. Bir erkek, özellikle de bir işadamı tek başına gelip hayvanların hayrına bir şey yapınca altında başka bir şey arıyorlar. Açıkgöz bir işadamı köpeklerden para kazanıyor! Bu bir komplo teorisi. Laboratuvarlarda sadece özel şartlar altında yetiştirilmiş ve ömrü boyunca hijyenik ortamda yaşamış köpekler kullanılır."


  • Barınakta bugüne dek 20 bin köpek aşılandı, kısırlaştırıldı. Halen 3 bin 200 köpeğe bakılıyor. Köpeklerin toplam yemek masrafı 15 milyar lira. Her ay 7,5 ton kuru mama, 7,5 ton et tüketiyorlar. İstanbul'da sahipli ve sahipsiz 150-200 bin civarında sokak köpeği bulunuyor.

    Begüm ve Ceyhun, Fahriye Evcen'in meydan okumasına katıldıOyuncu Begüm Öner ve Ceyhun Fersoy, magazin dünyasının eğlenceli çiftleri arasında yer alıyor. Çift, karantina günlerinde Fahriye Evcen’in başlattığı parmak hareketleri meydan okumasına dahil oldu.

    İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

    Sıradaki Haber