31.05.2026 - 02:00 | Son Güncellenme:
DİDEM SEYMEN - Kıl dönmesi tedavisinde lazer destekli yöntemlerin son yıllarda daha fazla gündeme geldiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mert Atak, özellikle ameliyat süreçlerinden uzak kalmak isteyen hastalarda bu yöntemlerin daha sık araştırıldığını söyledi. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mert Atak, konuyla ilgili bilgiler verdi…
Toplumda özellikle genç erişkinlerde sık görülen kıl dönmesi, başlangıçta basit bir cilt problemi gibi değerlendirilse de zamanla yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen bir sağlık sorununa dönüşebiliyor. Kıl dönmesi, özellikle uzun süre oturarak çalışan kişilerde daha sık görülebiliyor. İlerleyen dönemlerde ağrı, akıntı ve enfeksiyon gibi şikâyetlerle günlük yaşam konforunu zorlaştırabiliyor.
■ Kıl dönmesi hangi belirtilerle ortaya çıkıyor?
Kıl dönmesi; kuyruk sokumunda hassasiyet, şişlik, kaşıntı, ağrı ve kötü kokulu akıntı gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor. Özellikle uzun süre otururken ağrı artıyorsa, bölgede kızarıklık veya iltihaplı akıntı varsa bu durum ihmal edilmemesi gerekiyor. Bazı kişiler başlangıç dönemindeki belirtileri önemsemeyebiliyor. Özellikle “geçer” düşüncesiyle beklemek ya da şikâyetleri geçici sanmak, hastalığın ilerlemesine neden olabiliyor.
Genç erişkinlerde sık görülüyor
■ Neden özellikle gençlerde daha sık görülüyor?
Kıl dönmesi özellikle genç erişkin yaş grubunda daha sık görülüyor. Bunun nedenleri arasında yoğun terleme, uzun süre oturarak geçirilen zaman, bölgedeki sürtünme, kılların cilt altına ilerlemesi ve hijyen koşulları yer alıyor. Özellikle günün büyük bölümünü masa başında geçiren kişilerde risk daha yüksek olabiliyor. Son yıllarda hareketsiz yaşam tarzının artmasıyla birlikte kıl dönmesi şikâyetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuran kişi sayısında da dikkat çekici bir artış yaşandığı belirtiliyor. Uzun süre aynı pozisyonda oturmanın kuyruk sokumu bölgesindeki baskıyı artırdığı ve bunun da hastalığın oluşum sürecini etkileyebildiği ifade ediliyor.
■ Tedavi anlayışı neden değişti?
Geçmiş yıllarda kıl dönmesi tedavisinde daha geniş cerrahi işlemler ön plana çıkıyordu. Ancak günümüzde yalnızca hastalığın ortadan kaldırılması değil, işlem sonrası sürecin hastanın yaşamını ne kadar etkilediği de önemli hâle geldi. İyi huylu ve kötü huyluya dönüşmeyen bir hastalık için hastaların uzun ve zorlayıcı ameliyat süreçlerine maruz kalmasının her zaman gerekli olmayabileceği belirtiliyor. Klasik cerrahi yöntemlerden sonra bazı hastaların yaklaşık 1-1,5 aya yakın süre oturamadığı, yüz üstü yatmak zorunda kaldığı ve günlük yaşamında ciddi kısıtlamalar yaşadığı ifade ediliyor. Bazı hastaların uzun süre ayakta tuvalete gitmek zorunda kalması ve yoğun pansuman süreçleri geçirmesi de tedavi sürecini zorlaştırabiliyor.Bu nedenle son yıllarda daha sınırlı girişim planlamaları içeren yöntemler daha fazla gündeme geliyor.
Tünel içi temizleniyor
■ Lazer destekli yöntemlerde amaç ne?
Lazer destekli uygulamalarda temel amaç, hastalıklı bölgenin tamamını çıkarmak yerine yalnızca tünel kısmına işlem yapılması olarak değerlendiriliyor. Bu yöntemde herhangi bir geniş doku çıkarımı yapılmaksızın özel küretler ve mikromotor adı verilen teknolojik cihazlarla tünel içi temizleniyor. Ardından fiber optik lazer kablosu yardımıyla yalnızca ilgili tünel hattına işlem uygulanıyor. Buradaki temel yaklaşımın hastayı cerrahi süreçlere maruz bırakmadan, yalnızca hastalığın bulunduğu tünel yapısını kontrollü şekilde temizlemek olduğu belirtiliyor. Bu sayede çevre dokular mümkün olduğunca korunabiliyor. Lazer destekli yöntemlerde yalnızca tünele işlem yapılması nedeniyle birçok hasta günlük yaşamına daha kısa sürede dönebiliyor. Hastaların çoğu zaman pansuman ihtiyacı yaşamaması da yöntemin dikkat çekmesinin nedenleri arasında gösteriliyor. Hastaların yalnızca tünel hattına işlem yapılması nedeniyle günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebildiği, iş hayatından ve sosyal yaşamdan uzun süre uzak kalmak zorunda olmadığı belirtiliyor.
Her hasta için aynı yöntem uygun olmayabilir
Kıl dönmesi her hastada aynı seviyede görülmeyebiliyor. Bazı kişilerde yalnızca küçük bir kıl yuvası bulunurken bazı hastalarda geniş enfekte alanlar, kronik yara problemleri ve tekrarlayan apseler oluşabiliyor. Bu nedenle tedavi yöntemi belirlenirken hastalığın yaygınlığı, enfeksiyonun durumu, daha önce işlem uygulanıp uygulanmadığı ve kişinin yaşam tarzı birlikte değerlendiriliyor. Her hasta için aynı yöntemin uygun olmayabileceği ve tedavi planlamasının kişiye özel yapılması gerektiği belirtiliyor.