PazarSinemanın başkanları

Sinemanın başkanları

21.09.2025 - 02:00 | Son Güncellenme:

Venedik Film Festivali’nde görücüye çıkan yeni filmi “La Mage du Kremlin / The Wizard of Kremlin”de Jude Law’un Rusya devlet başkanı Vladimir Putin’de sergilediği soğukkanlı portre bizi sinemanın mazisindeki diğer devlet başkanları ve başbakan portrelerine götürdü. Bu vesileyle farklı ülkelerin liderlerinin sinemaya nasıl yansıdığına baktık.

Sinemanın başkanları

BURÇİN S. YALÇIN - Sinema öteden beri devlet başkanlarını sevmiştir. Nasıl sevmesin ki? Düşününce sinema sanatı ile devlet başkanları birçok ortak paydada birleşiyor: Kitleleri yönlendirme gücü, oyunculuk ve yüksek bütçe harcamaları… Sinemada portrelenen en yeni örnek de son yıllarda haber manşetlerinden inmeyen Rusya devlet başkanı Vladimir Putin. Daha önce cebinde bir de Papa portresi bulunan Jude Law’un hayat verdiği Putin’i iktidara hızla yükselirken izliyoruz.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Her ne kadar “La Mage du Kremlin” filminin Venedik’teki gösteriminden sonra Jude Law “Sakin bir oyunculuk sergilediğini ve herhangi bir tepkiden korkmadığını,” söylese de dünyanın göz önündeki liderlerlerinden birini kanlı canlı ekrana getirmek cesaret değil de ne istiyor!

Film, Putin’in 1990’ların başlarından itibaren adım adım iktidara yürüyüşünü ve sonrasında da iktidardaki kritik hamlelerini bir bir hatırlatıyor: Kamuoyundaki tüm itirazlara rağmen Kursk denizaltısının kaderine terk edilişi, Çeçenistan savaşı, Kırım’ın ilhakı, internetteki manipülasyon operasyonları ve Ukrayna savaşı… “Sırf tartışma olsun diye tartışma peşinde değildik. Çok geniş kapsamlı bir hikâyenin içindeki bir karakter bu. Kimseyi belli bir kalıba sokmaya çalışmadık,” diyor Law. Onu en çok zorlayan şey perde arkasındaki bir figürü canlandırmak, Putin’in kamuya sunulan kontrollü imajını yırtıp arkasındaki gerçek figürü keşfetmek olmuş. “Benim için en zorlu mesele kamuya yansıyan yüzünün gerçeğin pek azını yansıtmasıydı. Ona yakıştırılan bir benzetme var, ‘yüzü olmayan adam’ diyorlar. Bir maske var.” O maskeyi ne kadar yırtıp atabildiğini ve bize arkasındakini ne kadar gösterebildiğini yakında göreceğiz ama Law’un bu karakteri portrelemedeki cesaretine şapka çıkardığımızı da söylemek zorundayız!

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Sinemanın başkanları

Oldman’dan Oscar’lık Churchill

Gary Oldman, “En Karanlık Saat”teki (Darkest Hour, 2017) rolüne soyunmadan önce tam bir yıl boyunca Winston Churchill’in tüm vücut dili ve davranış kalıplarını ezberlemişti. Ağır bir puro tiryakisi olan Churchill’e dönüşebilmek için her anlamda bedenini vakfetti. Elbette İngiliz tarihinin yakın zamandaki bu politikacısı birçok kez farklı aktörler tarafından ekrana yansıtıldıysa da Gary Oldman onları fazlasıyla aşan bir performansa imza atmıştı.

Sinemanın başkanları

Berlusconi’yi oynamak için dünyaya gelmiş

Paolo Sorrentino’nun kadrolu aktörü Toni Servillo “Loro”da bize tüm yalınlığıyla İtalya’nın Mussolini’den sonraki en tartışmalı politikacısını servis ediyor: Silvio Berlusconi! Sadece futbolseverlerin ve kadınların değil tüm İtalya’nın kalbini çalarak iktidara gelen Berlusconi bu filmde tüm pervasızlığı ile sergileniyor. Her ne kadar film Berlusconi’nin acımasızlığını yeterince sergilemediği eleştirileriyle karşılaşsa da Servillo sanki bu rol için dünyaya gelmişçesine üzerine düşeni kusursuz bir şekilde yerine getiriyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Sinemanın başkanları

Lewis, Lincoln rolünü başta reddetmişti

Steven Spielberg kendisine bu rolü önerdiğinde Daniel Day-Lewis, Abraham Lincoln’ü canlandırma fikrini ‘mantık dışı’ bularak reddetmiş ve bunun üzerine yönetmen dümeni Liam Neeson’a kırmış. Fakat proje sürüncemede kalıp yıllar geçince Neeson rol için yaşlandığını düşünüp vazgeçmiş ve rota yeniden Day-Lewis’e dönmüş! Filmi izlediyseniz Lincoln’ü ne bundan önce ne de bundan sonra bir başka insanın bu denli gerçekçi canlan-dıramayacağına siz de ikna olmuşsunuzdur. Şöyle bir istatistik verelim: Onca uzun yönetmenlik mazisine rağmen bir Spielberg filmindeki performansıyla Oscar alan ilk oyuncu Lincoln rolündeki Daniel Day-Lewis’dir.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Sinemanın başkanları

Streep’in ‘‘Demir Leydi’’ performansı

Meryl Streep’in “Demir Leydi” (The Iron Lady, 2011) filmindeki Thatcher performansını izleyip de takdir etmeyecek bir sinemasever olmasa gerek. Streep bu filmle 3. En İyi Kadın oyuncu Oscarını almıştı. Sert eleştirelerin odağındaki Thatcher zamanla öyle bir figüre dönüşmüştü ki bu filmi İngiltere’nin bazı yerlerindeki sinemalar salonlarında oynatmayı reddettiler.

Sinemanın başkanları

“Yenilmez” Mandela

Nelson Mandela’ya hayat vermek Morgan Freeman’dan başka kime daha çok yakışırdı ki! Hapisten çıkıp Güney Afrika’nın başına geçen ve ülkenin ilk siyahi devlet başkanı hüviyetindeki Mandela’yı “Yenilmez” (Invictus, 2009) filminde ülkesinde düzenlenen 1995 Ragbi Dünya Kupası’na katılacak milli takımını motive ederken izliyoruz. Takımın “beyaz” kaptanı François Pienaar (Matt Damon) ile kadrodaki oyuncular arasındaki ayrışmayı giderip ‘birlik’ olarak kupaya uzanmak için canla başla çalışıyorlar.

Sinemanın başkanları

Kusursuz performans

Askeri darbeyle başa gelip 1971 ile 79 yılları arasında Uganda’yı  despotluğa hapseden Idi Amin tarihin gördüğü en acımasız diktatörlerden biriydi. Onun döneminde Uganda’da 100 binlerce kişinin öldürüldüğü söyleniyor. Ona “İskoçya’nın Son Kralı” (The Last King of Scotland, 2006) filminde can veren Forest Whitaker ise general üniformasını üzerine geçirir geçirmez bizi bu her anlamda “deli” adamla karşı karşıya getiriyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Sinemanın başkanları

“Çöküş”ün anbean resmi

Nazi diktatörünün savaşın sonlarına doğru yaşadıklarını anbean resmeden “Çöküş” (Der Untergang, 2004), gücünü büyük ölçüde başroldeki Bruno Ganz’ın Adolf Hitler portresinden alıyor. Öylesine gerçekçi ve dehşetengiz bir performans ki bu, film sanki sizi sıradan bir Alman askeri yerine koyuyor ve Ganz’ın Hitler’i konuşurken siz onunla göz göze gelmemek için bakışlarınızı kaçırıyorsunuz!

Gandhi’nin sancağını elinden düşürmüyor

Ülkesi Hindistan’ı İngiliz kolonisinden bağımsızlığa ulaştıran Mahatma Gandhi üç saati aşan (Gandhi -1982) bu epik filmin merkezinde. Onu canlandıran Ben Kingsley, Gandhi’nin yazdığı ve hakkında yazılmış kitapları okuyarak, ağır bir diyetle kilo vererek ve yogaya sığınarak hazırlanmış role. Hatta Gandhi gibi dokuma yapmayı bile öğrenmiş. Sonuç? Kingsley neredeyse her sahnesinde boy gösterdiği film boyunca Gandhi’nin sancağını elinden hiç düşürmüyor.

Üç buçuk saatlik makyajla Golda’ya dönüş

1969’dan 1974’e kadar İsrail’i yöneten Golda Meir ülke tarihindeki ilk ve tek kadın başbakandı. Ayrıca Thatcher’dan önce ‘Demir Leydi’ lakabı yapıştırılmış ilk devlet kadınıydı. Ülke tarihinin en tartışmalı figürlerinden biriydi. Helen Mirren’in “Golda” filmindeki Golda Meir portresi de çok tartışıldı! Mirren’in filmdeki performansı muazzam. Daha önce İngiltere kraliçesi olarak zaten Oscar’ı kucaklamış olan Mirren, Meir’e dönüşmek için her gün üç buçuk saatini makyaj masasında geçiriyordu. Koyu bir sigara tiryakisi olan Golda Meir’in kambur duruşu ve sakin konuşması onun bedeninde ürkütücü bir gerçekliğe evriliyordu.

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler