PazarSelin Şekerci: Hayat tecrübesi kendini sinsi sinsi göstermeye başladı

Selin Şekerci: Hayat tecrübesi kendini sinsi sinsi göstermeye başladı

19.07.2026 - 02:00 | Son Güncellenme:

Melo karakteriyle izleyicilerin karşısına çıkmaya hazırlanan Selin Şekerci, “30’ların başı gerçekten çok zordu. Şimdi ise ‘Biz hayatta ne krizler çözdük, bu da çözülür’ diyebiliyorum; hayat tecrübesi kendini sinsi sinsi göstermeye başladı. Fiziksel olarak da kendimi hayatımın en iyi ve en sağlıklı döneminde hissediyorum” diyor.

Haberlerimizi Google'da Takip EdinGelişmelerden anında haberdar olun.Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin
Selin Şekerci: Hayat tecrübesi kendini sinsi sinsi göstermeye başladı

SEYHAN AKINCISelin Şekerci dendiğinde zihnimde sevgili Buket Uzuner’in dilimize kazandırdığı kız neşesi beliriyor. Onunla bir araya geldiğimizde yanılmadığımı anlıyorum. Kaygılarından, yaş almayı deneyimlemesinden,  hayatımıza pandemiyle girip, çıkmak bilmeyen görüntülü konuşmanın yeni normali olduğundan söz ederken filtresiz: “İş toplantılarımı hâlâ online yapıyorum. Terapime online devam ediyorum. En yakın arkadaşlarımla görüntülü konuşuyorum. Bazen sabah en yakın arkadaşımı arıyorum; o orada kahvesini yapıyor, ben burada içiyorum, sohbet ediyoruz, sonra kapatıp işimize dönüyoruz. Hatta bu durum yüz yüze daha az görüşmemize yol açmaya başladı, şimdilerde bundan dert yanıyoruz.” Öyle ki ‘uzaktan bağlantı” artık dizi formatı olarak da karşımıza çıkıyor. Selin Şekerci ile 23 Temmuz’da TOD’da ekrana gelmeye başlayacak, görüntülü görüşmeler ve dijital iletişim üzerinden ilerleyen anlatımıyla “Baş Başa” dizisini, 30’lu yaşları nasıl deneyimlediğini ve yaz planlarını konuştuk. 

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Selin Şekerci: Hayat tecrübesi kendini sinsi sinsi göstermeye başladı

Dar bir çevreye sahip olduğunuzu, insanların sizi ancak yakından tanıdıktan sonra sağlıklı ve sıcak bir iletişim kurabildiğinizi, genel olarak mesafeli bir yapınız olduğunu söylüyor hatta “İnsanları pek sevmiyorum” diyorsunuz. Sizi bu mesafeli duruşa iten ne oldu? 

Evet, genel olarak hayatta bir güven problemim var. Bu benim temel terapi konularımdan biri. Sektöre 17 yaşında girdim ve İstanbul’da tek başıma yaşamaya başladım. Özellikle göz önünde bir iş yaparken kendimi fazlasıyla koruma altına aldım. Geçenlerde bu proje için çocukluk fotoğraflarıma bakmam gerekti; çocukken de öyle çok güleç, cana yakın bir çocuk değilmişim. Sürekli bir şeyler düşünen, bebekken bile kameraya değil yere bakan bir tipim varmış. İnsanlarla çok çabuk samimi olamam. Bunun temelinde güven problemi ve insanlara karşı sınır çizme isteği yatıyor; “Aman alanıma girmesinler, bana zarar vermesinler” korkusu var. Ama birini sevince de tam severim. Çok az insanı hayatıma alırım ama onları da sevgimle boğacak kadar çok severim. Yetişkinliğin getirdiği olgunlukla beraber artık daha sosyal olabilmeyi, işimizin gerektirdiği o profesyonel network ilişkilerini yönetebilmeyi becermeye başladım. Sonuçta profesyonel bir iş yapıyoruz ve kimse güven problemimi çekmek zorunda değil. Yine de bu sosyal maskeyi takıp dışarı çıktıktan sonra eve döndüğümde kendimi aşırı yorulmuş hissediyorum. Sırf o yapay gülüşleri yapmamak ve kaygıdan kendimi kastığımda oluşan defoyu iyileştirebilmek için sürekli fizyoterapiste gidip çene tedavisi görüyorum.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Dizide hayat verdiğiniz Melo karakteriyle ilginç bir paralelliğiniz var: İkiniz de İzmirli bir ailenin İstanbul’da yaşayan kızlarısınız. Karakter üzerinden yola çıkarsak, sizin için “aile” ve “İzmir” kelimeleri ne ifade ediyor?

Haberin Devamı

Senaristimiz karakteri öyle bir yazmış ki, ilk okuduğumda âdeta benim jargonumla konuşuyormuş gibi hissettim. Çalıştıkça Melo Selin’e, Selin de Melo’ya benzedi; aramızda organik bir bağ kuruldu. Özellikle annesiyle olan diyalogları neredeyse benim annemle olan konuşmalarımın aynısı. Benim de annemlerle sürekli görüntülü konuştuğum bir hayatım var. Sahneleri çekerken bazen o kadar duygulanıyorum ki, içtenlikle ağlayıp “Benim hemen annemi aramam lazım” dediğim anlar oluyor. Psikolojiyle ve terapiyle yıllardır çok yakından ilgilenirim; çok farklı ekoller araştırdım, tedaviler gördüm. Melo karakteri de bu anlamda bana çok iyi geldi. Birbirimizi âdeta tedavi ediyoruz diyebilirim.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Peki Selin için İzmir ne anlama geliyor? Sıkılınca ya da kaçmak isteyince gittiğiniz o güvenli liman mı hâlâ?

Haberin Devamı

Selin için İzmir, bir şeylerden kaçmak veya uzaklaşmak istediğinde akla gelen ilk yerdir; evet, güvenli limandır. Ama İzmir’e gittikten bir saat sonra hemen kendi evime, İstanbul’daki alanıma geri dönmek isterim. Çok küçük yaşta oradan ayrıldığım için aslında benim asıl güvenli alanım hep kendi kurduğum düzenim oldu. Aile benim için her zaman çok özlediğim ama bir taraftan da mesafe koymaya ihtiyaç duyduğum bir şey. Her zaman gözüm onların üzerindedir ama o mesafeli ilişki biçimine de çok alıştım.

Haberin Devamı

Selin Şekerci: Hayat tecrübesi kendini sinsi sinsi göstermeye başladı

Melo karakteriyle bu kadar hemhal olmak kendi defolarınızla yüzleşmenizi sağladı mı?

Melo, içimde bastırdığım birçok duyguyu yüzeye çıkardı. İlk defa kendime bu kadar benzeyen bir karakteri oynuyorum. Normal hayatta Selin olarak duygularımı bastırıp tutabiliyorum ama oynarken o maske düşüyor ve her şey açığa çıkıyor. Özellikle ilişkilere bakış açısı konusunda çok şey fark ettim. Melo kaçıngan bağlanma problemi yaşayan ve uzak mesafe ilişkisi sürdüren bir kız. Ben de tam olarak öyleyimdir. “Melo bu durumun üstesinden gelebiliyorsa acaba ben de gelebilir miyim?” diye düşünmeye başladım. Yaşım ilerledikçe ilişkilerdeki o bağların, aileyle, sevgiliyle ve arkadaşlarla olan tüm etkileşimlerin birbiriyle ne kadar iç içe geçtiğini daha net görüyorum. Bu karakter bana müşterek bir hayat kurma fikrine daha sıcak bakabileceğimi gösterdi.

Haberin Devamı

Dizinin tanıtım metninde altı çizilen bir detay dikkat çekiyor: “Özlediğimiz aile hikâyeleri.” Aile hikâyelerini neden bu kadar özlüyoruz ve o sıcak hikâyeler ekranlara geri dönecek mi?

Geri dönecek mi bilmiyorum. Biz de kendi aramızda gelen projeleri okurken hep benzer türde işlerle karşılaşıyoruz. Galiba Türk aile yapısı da biraz değişti. Artık çalışan anneler, çalışan babalar var ve bizim çocukluğu-muzdaki o klasik aile ortamı çok da eskisi gibi değil. Kadın iş hayatında daha aktif bazen erkeklerden bile çok hatta. Bununla da beraber kendi özel hayatlarımızda o eski rutinlerimizi çok da gerçekleştiremiyoruz. Saatinde oturulan sofralar, TV başına yemek sonrası geçip ailecek TV izleme alışkanlığı kalmadı. Bunun eve giren internetle de ilgisi var kesinlikle. Mesela ben de çok çalıştığım için ailemle çok sık görüşemiyorum. Ama en çok televizyonu yine İzmir’e gittiğimde annemle izliyorum, orası hâlâ aynı.

Selin Şekerci: Hayat tecrübesi kendini sinsi sinsi göstermeye başladı

Hikâyenin görüntülü sohbet formatı üzerine kurulması dikkat çekiyor. Sizce bu görüntülü sohbet konsepti seyirciyi yakalayacak mı?

Bence kesinlikle yakalayacak. Pandemide eve kapandığımız dönemden itibaren görüntülü aramalar hayatımızın merkezine yerleşti. En azından bende bu durum kalıcı oldu. İş toplantılarımı hâlâ online yapıyorum. Terapime online devam ediyorum. En yakın arkadaşlarımla görüntülü konuşuyorum. Bazen sabah en yakın arkadaşımı arıyorum; o orada kahvesini yapıyor, ben burada içiyorum, sohbet ediyoruz, sonra kapatıp işimize dönüyoruz. Hatta bu durum yüz yüze daha az görüşmemize yol açmaya başladı, şimdilerde bundan dert yanıyoruz. Çoğu insanda bu alışkanlık pandemiyle yerleştiği için seyirciyi projeye asıl çekecek olan unsurun bu gerçekçi video chat formatı olacağını düşünüyorum.

“Düşüşleri çok dipten yaşarım”

Hayat hikâyenize baktığımızda sürekli mücadele eden, düşse de her seferinde yeniden ayağa kalkan güçlü bir karakter görüyoruz. Bu küllerinden yeniden doğma gücünü neredeyse her seferinde nereden buluyorsunuz? 

Güçlü olduğumu biliyorum ama bazen bu durumla da kavga ediyorum; “Tamam güçlüyüm de neden hep en zor yollardan geçmek zorundayım?” diye isyan ettiğim oluyor. Hayatım boyunca hiçbir şeyim kolay ve pürüzsüz olmadı. Ama o düşüş anlarında bile kafamın bir köşesinde hep “Daha iyisi olacak, bunun da bir sebebi vardır” inancı taşırım. İnancım ve itikadım çok güçlüdür. Düşüşleri çok dipten yaşarım ama küçücük bir umut ışığı, iyi bir müzik ya da güzel bir proje beni saniyeler içinde oradan çıkarabilir. Günün birinde hayatta çok tatmin olacağım bir doygunluk noktasına erişeceğimi hep biliyordum. Bu oyunculukla mı olur, tasarımla mı müzikle mi yoksa bambaşka bir şeyle mi bilmiyorum ama bunu hissettiğim kesin.

“30’ların başı gerçekten çok zordu”

30’lu yaşları geride bırakıp 40’a doğru yaklaşmak sizde zihinsel veya fiziksel bir dönüşüm yarattı mı?

Bana herkes “40’lı yaşlar çok güzel, sabırsızlıkla bekle” diyor. Benim de önümde üç senem var. Canlandırdığım Melo karakteri 33 yaşında; benden küçük. Benim 32 ve 33 yaşlarım berbat geçmişti, 30’ların başı gerçekten çok zordu. Ama 35 yaşından sonra insana harika bir “Aman, neyse ne” rahatlığı geliyor. Hâlâ her şeyi aşırı kontrol etmeye çalışan, kimseden yardım istemeyi beceremeyen bir yapım var ama artık yavaş yavaş yardım istemeyi de öğreniyorum. Eskiden en ufak olumsuzluğu, kıyafetimin uymamasını bile dünyanın sonu gibi yaşar, paniklerdim. Şimdi ise “Biz hayatta ne krizler çözdük, bu da çözülür” diyebiliyorum; hayat tecrübesi kendini sinsi sinsi göstermeye başladı. Fiziksel olarak da kendimi hayatımın en iyi ve en sağlıklı döneminde hissediyorum. Bu sanırım o içsel kabullenişle ve kendimle kavga etmeyi bırakmamla da çok alakalı.

“Yaz benim için yola çıkmak demek”

Yaz mevsimi sizin için ne ifade ediyor ve bu yaz için planlarınız neler?

Tam bir yaz insanıyım, kıştan ve üşümekten nefret ederim. Kışın kat kat giyinmek, kombin yapmak takıntılı kişiliğim yüzünden bende büyük bir strese yol açıyor. Yaz benim için “gitmek” ve “yola çıkmak” demek. O yola hangi duyguyla çıkarsam çıkayım, bavulumu her anlamda doldurur öyle giderim. Yazın kendimin en iyi versiyonu olduğumu düşünüyorum. Bu yaz için de planlarım hazır: Okumam gereken çok fazla şey var ve artık bir şeyler yazmaya başlamak istiyorum. Rota olarak Endülüs beni çok çekiyor. Ayrıca tam bir Atina aşığıyım; ileride hayatımın bir dönemini orada geçirme hayalim bile var. Bu yaz da Atina’ya kesinlikle gideceğim. Hem gezeceğim hem de masa başında yeni projelerim için çalışarak üretken bir yaz geçireceğim.

FOTOĞRAF: OZAN GÜZELCE

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler