PazarMasallar ülkesi Mardin

Masallar ülkesi Mardin

26.10.2025 - 02:01 | Son Güncellenme:

Dinlerin, dillerin ve birçok farklılığın bir ebru gibi iç içe geçtiği Mardin son dönemlerin en gözde rotalarından biri. “Uzak Şehir” etkisiyle ‘dizi turizmi’ dalgasını yaşayan Mardin, şimdi de Anıtlı Köyü’nün Birleşmiş Milletler Turizm Örgütü’nün 2025 En İyi Turizm Köyü listesinde yer almasıyla gündemde. Hiç bilmediğimiz Mardin’i, Mardinli Arkeolog Mesut Alp, Milliyet Pazar için yazdı.

Masallar ülkesi Mardin

Mardin... Neresinden tutsan, neresinden anlatsan içinde kaybolduğun bir koca dehliz, bir koca masallar diyarı. Bir kent ve onun etrafında şekillenen kültürü düşünün ki binlerce yıldır kesintisiz biriken, çoğalan ve yarına hep yeniden var olmaya devam eden.. Nice imparatorların ilk yenilgisi, nice âşıkların sığınağı Mardin. Murathan Mungan’ın dediği gibi: “Bir kez girdi mi Mardin hayatına, kader gibi takip eder...” Ne yapsanız, ne etseniz sizi yine ve yeniden çağırır ve sokaklarında göklere komşu kılar. Mardin, tarihin hayat ile harman, düşlerin ise dokunulacak kadar yakın olduğu bir dağ şehri. Anadolu’nun Mezopotamya’ya dokunurken sese geldiği, aşkın taşa işlendiği bir mekân. Mardin, Anadolu ve dünyanın birçok yerinden farklı olarak salt bir kent merkezi olarak değil; çevresindeki köy, ilçeler ve arkeolojik alanlarıyla da bölgesel bir çekim gücüne ve cazibeye sahip.

Haberin Devamı

Masallar ülkesi Mardin

Arkeolog Mesut Alp

Tarihsel olarak M.S. 2.-3. YY’larla beraber adını Roma kaynaklarında sık sık duyduğumuz bu şehir, belki de en üstteki kale kısmında yapılacak kazılarla çok daha erken dönemlere götürecektir bizi. Bu küçük kale zaman içinde gelişir, serpilir; ta ki Artuklu Beyliği döneminde, yani 12. YY’da bir devletin başkenti oluncaya kadar. Bu dönemden sonra kent kaleye sığmaz olunca dağın eteklerine teraslar şeklinde yayılmaya başlar. Ancak bu yayılım öyle plansız, şekilsiz bir büyüme değildir. Bir evin penceresi ötekinin penceresini görmez, hiçbir ev diğerinin ışığını kesmez. Bir evin sarnıcı ötekinden fazla değildir. Paylaşılır su, hayat gibi. Sakinlerini olabildiğince beraber yaşatan, birlikte var eden ve öyle var olan organik bir kent olarak oluşmuştur Mardin. Belki de sırf bundan dolayı çıkmaz sokakları yoktur ki hayat bir yerde kesintiye uğramasın. Kentin her yerine serpilmiş olan kiliseleri, camileri, hanları, medreseleri ve manastırlarını anlatmaya bu yazı yetmez ama Deyrulzafaran Manastırı’nın 639 yıl boyunca dünya Süryanilerinin merkezi olduğunu bilmek kâfi gelsin.

Haberin Devamı

Masallar ülkesi Mardin

MARDİN BİENALİ İLE SANAT VİZYONU BÜYÜYOR

Gerek Mezopotamya ve Anadolu arasındaki tarihi ticaret yollarının kavşağında olması, gerekse de İpek Yolu’nun vazgeçilmez duraklarından biri olması hasebiyle Mardin birçok kültürü kendi içinde barındırmış, geliştirmiş ve bugüne ulaştırmıştır. Müslüman, Süryani, Keldani, Nasturi, Yezidi, Yahudi, Kürt, Arap, Çeçen, Ermeni gibi farklı din ve etnik kökenden gelen topluluklar; kentin mimarisinden mutfağına, el sanatlarından çarşılarına kadar her yerde izler bırakmış ve günümüzde gördüğünüz Mardin denen kültürel vahayı oluşturmuşlardır. Vaha Mardin olunca herkes gelip bir nefeslik dinlenmek, bir tas su içmek ister. Bundan dolayı bu tarz kentler öncelikli olarak sanatçıların, seyyahların ve kültürün derin köklerini arayanların ilk duraklarından olur. Bundandır ki Mardin büyük turist akınları yaşamadan önce mimarlık dergilerine konu oldu; sonra TV ve sinema sektörü bu kentten nasiplendi. Peki, sanat! Sanatsız olur mu? 15 yılı aşkın bir geçmişiyle Mardin Bienali, belki de Orta Doğu’daki en uzun soluklu ve en büyük sanat organizasyonu olarak varlığını her geçen gün büyüterek sürdürüyor.

Haberin Devamı

Masallar ülkesi Mardin

Mardin dedik ya, anlatmakla bitmez. Ama son dizilerden sonra kentte ve çevresinde ciddi bir insan seli var demek yerinde olacaktır. Bir de Mardin’de çekilen diziler kent merkezi, ilçeler ve köylere doğru farklı plato ve setler kullandığı için gezmeye gidenler Mardin, Nusaybin, Midyat ve Savur gibi ilçeleri görmeden dönemiyorlar. Zira Mardin güçlü tarihi ve çok kültürlülüğünün yanında ‘dizi turizmi’ diye bir şey de yaşamakta. Varsın yaşasın; burasının da Kapadokya’nın bir dönem yaşadığı sürecin içinden geçtiği aşikâr.

İzlediğiniz dizinin gerçek mekânlarını görmek için Mardin’e gelince zaruri olarak köylere ve ilçelere yöneliyorsanız, bunu bir fırsata çevirin ve hakkıyla bir gezi yapın.

Masallar ülkesi Mardin

Mardin’de çekilen “Uzak Şehir” dizisi kente olan ilgiyi artıran güncel etkenlerden.

KUTSAL DAĞLARIN KALBİ MİDYAT

Mesela Nusaybin’e doğru giderken Doğu Roma’nın en büyük garnizonlarından biri olan Dara Antik Kenti’ni görmeden gitmeyin. Bu antik kent öyle zamansız bir yerde duruyor ki dehlizlerinde kayboluyor, nekropolünde şaşırıyor, surlarına hayran kalıyorsunuz. Oradan sınır boyunca Nusaybin’e gidince bir avluda buluşmuş olan Mor Yakup Kilisesi ve Zeynel Abidin Camii’ne gitmeden, Kaçakçılar Çarşısı’nda bir kahve içmeden geçemeyin mesela. Oradan Cinler Tepesi, Girnavaz ve Beyazsu... Daha bu hafta Çağçağ Çayı olarak bilinen suyun kaynağının dibinde bir değirmende yapılan temizlik çalışmalarında metrelerce uzunluğunda nefis Roma dönemi mozaikler çıktı. Suyun billur serinliğinde alabalıklarınızı yerken mozaiklere bakmak kaç kişiye nasip olur ki? Buradan Tur Abdin, yani Tanrı Kullarının Dağı olarak bilinen ve dünya Süryanileri için çok kutsal sayılan bölgeye geçmeye hazırsınız. Binlerce (evet, yanlış okumadınız) binlerce kilise, manastır ve şapele ev sahipliği yapan bu dağ silsilesi tarihte İzala, İzlo, Mons Masius, Bagog ve en son olarak da Tur Abdin Dağları olarak zikredilmiş. Bu kutsal dağların kalbi ise Midyat’tır.

Haberin Devamı

Masallar ülkesi Mardin

Midyat, Mardin’in başka bir yansıması gibidir. Onlarca kilisesi ve camisiyle çan ve ezan seslerinin birlikte yaşama kültürünü bize bir kez daha hatırlatan nadide bir kent. Hanları, gümüş telkâri ustaları ve nefis yemekleriyle güzel bir mola ve doyumsuz bir tarihi mekân Midyat. Buraya geldiyseniz işiniz biraz zor, onu peşinen söylemek lazım. Çünkü yapacak çok fazla şey, gidilecek çok fazla mekân vardır burada, tıpkı Mardin gibi. Yani yüzünüzü doğuya dönüp 15-20 dakikalık bir yolculuğu göze alırsanız, Mor Gabriel Manastırı’na, diğer adıyla Yaşam Manastırı yani Deyrul Umur’a varırsınız. Bu manastır, dünyada yaşayan en büyük ikinci manastır ve Süryaniler için Mardin Deyrulzafaran Manastırı kadar kutsal bir yer. Nefis bir anlatım eşliğinde gezeceğiniz bu mekânda Anadolu ve Mezopotamya’nın en eski tavan mozaiklerini görmeden ve bir avuç şifalı toprak almadan çıkmayın. Dilerseniz buradan binlerce yıldır aynı isimle zikredilen bir Ezidi köyü olan Eski Mağara’ya ve Kürtçe ile Asur metinlerinde yer alan adıyla Kivağe köyüne de gidebilirsiniz.

Haberin Devamı

Bu bölgede Ezidi köyleri, Süryani köyleri ve Müslüman köyleri birbirinden ayrı ve bir o kadar da karakterli olabildiği gibi, üç dinin beraber yaşadığı köyler de mevcut. Birlikte yaşama kültürü o kadar derin köklere sahip ki bazen bir geleneğin veya yemeğin gerçekten kime ait olduğunu bulmak neredeyse imkânsız. Zaten aslolan kime ait olduğu mu, yoksa herkesin kendisine ait görüp yaşatıyor olması mı? Tur Abdin’in incisi diyeceğimiz mekân ise Midyat’ın kuzeybatısında küçük bir köy: Anıtlı.

Masallar ülkesi Mardin

ANITLI KÖYÜ BM LİSTESİNDE

Anıtlı veya Süryanice adıyla Hah Köyü, belki de bu bölgenin ve cümle cihanın en eski mabetlerinden birine de ev sahipliği yapmakta. Anıtlı’ya doğru giderken gördüğünüz her köy, durup saatlerce zaman geçirilecek kadar güzel olsa da birçoğu Anıtlı’nın ihtiva ettiği efsanelere sahip değildir. Hatta öyle bir köy ki Birleşmiş Milletler Turizm Örgütü 2025 En İyi Turizm Köyü listesinde bile yer aldı. Köydeki kilise yapısı o kadar muazzam ki saatlerce oturup izlenilse doyulmaz. Kilise dense de aslında bu yapının hikâyesi Hz. İsa’nın doğumuna kadar uzanır. Malumunuz olan hikâyede, dünyanın birçok yerinde gerçek iman sahipleri ve müneccimler, Hz. İsa’nın doğumunu yıldızlardan haber alarak bu kutlu günde hazır bulunmak için Beytlehem’e doğru yola çıkarlar. Bunlardan en bilindik olanları ise 12 İranlı müneccimdir. İran’dan Beytlehem’e giderken yolları Anıtlı Köyü’ne düşer. Dönüşte de burada konaklarlar.

Anlatıya göre Anıtlı’daki Meryem Ana Kilisesi, işte Beytlehem’den dönen bu 12 müneccimden birinin Meryem Ana’nın kendisi adına bir tapınak inşa etmesini emretmesi üzerine kurulmuştur. Başka bir söylenceye göre ise Meryem Ana, müneccimlere anı olarak yeni doğanın, yani Hz. İsa’nın bezini hediye eder. Bezi paylaşmak için parçalamaya kıyamayan müneccimler, Hah’a vardıklarında onu yakmaya ve küllerini aralarında pay etmeye karar verirler. Diğer bazı kaynaklarda, bezin bir türlü kesilemediği için yakıldığı anlatılır. Bezi yaktıklarında küller 12 altın madalyona dönüşür. Bu mucizenin etkisiyle müneccimler Meryem Ana Kilisesi’ni inşa etmeye karar verirler. Burada yaşayan köylüler, bu yapının gerçekten de 12 müneccimin kendileri tarafından yapıldığına kanıt olarak kilisenin güney cephesinde bulunan ve yapının en eski kısmını teşkil eden 12 blok taştan inşa edilmiş duvarı gösterirler. Rivayet edilir ki, her birinin bir taş koymasıyla müneccimler bu duvarı 12 blok taştan inşa etmişlerdir. Süryani geleneğinde, bu mucizenin gerçekleştiğine inanılan Hah’taki alan bugün bile Süryanice parpuso yani paramparça olarak anılır.

Dedik ya Mardin bu... Hangi taşına dokunsanız, hangi kapıyı aralarsanız binlerce hikâye ve anlatı inci taneleri gibi karşınıza dizilir. Dinlerin, dillerin ve birçok farklılığın bir ebru gibi iç içe geçtiği bu coğrafya, yine ve yeniden keşfedilmeyi bekliyor.

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler