PazarTribünlerin dili: TİFO

Tribünlerin dili: TİFO

20.09.2026 - 02:00 | Son Güncellenme:

Fenerbahçe’nin Roma ile oynadığı Şampiyonlar Ligi maçında açılan Frankeştayn pankartı bir kez daha tribünlerin sanatı olan tifo kültürünü akıllara getirdi. Biz de merak uyandıran çalışmada imzası bulunan Losip’le konuştuk.

Haberlerimizi Google'da Takip EdinGelişmelerden anında haberdar olun.Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin
Tribünlerin dili: TİFO

Seyhan Akıncı - “Kalbimin en orta yerinde büyük bir yangın var alevler içinde” diye başlar bir Beşiktaş marşı. Dolmabahçe’de çalmaya başladığında atkılar havalanır, o ateş âdeta yanar. Taraftarlık bu ateşli hâlden bağımsız tariflenemez. Hem de dünyanın hiçbir yerinde. Öyle ki İtalyancada taraftar anlamına gelen “tifosi” sözcüğü tarihsel olarak ateş veya hezeyanla ilişkilendirilen bir kelimeye dayanır. Taraftarların tutkularını tribünde yansıttığı dev bir pankart, kartonlarla oluşturulan bir mozaik, renklerin uyum içinde kullanıldığı bir gösteri ya da bunların bir kombinasyonuna tam da bu yüzden zamanla tifo denmeye başlandı. İtalya’da 1960’ların sonu ‘70’lerin başında ortaya çıkan tifo kültürü bugün Avrupa’dan Güney Ameriya’ya kıtaları aşan bir taraftar sanatı. Ülkemizde özellikle derbilerde ve Avrupa maçlarında gördüğümüz tifoların son örneği Fenerbahçe ile Roma arasında oynanan Şampiyonlar Ligi maçında Kadıköy’de açılan Frankeştayn çalışmasıydı. Koreografi öyle bir yankı uyandırdı ki biz de tribünlerin diline kulak verdik. Konuştuğumuz Galatasaray taraftarı eski Ali Sami Yen kapalısının bir neferi olarak tanımlanmayı seçti. Çok konuşulan Frankeştayn çizimine imza atan 20 yaşındaki üniversite öğrencisi kadın taraftar da sanatçı adı Losip’le (Melek Çimer) yer alıyor haberimizde. Tribünde rol çalmak yok herkes omuz omuza!

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Frankeştayn çiziminiz sosyal medyada paylaşılmaya devam ediyor. Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Losip diye tanınıyorum. 20 yaşında, ön lisans grafik tasarım öğrencisiyim. Yaklaşık 10 yıldır dijital çizim yapıyorum. Fanatik bir Fenerbahçeliyim. İşlerimi her zaman Fenerbahçe ile birleştirmek istemiştim ve yaklaşık iki yıldır bunu yapıyorum. Üç projede onlara yardımcı oldum.

Roma maçındaki,dünya basınında da konu olan o devasa çalışmayı gördük. İlki hangisiydi bu çalışmaların?

İlki, Fenerbahçe Beko’ya, basketbol takımımıza yaptığımız Back to the Future temalı bir çalışmaydı. Yine bir tifo çalışmasıydı. Fenerbahçe, Avrupa’da basketbolda tifoyu en iyi yapan, hatta neredeyse ülkemize bunu getiren takım olarak biliniyor. O çalışmamız da çok beğenilmişti. Yine Avrupa basınında da çok konuşulmuştu. O yıl zaten EuroLeague şampiyonu olmuştuk. ikinci çalışma Galatasaray’la oynadığımız ve 1-1 biten bir derbimiz vardı. Uzun zaman sonra ilk defa bu kadar büyük, dört taraflı bir koreografi çalışması yapılmıştı. Orada da görev almıştım. Lefter’in olduğu bu koreografi çalışmasındaki tifoyu da çizme fırsatım olmuştu. Bunun da tabii ki anlamı benim açımdan çok büyük. Çünkü çok fanatik bir babanın, çok fanatik bir kız çocuğu olarak büyüdüm. Kulübüme bu şekilde destek verebilmek, çalışmalarımın Şükrü Saraçoğlu’nda böyle sergilenmesi benim için çok özeldi.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Tribünlerin dili: TİFO

Haberin Devamı

Fenerbahçe’nin Roma karşısında oynadığı oyun kadar tribünlerdeki pankart, tifo da çok konuşuldu. O çok konuşulan Frankeştayn tifosunun hikâyesini sizden dinleyelim.

Haberin Devamı

Öncelikle taraftar grubumuzdan bahsetmek istiyorum. Çünkü bu işin kredisinin yüzde 10’unu bile üstlenmek istemem. Çizimi ben yaptım, tasarımda yardımcı oldum. Tasarımı hep birlikte yapıyoruz genelde. Burada sabahlara kadar o kocaman pankartı boyayan arkadaşlarımızın emeği var. Bunun dışında 5-10 kişilik bir ekip olarak tasarım ve fikir üretme sürecinden geçiyor bu iş. Hep karıştırıldığı için düzeltmiş olayım: Fikir benden çıkmadı, fikir üretme ve fikri geliştirme tamamen bir ekip işiydi. Hatta Frankeştayn fikri iki yıl öncesinde Burak Hamzalı’dan çıkmıştı. Ama yapılamamıştı. Bu defa 18 yıl sonra Şampiyonlar Ligi’ndeki ilk maç fikriyle tam uyuştu. Belli bir taslak oluşuyor başta. Bunu ben değil, grafik tasarımcı arkadaşlar yapıyor. Sonrasında hep birlikte fikirlerimizi paylaşıyoruz. Ben bir çalışma yapıyorum. Revize ediyoruz veya baştan değişmesi gerekiyor. Fenerbahçe taraftar grupları bir şirket olsaydı, her departmanında gerçekten en iyi kişileri çalıştırıyor diyebilirdim. Düşünme etabında da tasarımda da çizimde de en başarılı kişiler çalışıyor. Tabii bu birlik ve beraberliğin sağlanmasıyla oluyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Peki kaç günde ortaya çıktı? Kaç gece sabahladınız bu pankartı hazırlarken?

Kısa bir süreç değil. Aslında arkadaşlar Beşiktaş maçı sonrasında direkt hazırlıklara başladılar. Bunun öncesinde düşünen ekip var. Bizim beyin ekibimiz. Düşünen ekip, Şampiyonlar Ligi’ne gideceğimizin belli olduğu saniyede, Lyon deplasmanından dönerken, hatta dönmeden, daha o koltuklarda, deplasman tribününde oturuyorken düşünmeye başladılar. Lyon maçının hemen sonrasında bu iş fikren başladı. Fiziken de Beşiktaş maçının hemen ardından bu iş başlatıldı. Arkadaşlarımız tabii ki sabahlara kadar çalıştılar ve maçın sabahına kadar iş hâlâ devam ediyordu. Maç sabahı tamamlandı. Öyle çok büyük bir emek, çok büyük bir çaba var bu işin içinde.

Haberin Devamı

Beşiktaş tribünlerinde yaptığı çizimlerle yıllardır Dolmabahçe’yi renklendiren Dewe Erol’un Leandro Trossard çizimi için bazı taraftarlar tarafından “Yapay zekâ çağındayız” yorumları yapıldı. Kişisel olarak amatör ruhun tribünlerde yaşaması tarafındayım. Siz nasıl bakıyorsunuz günümüz teknolojisinin tifo sanatına dokunmasına? Siz çalışmalarınızda yararlanıyor musunuz?

Dewe Erol’un çalışmasını görmüştüm ve size bir noktada katılıyorum. Çünkü tribüncülük tamamen ruhla yapılan bir iş. Bu yüzden ruhu yansıtabilmek veya kulübüne fayda sağladığını düşünebilmek, onu hissedebilmek önemli olan. Ama tabii ki bir noktada kamuoyuna sunuluyor bu çalışmalar. Doğal olarak insanlar bir iş yaptığınızda sizi rakiplerinizle karşılaştırıyor. Çünkü bunlar bireysel işler değil. Hiçbiri kendimiz için yaptığımız çalışmalar değil. Dewe Erol da Beşiktaş’ın temsili için yapmıştı. Doğal olarak her Beşiktaşlının bu konuda söz hakkı olduğunu düşünüyorum. Bu süreçte Frankeştayn pankartıyla ilgili arkadaşlarıma da bana da yapay zekâ, dijital baskı gibi iftiralar atıldı. Ama kullanmadık. Kişisel olarak kullanımına karşı değilim. Çünkü ben de dijital sanatçıyım. Ama kullanmamayı tercih ediyorum. Bu çalışmada da kullanmadık. Zaten 10 yıldır dijital illüstrasyonla uğraştığım için ihtiyaç duymadığım bir işti. Eğer eksikliğini hissediyorsa başka kulüp taraftarları tabii ki yapay zekâ kullanabilir, dijital destek alabilir. Ama bu çizimler tamamen geleneksel yöntemlerle üretildi. Dijitalde de yine yapay zekâ desteği kullanılmadan bir kalemle, bir tabletle çizildi. Pankartlara da elle çizilip geçirildi. Sonrasında elle boyandı. Fenerbahçe’nin kültürü bu şekilde.

Haberin Devamı

Tribünlerin dili: TİFO

Tifo kültürünün içerisinde genç bir kadın olarak yer almak nasıl hissettiriyor? Neler deneyimliyorsunuz?

Buna benzer soruları sürekli alıyorum ve kafamda sadece bu cevap canlanıyor: İyi ki Fenerbahçeliyim. Çünkü Fenerbahçeliler sizi her şeye dahil ediyor. Ve bulunduğunuz hiçbir projede, hiçbir alanda fazlalık veya iyi niyetle eklenmiş, nezaketen ulaşılmış gibi hissetmiyorsunuz. Fenerbahçeliler açısından hiçbir zaman kadın, erkek, genç, yaşlı olmadı. Fenerbahçe’ye katkı sağlamak isteyen, Fenerbahçe’yi gönülden destekleyen herkes birdir. Evet, alışılmış bir şey değil. Özellikle bizim ülkemizde, bizim coğrafyamızda yerleşmiş bir kadın taraftar kültürü yok. Ama bunu açık yüreklilikle söyleyebilirim ki Fenerbahçe tribününde hiçbir zaman kadın veya erkek ayrı yerlerde tutulmadı. Her zaman hep birlikteydi. Rakip taraftarları da hemcinslerimi de kesinlikle dünyadaki, ülkemizdeki hiçbir önyargıya aldırış etmeden gönüllerinden gelen şeyi desteklemeye davet ediyorum. Eminim ki hep birlikte kıracağız bu önyargıları ve hep birlikte tribünlerde, erkek yoğunluklu bütün sektörlerde yer alabileceğiz. İnşallah herkesin karşısında da Fenerbahçe gibi iyi bir kültür, sahiplenici bir ortam, güzel bir camia çıkar.

“Koreografi yapan tribün maçı kaybeder inanışı var”

Kendisini eski Ali Sami Yen kapalısının bir neferi olarak tanımlayan Galatasaray taraftarı hatırladığı ilk koreografiyi şöyle anlatıyor: “1987’de Kadıköy’de oynadığımız Beşiktaş maçıydı. O zamanlar tribünler yarı yarıya olurdu. Galatasaray-Beşiktaş maçı Kadıköy’de oynanmıştı. Galatasaray tribünü ilk defa orada sarı-kırmızı kartonları açmıştı. Tribünün böyle bir geçmişi var koreografi hususunda. 1997 şampiyonluğu öncesinde bütün stadı kaplayacak şekilde sarı-kırmızı kartonlarla koreografiler yapılmıştı. Şu an birçok tribünün yaptıklarını biz o zaman sadece kartonlarla yapıyorduk. Ali Sami Yen stadında 2001’de 14 Şubat Sevgililer Günü’ndeki Deportivo maçında “Only You” yazısı açılmıştı kalp şeklinde. Hâlâ birçok görüntüde kullanılır. UEFA Kupası finalinden önce “Road to Kadıköy” diye bir koreografi yapılmıştı. O zaman metrobüs yeni açılmıştı. Metrobüsün son durağı Kadıköy, köprüden geçip köprü önündeki son çıkış da Kadıköy’e gidişi gösteriyordu. Ama o da ne yazık ki Hamburg maçına denk geldiği için çok konuşulamadı. Bazen çok güzel hazırlanmış fikirler maçın skorundan dolayı kötü bir şekilde hatırlanıyor” diyor. 2010’lara kadar Fenerbahçe ile her maç aralarında pankartlarla mesaj verdiklerini bunun da herkesi kendini yaratıcı kılmak zorunda bıraktığını söyleyen GS taraftarı bugünlerde yaşadığı Almanya’da altı liglerde tifo kültürünün sürdüğünü belirtiyor. Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’nde karşılaşacağı Barcelona maçı öncesi bir hazırlık olup olmadığını sorduğumuzda oldukça ilginç bir yanıt geliyor: “Bizim tribünlerde bir inanış vardır koreografi yapan tribün maçı kaybeder.”

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler