Geri Dön

Pandemi beynimize ne yapıyor?

Nöroloji uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı “Pandemiyi çok ciddi ve uzamış stres olarak yaşayanların, pandemi bittiğinde veya mesela 10 yıl sonra, kaygıları ve korkuları dışındaki olay ve anıları çok daha puslu ve belirsiz olabilir” diyor

Pandemi beynimize ne yapıyor?
Ceyda Ulukaya

Koronavirüs salgınının hayatımızın merkezinde yer aldığı 7 ayı geride bıraktık. Günlük yaşam alışkanlıklarımızın önemli ölçüde değişime uğradığı bu süreçte, biz de “yeni normal”e uyum sağladık, hatta belki de alıştık. Peki, beynimiz de bu sürece alıştı mı? Yıllar boyu “normal” olarak kodlanagelen alışkanlıkların kısa süre içinde değişmesine beynimizin tepkisi ne oluyor? Pandemi döneminde artış gösteren stres kaynaklı ruhsal ve fiziksel sağlık problemlerinin arkasında bu tepki mi var? Üsküdar Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sultan Tarlacı’ya pandeminin beyin ve sinir sistemi üzerindeki etkilerini sorduk.

Pandemiyle birlikte günlük hayatımız büyük oranda değişti. Yeni normale alıştık zannediyoruz ama beynimizin asıl tepkisi ne?

Karantina ve devamında gelen “yeni normal” koşulları, yalnızca bireylerin normal hayatta yapmaya alışık oldukları şeylerin kısıtlanması manasına gelmiyor. Bireyler, temel yaşam ihtiyaçlarına veya sağlık hizmetlerine erişimde zorluk yaşayabilir, çevreleriyle iletişimleri kesintiye uğramış olabilir. Maddi kayba uğrarlarsa bunun zihinsel sağlığa olumsuz etkisi olur. Kısacası içinden geçtiğimiz bu süreç, etkisi sınırlı bir “fiziksel izolasyon”dan ibaret değildir ve zihinsel-ruhsal sağlığı olumsuz yönde etkileyen çok ciddi bir mücadele sürecidir.

Başta sosyalleşme olanaklarının kısıtlanması olmak üzere, pandemi sürecinde değişen yaşam biçimi beynimizi nasıl etkiliyor?

Nicel araştırmaların da ortaya koyduğu anlamlı sonuçlara göre karantinaya alınan kişiler ile karantinaya alınmayan kişilerin psikolojik durumları kıyas edildiğinde, karantinaya alınanların psikolojik sıkıntı yaşamaları daha olasıdır. İnsan yaşamının temel ve hayati bir bileşeni olan sosyal ilişkiler sağlık üzerinde önemli etkilere sahip. Olumlu sosyal ilişkiler sağlık için koruyucu olmakla birlikte, çok sayıda kanıt, zayıf sosyal ilişkilerin başta depresyon olmak üzere sağlık üzerinde olumsuz sonuçlar yarattığını gösteriyor. Kovid-19 sonrası yapılan çalışmalarda da benzer sonuçlara rastlıyoruz. Örneğin 52 bin 730 katılımcının yer aldığı bir çalışmada, katılımcıların yüzde 35’i psikolojik sıkıntılarının olduğunu rapor etmiş. Bu oran, pandeminin olmadığı normal zamanlara göre çok çok yüksek.

Sürekli olarak virüs tehdidiyle yaşamak gibi bir stres de söz konusu. Stresin beyin ve sinir sistemimize ne gibi etkileri oluyor?

Stres tümden berbat bir hal değildir. Düşük düzeyli stres yaşamımızın sağlıklı ve gerekli bir parçasıdır. Bununla birlikte araştırmalar bize, kronik stresin önbeynin (prefrontal korteks) çalışmasını bozduğunu gösteriyor. Ki pek çok psikiyatrik hastalığın ardında da bozuk önbeyin faaliyeti söz konusudur. Ayrıca yeni anıların oluşturulması ya da eski anıların hatırlanması gibi hafıza fonksiyonlarını da bozar çünkü kronik stres, duyguların dışa yansıtıldığı beyin bölgesi (limbik) ve hafızayı oluşturan temel bölgeyi (hipokampusu) etkiler. Bunun da nedeni, stres anında böbrek üstü bezlerinden salgılanan kortizol fazlalığıdır. Algılanan bir tehdit karşısında adrenal bezler salınım emrini verir. Eğer ciddi bir stres kaynağı söz konusuysa ya da stresle yüzleşme süresi birkaç dakikayı aşıyorsa, kortizol salınımı uyarılır. Beyin kortizole adrenalinden daha uzun süre maruz kalırsa beyin hücreleri bundan zarar görür. Bellek ve hafıza bölgeleri küçülür. Bu anlamda pandemiyi çok ciddi ve uzamış stres olarak yaşayanların, pandemi bittiğinde veya mesela 10 yıl sonra, kaygıları ve korkuları dışındaki olay ve anıları çok daha puslu ve belirsiz olabilir.

Stresin etkileri cinsiyet açısından farklılık gösteriyor mu?

Cinsiyet açısından baktığımızda, erkeklerin stres karşısında “savaş ya da kaç” stratejisini benimsediğini, kadınlarınsa “yumuşak davran ve ahbap ol” tepkisi verdiklerini görüyoruz. Bu, pek çok canlı çeşidinin iki ayrı cinsiyetinde gözlemlenmektedir. Stres karşısında erkekler daha saldırgan ya da tamamen geri çekilen bir tutum izlerken, kadınlar eş-dostlarıyla konuşma, sosyal bağlar içinde akıl danışma gibi çözüm yolları ararlar. Bu yüzden erkeklerin stres kaynaklı hastalıklara (hipertansiyon, saldırgan tutum, alkol-madde istismarı gibi) yakalanma oranı daha yüksektir. Erkekte ve kadında stres karşısında salınan vazopressin-oksitosin hormonu kaygıyı azaltmakta ve sosyalliği arttırmaktadır. Sosyalleşmeye engel bir durum içinde bulunduğumuz için bunun getireceği sonuç ruhsal iyilik halinin kaybolması olacaktır. Aynı zamanda erkeklerde vazopressinin kıskançlık, öfke ve sinir arttırıcı özellikleri de vardır. Stresin bir başka etkisi de vücutta kötü yağların yok edilme mekanizmasını zayıflatması ve böylelikle damar sertliğinin artmasına neden olmasıdır. Bu da uzun vadede kalp krizi ve beyin açısından risk demektir.

“Yalnızlığı kendi başınalığa çevirmek lazım”

Beynimizi pandemi stresinin olumsuz etkilerden korumak için neler yapabiliriz?

Kovid-19 pandemisi her ülkede benzer sahnelere neden olsa da, o ülkenin içerisinde bulunduğu durum, devletin aldığı önlemler, vatandaşların tedbir seviyesi, mevcut sağlık hizmetlerinin yeterli olması gibi farklı etkenler pandemi algısını değiştirebilir. Bu nedenle her bireyin, sorunlarla başa çıkma becerisini tanımlayan psikolojik sermayesi ölçüsünde çözüm yolları bulması gerekiyor. En önemlisi, yalnızlık baskısını yaşamamak. İzole ortamlarda olsak da, yalnızlığı kendi başına yaşama becerisine çevirmek lazım. Hobiler ve ilgiler, küçük zevkler bulmak lazım. Derin karamsarlığa da gark olmamak lazım çünkü tüm insanlığı ilgilendiren, tehdit eden bir durum söz konusu. Kimse bununla kendi başına savaşmıyor. Bunu aklımıza getirmek bile bu baskıyı hafifletir.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber