08.03.2026 - 07:01 | Son Güncellenme:
PROF. DR. HALUK ÇOKUĞRAŞ - Basit bir burun akıntısından, hayati risk taşıyan tablolara kadar geniş bir yelpazede karşımıza çıkabiliyor. Peki alerji tam olarak nedir ve neden bu kadar yaygınlaştı?
Her reaksiyon alerji değildir
Alerji; aslında insanların büyük çoğunluğu için tamamen zararsız olan bir maddenin, sadece bazı kişilerde bağışıklık sistemi aracılığıyla anormal bir reaksiyon oluşturmasıdır.
Bunu basit bir örnekle açıklamak isterim: Bir masada 10 kişi otururken birinin soğan doğradığını düşünün. Masadaki herkesin gözleri yanar, sulanır, burnu akar. Bu bir alerji değildir; çünkü herkeste aynı etki ortaya çıkmıştır. Ama odaya bir kedi girdiğinde yalnızca bir kişinin hapşırmaya başlaması, gözlerinin sulanması ve burnunun akması…
İşte bu alerjidir. Çünkü reaksiyon sadece o kişiye özgüdür.
Alerji sandığımızdan çok daha eski
Alerji, modern çağın icadı değildir. Tarihte alerjiye bağlı en eski yaşam kaybının, M.Ö. 2000’li yıllarda Mısır firavunu II. Menes’in arı sokması sonrası gerçekleştiği kabul edilir.
Küçücük bir arının sokmasıyla koskoca bir firavunun hayatını kaybetmesi, o dönem insanlarında büyük şaşkınlık yaratmış ve olay hiyerogliflerle kayda geçirilmiştir.
Bugün biliyoruz ki; bu tablo büyük olasılıkla anafilaksi dediğimiz ağır alerjik reaksiyon sonucunda gelişmiştir.
Eski Yunan hekimlerinin söylediği “Bir kişinin gıdası, bir başkasının zehri olabilir” sözü ise, besin alerjisinin en eski tanımlarından biridir.
‘Çöp Sepeti’nden bilimsel gerçeğe
Uzun yıllar boyunca alerji, tıbbın tam açıklayamadığı birçok reaksiyonun atıldığı bir ‘çöp sepeti’ olarak görülmüştür. Ancak özellikle 1970’li yıllardan sonra alerjik hastalıkların mekanizmaları daha iyi anlaşılmaya başlanmış, tanı ve tedavide ciddi ilerlemeler sağlanmıştır.
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren alerjik hastalıklarda belirgin bir artış yaşandı. 2000’li yıllara kadar olan dönem, ‘alerjinin birinci tsunami dalgası’ olarak tanımlanır. Bu dönemde özellikle astım ve alerjik nezle vakaları büyük artış göstermiş, dünyadaki astım hastası sayısı 300 milyona yaklaşmıştır.
2000’li yıllardan sonra ise ‘ikinci tsunami dalgası’ ile karşı karşıyayız: Besin alerjileri. Özellikle çocukluk çağında ciddi bir artış söz konusudur.
Alerjik reaksiyona neden olan maddelere alerjen diyoruz. Bu maddeler solunum, deri ya da sindirim yoluyla vücuda girer. Deri etkilenirse kızarıklık ve kaşıntı; burun etkilenirse akıntı, tıkanıklık ve hapşırık; bronşlar etkilenirse öksürük ve nefes darlığı yani astım ortaya çıkar.
En sık gördüğümüz alerjik hastalıklar
Astım, alerjik nezle, atopik dermatit (egzama), ürtiker, besin ve ilaç alerjileri…
Bunların içinde en korkulan tablo ise anafilaksidir. Dakikalar içinde gelişebilen bu durum; nefes darlığı, tansiyon düşmesi, kusma, ishal ve yaygın döküntülerle seyredebilir ve tedavi edilmezse maalesef hayati risk yaratabilir.
Artan bir sorun: İnek sütü alerjisi
Son yıllarda özellikle bebeklik döneminde inek sütü proteini alerjisini çok sık görüyoruz. Genellikle 5-6 aylıkken yoğurt ve sütlü gıdalarla ortaya çıkar. Hatta annenin tükettiği süt ürünleri bile emzirme yoluyla bebeği etkileyebilir.
Bazı besinler arasında çapraz reaksiyonlar olabilir. Örneğin inek sütüne alerjisi olan bir çocuk, bazen dana etine de tepki verebilir. Neyse ki süt ve yumurta alerjileri çoğunlukla birkaç yıl içinde kaybolur. Ancak kuruyemiş, balık ve deniz ürünleri alerjileri çok daha kalıcı olabilir.
Genetik mi çevre mi? Cevap: İkisi birden
Alerjik hastalıkların gelişiminde iki temel faktör vardır. Birincisi genetik yatkınlık. Ailede alerjik hastalıklar arttıkça, çocuklarda da alerji görülme ihtimali yükselir. İkincisi ise çevresel faktörlerdir.
Polenler, ev tozu akarları, küf mantarları, ev hayvanları, katkı maddeleri, hava kirliliği, sigara dumanı, temizlik ürünleri, mikroplastikler…
Modern yaşamdan uzaklaştıkça alerji ve otoimmün hastalıkların artması tesadüf değil.
Son Söz
Alerjik hastalıklar, ne yazık ki modern yaşamın görünmeyen ama giderek ağırlaşan bedellerinden biri. Doğayla bağımızı kaybettikçe, bu hastalıkların artmaya devam edeceğini görüyoruz. Farkındalık, erken tanı ve doğru yaşam alışkanlıkları ise elimizdeki en güçlü silahlarımız.
Herkese sağlıklı günler…