Geri Dön
Pazar“Vapurlarla aşkımızı tazeliyoruz”

“Vapurlarla aşkımızı tazeliyoruz”

“Vapurlarıyla İstanbul” kitabına imza atan Adil Bali, “Vapurlar 180 yıldır insanları iskeleden iskeleye taşıyor. İstanbul’un simgesi. Biz vapurlarla aşkımızı tazeliyoruz” diyor

“Vapurlarla aşkımızı tazeliyoruz”

Gazeteci, yazar Adil Bali’nin deniz ve gemi tarihçisi Ahmet Güleryüz’ün katkılarıyla hazırladığı ve 13 ayda tamamlanan “Vapurlarıyla İstanbul” kitabı Şehir Hatları’nın 170’inci yılında okurlarla buluştu. İstanbul’un vapurla olan ilişkisini anlatan kitap Orhan Pamuk’tan Betül Mardin’e pek çok İstanbullunun anılarıyla bezeli. İstanbul’un simge vapurlarından Paşabahçe’nin yeniden Boğaz’da salınması için yürütülen kampanyaya da öncülük eden Bali ile Haliç Tersanesi’nde bakım ve onarımı süren Paşabahçe Vapuru’nda söyleştik.

“Vapurlarıyla İstanbul” kitabı fikri nasıl ortaya çıktı?

Paşabahçe Vapuru’nu bilirsiniz. 10 yıldır Beykoz Belediyesi’nin iskelesinde çürümeye terk edilmişti. Bu vapur için İstanbullular büyük bir kampanya başlattı. Bunun öncülerinden biri de benim. Vapurun yaşatılması için imzalar verildi. Bu kampanyanın verdiği enerji ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun talimatıyla vapurun hurdaya gitmesi engellendi. Vapur şu an Haliç Tersanesi’nde bakım ve onarımda. İstanbul’un vapurları 180 yıldır insanları iskeleden iskeleye taşıyor ama sadece bir ulaşım değil aynı zamanda sosyalleşme ve kültür aracı. Ve İstanbul’un simgesi. Biz vapurlarla aşkımızı tazeliyoruz. Kitapta İstanbul’un denizle ve vapurlarla olan ilişkisini anlatıyoruz. Şirket-i Hayriye yani Şehir Hatları’nın 170’inci yılı. Paşabahçe Vapuru’nun verdiği enerjiyle vapur sevgisini pekiştirmek amacıyla hazırladık bu kitabı. Deniz ve gemi tarihçisi Ahmet Güleryüz’ün büyük katkılarıyla toplam 13 ayda hazır hale geldi. Birkaç gün içerisinde İstanbul Kitapçısı’nda satışta olacak.

Paşabahçe Vapuru’nun önemi nedir? Kampanyalar yürütülüyor, insanlar heyecanla bekliyor yeniden Paşabahçe ile Boğaz’dan geçmeyi...

Vapur İtalya’da yapıldı ve 1952’de geldi. Çok lüks bir vapurdu, içinde iki tane barı, vestiyeri vardı. Koltukları çok şıktı. Bir otel salonuna giriyormuş gibi hissederdiniz içine girdiğinizde. İnsanlar bir buçuk saat gidiş bir buçuk saat gelişle üç saatini burada geçirirdi. Bu bir aidiyet duygusu yaratıyordu. Ayrıca çok güçlü bir vapurdu. 18 mil sürate sahipti ve hâlâ bu kadar sürat yapan bir vapur yok. Ben bu vapurlarla çok uzun süre yolculuk yaptım. Vapurda büyük bir sosyal ilişki vardı. Kimse diğerinin oturduğu yere oturmazdı. Herkesin yeri belliydi. Çaylar içilir, sohbetler edilir, kitaplar okunurdu. İstanbullular bu vapurun her zaman yol almasını görmek istiyor. Mesela Orhan Pamuk şöyle anlatıyor; “Paşabahçe benim gemim. İstanbul’a aynı yıl geldik. Onu bir bakışta tüm gemilerden ayırabilirim.”   

“Vapurlarla aşkımızı tazeliyoruz”

İstanbul bir deniz kenti... Vapurla ilk ne zaman tanışıyor İstanbullular?

İstanbul’da vapurlardan önce takalarla, pazar kayıklarıyla ulaşım sağlanıyor. Bir yerden bir yere gitmek için insanlar kayıkları kullanıyor. Yaklaşık 5 bin kayıkçı olduğu söyleniyor. 1828’de Sürat adlı ilk buharlı gemi geliyor. 1843’te düzensiz de olsa vapur seferleri başlıyor. Daha sonra Sultan Abdülmecit’in öncülüğünde 17 Ocak 1851’de Şirket-i Hayriye kuruluyor. 1853’te İngiltere’den 6 vapur sipariş ediliyor. Bu vapurların kadınlara özel tuvaletleri ve yan kamaraları var. İlk sefer 1854’te dualar okunup, kurbanlar kesilerek Üsküdar’a yapılıyor. Bu vapurların çalışmasıyla birlikte İstanbul’un coğrafi gelişimi de başlıyor. Daha önce kayıklarla gidilen Boğaziçi köyleri büyümeye başlıyor.

Vapurlar hem fiziki manada kenti değiştiriyor hem de insanların sosyalleşmelerini sağlıyor...

Bu vapurların gelişiyle kentin dokusu çok değişiyor. Boğaz’da sarı bacalı, yandan çarklı vapurlar dolaşıyor ve insanlar Beykoz’a, Sarıyer’e, Kanlıca’ya gitmeye başlıyor. Devlet erkanı vapurla Eminönü’ne geliyor. Şirket-i Hayriye kenti değiştiriyor. Boğaz’da yalıların oluşmasına, Ortaköy, Yeniköy, Bebek semtlerinin gelişmesine yol açıyor. Ulaşımı desteklemek için bazen ücretsiz pasolar dağıtılırmış. Boğaz’ın gelişiminde Şirket-i Hayriye’nin önemi çok büyük.

“Kadınların oturacağı bölüm kalın bir perdeyle ayrılmış”

Kadınların vapurda kendine yer bulması biraz zaman alıyor...

İlk buharlı gemilerin gelip, düzensiz seferlerin yapıldığı dönemde bu böyle. Ama Boğaz’da sefer yapan İngiliz ve Rus şirketlerin işlettiği vapurlara kadınlar rahatlıkla binebiliyor. Bu durum karşısında Türklerin işlettiği vapurlara da kadınların alınmasına karar veriliyor. Kadınlar eşi ve çocuğuyla birlikte vapura binse de aynı yere oturamıyorlar. Kalın bir perdeyle ayrılmış bir bölüm var orada oturuyorlar. 1850’lerden sonra bu durum değişiyor.

“Vapurlarla aşkımızı tazeliyoruz”

 

 

bu haberleri kaçırma

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler