09.08.2026 - 02:00 | Son Güncellenme:
SEYHAN AKINCI - Özellikle yabancılar İstanbulluların kedilere bakışına kedinin ciğere baktığı gibi bakıyor son dönemlerde. Öyle ki 16 milyonluk bu evrende bazen akbil basarken, bazen konserde, bazen arabanızın üzerinde ve elbette çoğunlukla yemek yerken dibinizde biten ya da çoktandır oraya uzanmış ve “önce ben geldim” bakışı atan bir kediyle göz göze gelirsiniz.

Şehrin her köşe başı onlar için dökülmüş mamalar ve su kapları ile dolu. Kediler İstanbul’u İstanbullular da kedileri çok seviyor. Üstelik bu bağ Osmanlılara kadar uzanıyor. “City Cats Of İstanbul” kitabının yazarı ve fotoğrafçısı Marcel Heijnen bunu kitabında, “Sokak kedilerine duyulan hayranlık, İstanbul’un Osmanlı yönetimi altında olduğu dönemlere kadar uzanıyor. O dönemde yerel vakıflar, sokak hayvanlarının bakımının yapılmasını sağlıyordu. Sokak hayvanlarına yönelik bu sevgi, ‘mancacı’ (kedi bakıcısı) adı verilen bir mesleğin ortaya çıkmasıyla tam zamanlı bir işe dönüştü. Mancacılar, şehrin kedilerinin beslenmesini sağlama görevini üstlenirken; mahalle sakinleri de onlardan mama satın alıp kedileri bizzat besleme imkânına sahipti” sözleriyle anlatıyor. Tıpkı günümüzde sözünü ettiğimiz gibi su kapları ve mamalarla kedileri besleyen bugünün şehirlileri gibi.

Şehrin iki kedi müzesi var
Marcel Heijnen, İstanbul’un kedilerine kadrajını çevirirken Türkiye’deki yazarlar ve çizerler için de kediler her daim sanatlarının önemli bir parçası oldu. Bilge Karasu’nun benzersiz zihninden mırıldayan “Göçmüş Kediler Bahçesi” ya da “Ne Kitapsız Ne Kedisiz”, Selçuk Demirel’in son 20 yılda çizdiği yaklaşık 250 kedi resminden oluşan “Bambaşka Kediler” kitabı, Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun New Yorker’a da sıçrayan “Benim Kedilerim”i ve mayıs ayında Jale Sancak’ın derlediği kolektif çalışma “İstanbul’un Kedileri” ilk akla gelenler...

Hikâyelerden tablolara sanat dünyasına pati izlerini bırakan kedilerin kendilerine ait bir müzenin olmaması düşünülemezdi. İstanbul bir değil tam iki kedi müzesiyle hem yerli hem de yabancı turistleri şaşırtıyor. Galata’ta bulunan Cat Museum, kentin kedi kültürünü yansıtırken birçok önemli sanatçının eserlerini de görme fırsatı sunuyor. Beşiktaş’ta bulunan Kedi Müzesi ise masal, oyuncak, oyun ve çizgi roman tarihinin kedilerini aynı çatı altında bir araya getiriyor. Ücretsiz olarak ziyaret edilebilen müze, hafta içi 09.00-17.00, hafta sonları ise 10.00-18.00 saatleri arasında açık.

Dolmabahçe’de Trossard’ı bekliyor
Kediler ve sanat demişken geçtiğimiz ay düzenlenen Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali’ndeki “Romeo ve Juliet” gösteriminde Juliet’le beraber Romeo’nun saçlarını okşayan kediyi es geçmek olmaz. Ve tabii Kadıköy’de heykeli dikilen Tombili! Kaldırım taşına yaslanmış pozuyla fenomen olan Tombili böbrek yetmezliği nedeniyle aramızdan ayrılsa da anısı heykeliyle birlikte ölümsüzleşti. Ayasofya’da doğup büyüyen Gli de yine caminin içindeki varlığıyla fenomen olan kedilerdendi. Adına bir Instagram hesabı dahi açılan Gli de ne yazık ki hayatını kaybetti. Bir de tabii liglerin başlamasına günler kala geçtiğimiz mayıs Beşiktaş’ın stadında oynanan Avrupa Ligi final maçında oynanan ve neredeyse Aston Villa - Frieburg maçından daha fazla ilgi gören kediyi hatırlamakta fayda var. Kimbilir belki o da Leandro Trossard’ı en önden izlemek için hazırlıklarını yapmıştır bile!

Selçuk Demirel: Kediler kendilerini evlerinde hissediyorlar
“Kedilerin İstanbul’la ilişkisi neden bu kadar özel?” Bence bu soruyu önce kedilere sormakta yarar var. Neden İstanbul’u kendilerine başkent olarak seçtiler?Biliyorum; bu soruya her zaman ki gibi kaçamak cevaplar vereceklerdir. Hiçbir zaman kedilerin İstanbul’u neden seçtiklerinin net bir cevabını bulmak zor olacak! Bana sorarsanız İstanbulluların kedi sevgisini de göz ardı etmemeli. Karşılıklı bir durum var. Buna sevgideki bir buluşma diyebiliriz. Çünkü kediler kendilerini evlerinde hissediyorlar. Öyle de İstanbulluları bu evde misafir ediyorlar…

Jale Sancak: “Kediseverler” diye bir sınıftan söz edilebilir
Doğu Roma’dan belki de Antik Çağ’dan bu yana İstanbul’a yerleşmiş bu muhteşem varlıkların, bütün hâlleriyle İstanbul halkı tarafından sahiplenilişi dikkat çekici. Elbette bu sahiplenme yalnızca korunmaları ve fare avlamaları için değil. Onlar mahallenin bir parçası, çocukların oyun arkadaşı, hatta büyük kentin yalnızlarının yoldaşıdır. Doğal olarak, gördükleri bu ilgi ve sevgi sayesinde şehrimizde keyif sürüyorlar. Hatta “kediseverler” diye bir sosyolojik sınıftan söz etmenin bile mümkün olduğunu düşünüyorum.

Gürbüz Doğan Ekşioğlu: İstanbul’u kendileriyle daha çok seviyoruz
Kediler evlerimizin dışında sokakta, parkta, metroda, kaldırımda, markette, mağaza vitrinlerinde her yerdeler. Leonardo’nun “Kediler doğanın baş yapıtıdır” sözünde olduğu gibi kedilerin, İstanbul’un zor koşullarında yasayan insanlara moral ve şifa vermeleri zaman içinde İstanbul ve kedileri bütünleştirdi. İstanbul’un yeditepe üzerine kurulması, eşsiz tarihi mirası, camileri, müzeleri, boğazı, adalarına bir de İstanbul’un kedileri eklendi. İstanbul’u kendileriyle daha çok seviyoruz ve kediler hep var olsunlar.

Beşiktaş’taki Kedi Müzesi, masal, oyuncak, oyun ve çizgi roman tarihinin kedilerini aynı çatı altında buluşturuyor.
FOTOĞRAF: ABDULLAH TEPELİ