20.09.2026 - 02:00 | Son Güncellenme:
DİDEM SEYMEN - Rahimdeki miyomların her zaman belirti vermediğini belirten Medicana Sağlık Grubu Medicana International Beylikdüzü Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Murat Koç, “Bazı miyomlar tesadüfen yapılan ultrasonografiler sırasında saptanabiliyor. Miyomun boyutunun yanı sıra rahim içindeki yerleşimi de hastanın yaşayabileceği belirtilerin ortaya çıkmasında önemli rol oynuyor. Özellikle rahim boşluğuna yakın yerleşen miyomlarda kanama şikâyetleri daha belirgin olabilirken, rahmin dış kısmına doğru büyüyen miyomlarda çevre organlara bası nedeniyle farklı yakınmalar görülebiliyor. Bunun yanında aynı büyüklükteki iki miyomun farklı bölgelerde bulunması, hastalarda birbirinden farklı şikâyetlere yol açabiliyor. Bu nedenle görüntüleme sırasında miyomun yalnızca ölçüsünün belirlenmesi değil, rahim içerisindeki konumunun da ayrıntılı olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Özellikle rahim iç tabakasına yakın yerleşen miyomlar yoğun adet kanamalarına, daha büyük miyomlar ise bası ve dolgunluk hissine neden oluyor” şeklinde konuştu.

Tedavi kararı miyomun özelliklerine göre veriliyor
Miyom saptanan her hastanın mutlaka tedavi edilmesi gerekmediğini vurgulayan Op. Dr. Murat Koç, “Şikâyet bulunmayan ve takip edilmesi uygun olan hastalarda belirli aralıklarla kontrol yapılabilmektedir. Tedavi gerektiren hastalarda ise öncelikle miyomun hastanın yaşam kalitesini nasıl etkilediği ve mevcut şikâyetlerin miyomla ilişkisinin değerlendirilmesi önem taşıyor. Yoğun ve uzun süren kanamaların kansızlığa yol açması, ağrıların günlük yaşamı etkilemesi veya miyomun çevre organlara bası yapması gibi durumlarda tedavi seçenekleri daha ayrıntılı şekilde ele alınıyor. Bunun yanı sıra hastanın yaşı ve gelecekte çocuk sahibi olma planı da tedavi yönteminin belirlenmesinde dikkate alınıyor. Aynı hastada birden fazla miyom bulunması durumunda ise miyomların her birinin özellikleri değerlendirilerek bütüncül bir tedavi planı oluşturulması gerekiyor. Tedavi gerektiren durumlarda ise miyomun boyutu, sayısı, yerleşimi, hastanın yaşı, çocuk sahibi olma planı ve mevcut şikâyetlerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Tedavi kararının kişiye özel olarak planlanmasının çok önemlidir” dedi.

Amaç miyomu yok etmekten çok şikâyetleri azaltmak
Radyofrekans ablasyonun miyomu cerrahi olarak çıkarma işleminden farklı olduğunu belirten Op. Dr. Murat Koç, “Yöntemde hedef miyom dokusunu doğrudan çıkarmak yerine kontrollü enerjiyle etkisiz hale getirerek zaman içinde küçülmesini sağlamaktır. Uygulanan enerji miyom dokusunda kontrollü bir ısı etkisi oluşturarak dokunun zaman içerisinde küçülmesine katkı sağlıyor. Böylece miyomun doğrudan cerrahi olarak çıkarılması yerine, miyom hacminin azaltılması ve buna bağlı şikâyetlerin hafifletilmesi amaçlanıyor. Özellikle yoğun kanama, ağrı ve bası gibi miyomun neden olduğu yakınmaların gerilemesi hastaların günlük yaşam konforu açısından önem taşıyor. Bununla birlikte tedavinin etkisi miyomun büyüklüğü, yapısı, yerleşimi ve hastanın klinik özelliklerine göre değişebiliyor. Miyomun küçülmesiyle özellikle kanama, ağrı ve bası şikâyetlerinde gerileme görülmektedir” dedi. Opr. Dr. Koç, elde edilecek sonuç miyomun özelliklerine ve hastanın klinik durumuna göre değişebileceğinin altını çizdi. Miyom tedavisinde hastanın çocuk sahibi olma planının da karar sürecinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Op. Dr. Murat Koç, “Doğurganlığını korumak isteyen kadınlarda rahim korunmasına yönelik tedavi seçenekleri değerlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle genç yaşta olan ve ilerleyen dönemde gebelik planlayan hastalarda rahmin korunması tedavi yaklaşımının önemli unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor. Bu hastalarda miyomun kontrol altına alınmasının yanı sıra rahmin anatomik bütünlüğünün mümkün olduğunca korunması hedefleniyor. Tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi sırasında hastanın mevcut ve gelecekteki gebelik planlarının hekimle açık şekilde paylaşılması, uygun yöntemin belirlenmesine yardımcı oluyor. Gebelik planlayan kadınlarda uterin arter embolizasyonu önerilmemektedir. Buna karşılık uygun hastalarda radyofrekans ablasyonu tercih edilebilmektedir. RFA uygulanan hastalarda gebelik açısından sonuçların oldukça iyi ve yöntem çocuk sahibi olma planı bulunan kadınlar için rahmi koruyan önemli seçeneklerden biridir” şeklinde konuştu.
Her miyom için radyofrekans ablasyon uygulanamıyor
Radyofrekans ablasyonun kullanılabilmesi için miyomun büyüklüğü, sayısı, rahimdeki konumu ve çevre dokularla ilişkisi gibi özelliklerin değerlendirilmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Koç, “Her miyom bu yöntem için uygun değildir. Tedavi öncesinde yapılan değerlendirmelerde miyomun rahim içerisindeki konumu kadar çevresindeki organlarla olan ilişkisi de dikkate alınıyor. Bunun yanında miyomun sayısı, büyüklüğü ve yapısal özellikleri de yöntemin uygulanabilirliği açısından önem taşıyor. Hastanın genel sağlık durumu, mevcut şikâyetleri ve gelecekteki gebelik planı birlikte değerlendirilerek kişiye özel bir tedavi yaklaşımı oluşturuluyor. Ultrasonografi, miyomların ilk değerlendirilmesinde sık kullanılan yöntemlerden biri olurken, gerekli görülen durumlarda MR ile daha ayrıntılı görüntüleme yapılabiliyor. Hastanın genel sağlık durumu ve gelecekteki gebelik planı da değerlendirmeye dahil ediliyor. Ultrasonografi ve gerekli durumlarda MR gibi görüntüleme yöntemleriyle miyomun ayrıntılı olarak değerlendirilmesi tedavi seçimi açısından yol göstericidir” dedi.