14.06.2026 - 02:01 | Son Güncellenme:
DİDEM SEYMEN - Toplumda “ışın tedavisi” olarak da bilinen ve yüksek enerjili radyasyon kullanılarak kanser hücrelerinin yok edilmesini hedefleyen radyoterapi, günümüzde kanser hastalarının yaklaşık yarısının tedavi planlarında olan bir yöntem. 130 yıl önce tohumları atılan radyoterapi, görüntüleme alanındaki baş döndürücü gelişmelerle bugün, sağlıklı dokulara zarar vermeyen, hedefe yönelik bir tedaviye dönüştü. Radyoterapideki yenilikler artık sağlıklı dokuların minimum düzeyde ışınlanması üzerine yoğunlaşıyor. Radyoterapi alanındaki gelişmeleri, İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Doç. Dr. Fatih Demircioğlu ile konuştuk…
■ Radyoterapi bir dönem, başka organlara zarar verme gibi yan etkileriyle çok konuşulurdu. Ancak şimdi bu tedavinin bambaşka bir yere evrildiğini görüyoruz. Neler değişti?
İlk dönemlerde hekimler yalnızca iki boyutlu röntgen görüntülerini kullanırken tümörün sınırları tam olarak görülmüyordu ve daha geniş alanlar ışınlanıyor, dolayısıyla çevredeki sağlıklı dokular da radyasyondan etkilenebiliyordu. Tedavi süreleri daha uzun, yan etkiler ise günümüze göre daha fazlaydı. Bilgisayarlı tomografinin (BT) ve ardından manyetik rezonans (MR) ile PET görüntülemenin kullanıma girmesi radyasyon onkolojisinde bir devrim yarattı. Hekimler artık tümörleri üç boyutlu olarak görebiliyor ve tedaviyi çok daha hassas planlayabiliyorlardı. Bugün radyasyon onkolojisinde milimetrik hassasiyetle çalışan pek çok ileri teknoloji var. Yoğunluk ayarlı radyoterapiler, hastanın anlık poziyonlarına göre doğrudan hedefe ışınlama yapan görüntü kılavuzluğunda radyoterapiler, ameliyatsız radyocerrahi (Stereotaktik Radyocerrahi) ya da tedavi sırasında değişen tümör boyutuna göre anlık planlama yapabilen radyoterapiler (Adaptif Radyoterapi) bu noktada öne çıkıyor.
■ Tüm bu yeni teknolojilerin hasta için anlamı nedir?
En önemli faydası, tümör hedeflenirken çevredeki sağlıklı dokuların daha iyi korunabilmesidir. Böylece hem tedavi başarısı artıyor hem de yan etkiler azaltılıyor.
■ Bu bir yandan da organlarımızın korunduğu anlamına mı geliyor?
Kesinlikle. Teknolojik gelişmeler sayesinde riskli organlar ve kritik dokular çok daha başarılı şekilde korunabiliyor. Örneğin meme kanserinde radyoterapi uygulamalarıyla ışınların kalbe ulaşması engelleniyor ve kalbe yönelik riskler azalıyor. Prostat kanserinde fonksiyon kayıpları ve kronik hasarlar minimuma indiriliyor. Ya da akciğer kanserinde solunum kapasitesi korunarak sağlam akciğer dokusu güvence altında kalıyor. Benzer şekilde baş ve boyun tümörlerinde de radyoterapi ile ağız kuruluğu ve yutma güçlüğü gibi yan etkilerin önüne geçiliyor.
■ Tedavi süreleri de değişti mi? Artık seans sayıları daha mı az?
Evet. Günümüzde stereotaktik tedaviler sayesinde bazı tümörler tek seansta veya 3-5 seans gibi çok kısa sürelerde tedavi ediliyor.
■ Radyoterapi sadece ameliyat sonrasında mı uygulanıyor?
Hayır. Günümüzde radyoterapi artık birçok kanser türünde doğrudan kür sağlayabilen ana tedavi seçeneklerinden biri. Bazı hastalarda tek başına kullanılabilirken bazı hastalarda cerrahi, kemoterapi, immünoterapi veya hedefe yönelik tedavilerle birlikte uygulanıyor.
■ Yapay zekâ radyoterapide de kullanılıyor mu?
Tabii, yapay zekâ günümüzde tümörlerin belirlenmesinde, tedavi planlarının hazırlanmasında ve kalite kontrol süreçlerinde kullanılıyor. Bu teknolojiler hem tedavi süresini kısaltıyor hem de planlama hassasiyetini artırıyor. Tüm bu gelişmelerle kanser tedavi stratejilerinde en önemli seçeneklerden biri hâline gelen radyoterapi, gelecekte de milyonlarca hasta için güçlü ve güvenli bir seçenek olmayı sürdürecek.
Gelecekte bizi neler bekliyor
Geleceğin radyoterapisi daha da kişiselleşmiş olacak. Yapay zekâ, biyolojik görüntüleme ve adaptif tedavi sistemleri sayesinde her hastaya özel tedavi planları oluşturulabilecek. Amaç yalnızca tümörü yok etmek değil, aynı zamanda hastanın yaşam kalitesini en üst düzeyde korumak olacak.