18.01.2026 - 02:00 | Son Güncellenme:
HASAN NADİR DERİN - Geçtiğimiz günlerde, Altın Küre Ödülleri’nde, müzikal/komedi kategorisinde en iyi erkek oyuncu ödülünü alan Timothée Chalamet, Oscar’ın da en önemli adaylarından biri olarak kabul ediliyor. Henüz 30 yaşındaki aktör, şimdiye kadar iki kez Oscar adaylığı almıştı. Peki genç oyuncu, bu günlere nasıl geldi, kariyerinde hangi basamakları atladı, seyirci ile nasıl bir ilişki kurdu?
Chalamet, 2017’de Luca Guadagnino’nun bir kesim tarafından çok sevilen, bir kesimin de tartışmalı bulduğu “Beni Adınla Çağır / Call Me by Your Name” filmi ile sinema gündemine bomba gibi düştü. Cinselliğini keşfetmeye başlayan ve ilk aşkını yaşayan genç bir karakteri canlandırdığı bu filmdeki performansı çok beğenildi, ilk Oscar adaylığını da bu filmle aldı zaten. Aslında bu, Chalamet ile karşılaştığımız ilk film değildi. Dizi ve filmlerde bazı küçük rollerden sonra “Yıldızlararası / Interstellar”da Casey Affleck’in gençliği olarak karşımıza çıkmıştı ama film çok popüler olmasına rağmen, canlandırdığı karakterin hikâyedeki rolü çok fazla olmadığı için orada dikkat çekmemişti. Sonradan filme geri döndüğümüzde, o çocuk Timothée imiş demiştik.

Yakaladığı bu başarı sonrasında, Chalamet medyada çok sık görünmeye ve pek çok projede yer almaya başladı. Bu dönem, arka arkaya yer aldığı projeler içinde en kayda değer olanları, Greta Gerwig’in yönettiği “Uğur Böceği / Lady Bird” ve “Küçük Kadınlar / Little Women” idi. Hemen arkasından, Wes Anderson’un “Fransız Postası / The French Dispatch” filminde oynaması, sinema sektöründeki yerinin iyice güçlendiğini de gösterdi. Aynı dönemde, Woody Allen’ın “New York’ta Yağmurlu Bir Gün / A Rainy Day in New York” filmi gibi, sonradan hatalı bir karar olarak göreceği filmlerde de yer aldı.
Maskülenlikten özenle kaçındı
Chalamet’nin çok yoğun şekilde medyada gözükmesi, hayranlarını memnun ederken, onu itici bulan bir kitlenin, ondan iyice soğumasına yol açtı. Bunda Chalamet’nin medyada sergilediği personanın da etkisi var. Z kuşağı olmayı kıyısından kaçırsa da Z kuşağının kendisine yakın hissettiği bir star oldu. Kıyafet ve aksesuar seçimlerinde ve verdiği söyleşilerde maskülen erkek görüntüsünü yansıtmaktan özenle kaçındı. Kendisinden önceki kuşakların starları, genellikle iki kalıba sıkışmışlardı. Ya Tom Hanks tarzı, herkesin güveneceği isim ya da Johnny Depp tarzı, asi ama şeytan tüyü olan genç personasını kullanırlardı. Chalamet, iki kalıba da girmedi. Bazılarına itici gelse de kendi tarzını buldu ve bunu devam ettirdi.

Hırsı geri tepti
2021 sonrasında ise projelerde daha seçici davranmaya başladı. “Dune” serisinin başrolü için seçilmesi, kendisi için hem büyük bir şans hem de büyük bir sınavdı. İlk kez bu kadar büyük bütçeli bir filmin başrolünde yer alıyordu. Elbette burada, “Dune” serisinin kendisinin ve Denis Villeneuve’ün de birer marka oldukları söylenebilir ama Chalamet de kendisini Paul Atreides olarak kabul ettirebildi. Sonrasında “Wonka” ile yine ikonik bir karakteri canlandıran Chalamet, bu filmde, iyi bir şarkıcı olduğunu da gösterdi.
Bu durum, Bob Dylan’ı canlandırdığı sonraki filminde de işine yaradı. Bir Bob Dylan taklidi olmadan, fiziksel olarak ona çok da benzemediği hâlde çok iyi bir performans çıkardı, pek çok övgü ile birlikte, ikinci Oscar adaylığını da aldı. Chalamet, bu filmin Oscar kampanyası süresince, ödülü ne kadar istediğini ve bu konuda ne kadar hırslı olduğunu, defalarca belli etti. Hatta ödül aldığı törenlerden birinde Marlon Brando ve Daniel Day-Lewis gibi isimlerden biri olmak istediğini de söylemişti. Bu hırslı tavrı da biraz geri tepmiş olabilir. O da bunun farkında ki, bu seneki Oscar kampanyasında, o kadar da hırslı gözükmüyor.
Kısa sürer denen ilişkisi üçüncü yılında
Chalamet’nin gündemdeki filmine geçmeden önce, kısaca özel hayatından da bahsedelim. Medyada çok sık gözükmesine rağmen, uzunca bir süre özel hayatını yansıtmadı. Ancak 2023’den beri Kylie Jenner ile birlikte ve bu birlikteliklerini göstermekten de kaçınmıyorlar. Jenner, en az Chalamet kadar ünlü bir isim ve onun da seveni kadar sevmeyeni de var. Bu anlamda genç kuşağın en fazla takip edilen çiftlerinden biri oldukları söylenebilir. Gelelim “Marty Supreme”e. Josh Safdie’nin bu dur durak bilmeyen filminde, Chalamet başarılı olmak için her şeyi yapabilecek, çok hırslı bir masa tenisi oyuncusunu canlandırıyor. Gerçek hayatta tanık olduğumuz hırsını, karaktere yansıttığını düşünebiliriz. Geçmişi 2018’e kadar uzanan bu film için, o dönem masa tenisi dersleri de almış. Role hazırlık konusunda, böyle hikâyeleri seven Hollywood’un, Chalamet’nin başarılı performansını ödüllendirme ihtimali çok yüksek. Bu yılın sonlarına doğru izleyeceğimiz “Dune” serisinin üçüncü filminin tanıtım turlarına, Oscarlı oyuncu Timothée Chalamet olarak katılabilir. Oscar alsa da almasa da henüz 30 yaşındaki oyuncunun önünde uzun ve parlak bir kariyer olduğunu öngörebiliriz. Uzunca bir süre adını duymaya devam edeceğiz.