27.07.2025 - 02:01 | Son Güncellenme:
Prostat kanseri, erken evrelerde belirti vermeden ilerleyebilen ve düzenli tarama ile saptanabilen sinsi bir hastalık. Ancak erken tanı ve kişiselleştirilmiş tedavi seçenekleriyle artık çok daha etkin kontrol altına alınabiliyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Akif Diri, hastalığa dair en çok merak edilen soruları yanıtladı.
Erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden olan prostat kanserinin görülme sıklığı neden artıyor?
Prostat kanseri görülme sıklığı her geçen yıl artıyor. Bu artışın nedenleri arasında, tanı teknolojilerinin gelişmesi, PSA testinin yaygınlaşması, yaşlanan nüfus, genetik yatkınlık ve çevresel faktörler yer alıyor. Bu sayede hastalık daha erken evrede yakalanıyor ancak istatistiksel olarak görülme oranları da yükselmiş görünüyor.
Erken tanı prostat kanserinde hayati öneme sahip. Erken tanı için ne zaman ve ne sıklıkla tarama yapılmalı?
Erken evre prostat kanseri genellikle belirti vermiyor. Bu nedenle rutin taramalar büyük önem taşıyor. Ortalama risk grubundaki bireyler için 50 yaşından itibaren, ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunanlar için 45 yaşından itibaren, BRCA2 gibi genetik mutasyonu olanlar içinse 40 yaşından itibaren tarama öneriliyor. PSA testi ve dijital rektal muayene en temel tarama yöntemleri arasında. Uyarıcı belirtiler arasında idrar yapmada zorlanma, gece sık idrara çıkma, idrarda veya menide kan, menide azalma, boşalma sırasında ağrı ve kemik ağrıları yer alır.
PSA testleri uzun yıllardır kullanılıyor ancak gereğinden fazla müdahaleye yol açtığı yönünde tartışmalar da var. Günümüzde PSA testi güvenilir bir tarama yöntemi mi?
PSA hâlâ en yaygın tarama testidir. Ancak her yüksek PSA değeri kanser anlamına gelmez. Bu yüzden gereksiz biyopsilerin önüne geçmek adına PHI (Prostat Sağlık İndeksi), 4Kscore, IsoPSA gibi ek biyobelirteçler ve çok parametreli prostat MR (mpMRI) gibi görüntüleme yöntemleri tanı doğruluğunu artırmak için kullanılmaktadır.
Tümörün evresi tedaviyi belirlemede önemlidir
Tedavi yöntemi seçiminde ne belirleyici oluyor?
Tedavi kararında tümörün evresi, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve yaşam beklentisi belirleyici oluyor. Cerrahi (radikal prostatektomi), radyoterapi, aktif izlem ve sistemik tedaviler başlıca seçenekler arasında. Son yıllarda yalnızca kanserli odakları hedefleyen ve sağlıklı dokuyu koruyan fokal tedaviler de uygulanıyor. HIFU, kriyoterapi ve lazer ablasyon bu yöntemler arasında yer alıyor. Özellikle düşük-orta riskli, tek odakta sınırlı kanseri olan ve cinsel fonksiyon ile idrar kontrolünü korumak isteyen hastalarda tercih edilebilir.
Hangi hasta gruplarında cerrahi ilk seçenek olarak düşünülmeli?
Cerrahi erken evrede yakalanan, genç yaşta tanı alan, genel sağlık durumu iyi ve uzun yaşam beklentisi bulunan hastalarda ilk tercih olarak düşünülmelidir. Ayrıca agresif özellikler taşıyan ancak hâlen lokalize olan tümörlerde de cerrahi ile birlikte lenf nodu diseksiyonu uygulanabilir.
Robotik cerrahi son yıllarda prostat kanseri ameliyatlarında yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Bu yöntem nedir ve nasıl uygulanır?
Robotik cerrahi, cerrahın konsoldan yönettiği, yüksek hassasiyetli bir ameliyat tekniğidir. Robotik sistem, cerraha 3 boyutlu ve büyütülmüş görüntü sağlayarak milimetrik düzeyde hassasiyetle çalışmasına olanak tanır. Prostat kanserinde radikal prostatektomi işlemi artık birçok merkezde robotik yöntemle gerçekleştirilmektedir. Robotik cerrahide küçük kesilerle, az kanama ve kısa iyileşme süresiyle işlem tamamlanabiliyor. Ayrıca cinsel fonksiyon ve idrar tutma kabiliyeti gibi unsurlar da korunabiliyor.
Yeni nesil tedavi yöntemleri arasında hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapi gibi gelişmeler dikkat çekiyor. Bu tedaviler hangi hastalara uygulanır?
Son yıllarda prostat kanserinde ileri evre ve dirençli hastalarda uygulanan hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler, yaşam süresi ve kalitesi açısından kazanımlar sağlamaktadır. Hedefe yönelik tedaviler arasında PARP (Poly ADP Riboz Polimeraz) inhibitörleri (örneğin olaparib, rucaparib) BRCA mutasyonu taşıyan hastalarda etkili olurken, yeni nesil hormonal tedaviler (enzalutamid, apalutamid, abirateron) metastatik ve kastrasyon dirençli hastalarda sağkalımı uzatmaktadır.
Akdeniz tipi beslenme önerilir
Prostat kanseriyle mücadelede yaşam tarzı değişikliklerinin yeri nedir?
Prostat kanserinde genetik yatkınlık önemli bir rol oynasa da yaşam tarzı seçimleri hastalığın gelişiminde, ilerlemesinde ve tedaviye yanıtında belirleyici bir etkendir. Beslenme açısından Akdeniz tipi diyet önerilir. Aşırı kırmızı et ve hayvansal yağ tüketiminden kaçınmak, likopen, omega-3 yağ asitleri ve antioksidanlardan zengin gıdalarla beslenmek faydalıdır.