Geri Dön

“İnsan her yerde aynı, sadece hikayeler farklı”

“Kalandar Soğuğu” filmi 28. Tokyo Film Festivali’nden iki ödülle döndü. En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerine layık görülen filmin yönetmeni Mustafa Kara: “İnsanlar taşrada da şehirde de aynı. Amacımız kendimizi ispatlamak”

“İnsan her yerde aynı, sadece hikayeler farklı”

Mustafa Kara uzun yıllardır birçok film ve dizinin görüntü yönetmenliğini yapsa da onu ilk olarak “Umut Adası” filmiyle tanıdık. Filmin asıl yönetmeni İngiltere vizesi alamayınca Mustafa Kara henüz 25 yaşındayken projeyi üniversite arkadaşı Özgür Fırat Kınay’dan devralmak zorunda kalmış ve başarıyla tamamlamıştı. Aradan sekiz yıl geçti ve Kara bu defa “Kalandar Soğuğu” adlı filmiyle basit bir insan hikayesi anlatmak için kolları sıvadı. Çekimler Karadeniz’in bir dağ köyünde tam altı ay sürdü. Baştan 16 kişi olarak belirlenen ekip çekimlerin sonuna doğru sekiz kişiye düşse de pes etmediler! Bu emeğin karşılığını ise 22-31 Ekim tarihlerinde yapılan 28. Tokyo Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Yönetmen dalında ödül kazanarak aldılar. Sırada ise 29 Kasım-6 Aralık tarihleri arasında düzenlenecek Antalya Film Festivali var; hem ulusal hem de uluslararası filmler kategorisinde yarışacak...

-Filmin adı “Kalandar Soğuğu”. Farklı gelenekleri de beraberinde getiren Kalandar’ın anlamını açıklar mısınız?

Eski kocakarı takvimine göre ocak ayının adı Kalandar olarak geçer. Ocak ayının 13’ü onlara göre Kalandar ayının ilk günü yani yeni yıldır. Yeni yılın ilk gecesine de Kalandar gecesi deniyor. Ben de Trabzon, Maçka doğumluyum ve çocukluğumdan hatırlıyorum o geceleri. Köy seyirlik oyunlardan, tiyatrolardan Batı’daki Cadılar Bayramı’nı andıran kutlamalara kadar değişik ritüelleri olan bir gecedir.

“Sinemada insanlar karikatürize edilirdi”

-Ne gibi ritüeller mesela?

O gecenin sabahından itibaren herkes ilk 12 günü takip eder. Mesela üçüncü gün soğuk ve yağışlıysa mart ayının çetin geçeceğini anlar ve buna göre hazırlık yaparlar. Aynı 12 günde aile ilişkilerine bakarak, hangi ayda sıkıntı yaşayacaklarını hesaplarlar. Yine ilk gün eve gelecek kişinin uğuruna inanılır. O yüzden eve temiz kalpli bir komşu ya da çocuk davetlidir, o da yoksa ahırdaki en küçük hayvan eve alınır çünkü hayvanların masumluğuna inanılır.

-Film bu ritüeller dışında aslında neyle ilgileniyor?

Asıl olarak dağlarda maden rezervi arayan bir adamın öyküsünü anlatıyoruz. Mehmet birisi down sendromlu iki çocuğu ve eşiyle yaşayan, kendini ispatlamaya ve değerli olmaya çalışan bir adam. Taşrada da, dağ köyünde de, şehirde de insan aslında her yerde aynı insan. Sadece başka hikayelerde yaşıyoruz. Biz burada gökdelenler arasında bir kariyer elde etmeye çalışıyoruz. Mehmet de orada kendine göre bir ispat yolu bulmuş. 80 öncesi sinemamızda insanlar karikatürize edilerek tarif edildi hep; köylü şöyle davranır, şehirli böyle davranır diye. Oysa insan her yerde insandır. Hiçbir farkımızın olmadığını, farklı hikayelerde yaşadığımızı anlatmak istedik.

-Tokyo Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ve En İyi Film ödülünü kazandınız. Başka kültürde yaşayan insanlara Kalandar’ın manasını anlatmak zor olmuştur.

Aslında filmin adını anlatmaktan biraz muzdaripim. Hata mı ettik acaba diye bile düşündüm ama Tokyo’da çok enteresan bir olay yaşadık. Ben de bilmiyordum onların da aynen böyle bir geleneği varmış ve adı da birebir Kalandar. Çok şaşırdım ilk duyduğumda ama onlar hiç şaşırmadı hemen anladılar.

“Çekimler altı ay sürdü”

-Karadeniz bölgesinde kışın mevsim koşulları nedeniyle film çekmek çok zor. Neler yaşandı?

Film çekerken 50-60 kişilik bir ekip kurarsınız, bir planınız olur ve gidip dört-beş haftada takır takır çekip dönersiniz. Bu sistemin bu film için uygun olmayacağını biliyordum ve yeni bir metot uygulamak istedim. Yaklaşık 16 kişilik küçük bir ekip kurdum. Film dört mevsimde geçiyor. Her mevsimi dört hafta diye planladık ama uzamalar oldu. Toplamda altı ay sürdü filmin çekimi. Her mevsim geri geldik ve yeniden gittik. Şartlar gerçekten çok zorladı. Ekip üyesi sayısı 16’dan sekize düştü, haklılardı da bırakıp gitmekte. Aklımda final için en başından beri sisli bir sahne vardı. Bizim orada da rakımdan dolayı normalde sis zaten eksik olmaz. Şansımıza günlerce sis çıkmadı. Meteoroloji yanıldı, köylüler yanıldı. Final sahnesini yarısına kadar çektik ama diğer yarısı kaldı! 25 gün sis bekledik. Bütçeler bitti, psikolojik olarak darmadağın olduk.

-25 günde başka bir sinema filmi daha çekilebilir. Çok uzun değil mi?

Evet, aynen öyle. 25 günün sonunda öyküde ufak bir değişiklik yaparak karakteri güneşli bir yere çıkartıp oradan devam edelim bari dedim. Kararı verdiğim gece sis ve yağmur geldi. Kalan üç günde de filmi tamamladık.

“Festivallerden sonra Türkiye’de vizyona girecek”

-Tokyo’da izleyiciden nasıl yorumlar aldınız?

Tokyo’da bambaşka bir meslekte olan bir adam “Ya ben de kendimi aynı bu şekilde karıma anlatmaya çalışıyorum. Aynı beni anlatıyor bu hikaye” dedi. Bir film yapımcısı “Bizden hiçbir farkı yok Mehmet’in” dedi. Gerçekten de öyle. Çok güzel yorumlar aldık.

-Türkiye’de vizyona ne zaman girecek, belli mi?

Önümüzde Antalya Film Festivali var. Orada hem uluslararası hem ulusal bölümde yarışacak. Sonrasında dünyada birkaç festivale daha gidecek. Beş-altı ay bu festivalleri bekleyeceğiz ve vizyona öyle girecek. TRT haklarını satın aldığı için son olarak da televizyonda yayımlanacak.

Annesi ölen keçiye köpek sahip çıktıBursa'da bir haftalıkken annesi ölen keçiye köpek sahip çıktı. Yavru keçi, köpeği emiyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber