20.09.2026 - 02:00 | Son Güncellenme:
SEYHAN AKINCI - Göksel, 1997’de yayınladığı “Yollar” albümüne adını veren şarkıdaki gibi uzun uzun yolları aşıp 29 yılı geride bıraktığı müzik kariyerinde 10. stüdyo albümü “Rüyaların İşi” ile karşımızda... Tam 11 yıl sonra yayınladığı albüm kendi ifadesiyle hayatının en geniş zamanına tanıklık eden çalışması. Yaz boyunca başta Harbiye’de olmak üzere konserlerle dinleyicileriyle buluşan Göksel’le “Rüyaların İşi”ni konuşmak için hazırlanırken döndürüp döndürüp dinliyorum albümü. Uzunca bir süre daha dinleyeceğim. Çünkü albüm Göksel’le ilk tanıştığımız dönemde bize seslendiği gibi “Sabır” istiyor. Dinledikçe demleniyor, demlendikçe fark ediliyor. Gazapizm’le düet yaptığı “Sen Orda Yoksun” parçası sonrası sosyal medya mesaj kutusunun “terapi odası gibi” dolup taştığını söylemişti. İşte “Rüyaların İşi” tam bir terapi koltuğu. Biz de Göksel’le “Her yeni işte rüyalarımı biraz daha gerçeğe dönüştürüyor gibi hissediyorum” dediği albümü konuştuk ve bizim için şarkılarından bir reçete yazmasını istedik.
”Rüyaların İşi” uzun bir aranın ardından dinleyiciyle buluştu. Albümün adından yola çıkarsak, bu süreç sizin için bir rüyanın gerçekleşmesi miydi?
Şarkı söylemek, sahneye çıkmak benim çocukluk rüyalarım… Her yeni işte rüyalarımı biraz daha gerçeğe dönüştürüyor gibi hissediyorum. Bir yandan da rüyalarımın bilinçaltımdan sızdırdığı duygularla uğraşıyorum. O duyguları şarkılara dönüştürerek yaşıyorum, iyileşiyorum. “Rüyaların İşi” aslında albümün açılış şarkısının ilk cümlelerinde geçiyor: “Gerisi rüyaların işi…” Çünkü rüyalar da şarkılar da sembollerle bize bir duygudan çok daha fazlasını söylüyor.
29 yıllık müzik kariyerinizde bu albümü diğerlerinin yanında nereye konumlandırıyorsunuz? Kendi içinizde nasıl bir olgunlaşma veya dönüşüm dönemine denk geldi?
En uzun aradan sonra yaptığım albüm oldu. Dolayısıyla “Rüyaların İşi” hayatımın oldukça uzun bir dönemini anlatıyor ve içinde çok farklı duygular var. Aşık oluyorum, kabulleniyorum, ayrılıyorum, öfkeleniyorum, yas tutuyorum… Hayatı sorguluyorum; içinde yaşadığım şehrin sorunlarıyla uğraşıyorum. O yüzden belki de bugüne kadar yaptığım albümler içinde hayatımın en geniş zamanına tanıklık eden albüm bu. Geçtiğimiz 10 yılda dünyada da hepimizin hayatında da çok büyük olaylar oldu, büyük değişimler yaşandı. Hangimiz olgunlaşmadık ki?

İlk albümünüz “Yollar”ı 1997’de yayınladınız. Bugün aradan geçen zamanı, yürüdüğünüz yolları nasıl tarif edersiniz? Yolun başındaki Göksel’e ne söylersiniz?
Zorlu ama zevkli bir yoldu. Çok çalıştım, öğrendim, yanıldım, büyüdüm… Müzikle ve dinleyicilerimle kurduğum bağ bana güçlü bir yaşam enerjisi verdi. Yolun başındaki Göksel’i cesareti, inancı ve idealizmi için tebrik ederdim. “İyi ki bildiğini okumuşsun, iç sesini dinlemişsin kızım,” derdim.
Son dönemlerde konserler birçok yönüyle tartışılıyor. Konser alanı bulamadığını, konserlerden para kazanamadığını ifade eden müzisyenlerden sahnedeki şarkıcıya eşlik eden “ünlülere” kadar... Yıllardır konser veren bir isim olarak siz nasıl deneyimliyorsunuz bu süreci?
Uzun yıllardır sahnedeyim ve bugün, bugünün koşullarında dinleyicimle buluşabilmek benim için her zamankinden daha kıymetli. Konser benim için hâlâ müziğin en canlı, en gerçek hâli. İnsanlar doğal olarak sahnedeki müzisyeni görüyor ama o konserin gerçekleşebilmesi için arka planda çok büyük bir ekip çalışıyor. Müzisyenler, teknik ekip, prodüksiyon, organizasyon… Onlarca insanın emeği ve geçimi var orada. Dolayısıyla bugün konserlerle ilgili yaşanan sıkıntılar yalnızca sahneye çıkan sanatçıyı değil, çok büyük bir ekosistemi etkiliyor.
Yapay zekânın yaratıcı alanlarda kullanılması oldukça tartışılıyor. Artık tamamen yapay zekâ tarafından üretilen şarkılar ve aslında hiç olmayan müzisyenler var. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz? Bu sizi endişelendiriyor mu?
Ben yapay zekâyı anlamaya çalışanlardanım. Elbette her alanda kullanılabilir ve yaratıcı süreçlerde de yeni imkânlar açabilir. Ama insanın ruhundan, bedeninden, yaşadıklarından yayılan enerjiyle yaratılan müziğin yerini tutabileceğini düşünmüyorum. Gerçekte var olmayan bir müzisyenle aynı gönül bağını kurabilir miyiz, bundan da emin değilim. Yapay zekâ ürünü şarkılar dönemsel olarak çok dinlenebilir, merak uyandırabilir ama kalıcı olacaklarını düşünmüyorum, belki de umuyorum. Çünkü aksi hâlde yalnızca şarkıları değil, bir ömrünü enstrümanına adamış virtüöz müzisyenleri ve yeni sanatçıların yeşerebileceği alanları da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalırız. Müziği benim için değerli kılan şey hâlâ insanın insana içten duygularla dokunması.

Yoğun konser takvimi, stüdyo seansları ve sürekli göz önünde olmanın getirdiği o yorgunluğu nasıl dengeliyorsunuz? Günlük yaşamınızda sizi besleyen, merkezde tutan vazgeçilmez ritüelleriniz var mı?
Düzenli bir yaşamım var. Konserlerin ve yoğun çalışma temposunun getirdiği yorgunluğu, özel hayatımın dinginliğiyle dengeliyorum. Sağlıklı besleniyorum; spor yapmak ise artık benim için neredeyse bir meditasyon gibi… Vakit buldukça kendimi doğal ve rahat hissedebileceğim yerlere kısa seyahatlere çıkıyorum. Ailemle vakit geçirmeyi seviyorum. Yoğun konserlerin sonrasında sade bir yaşam beni kendi merkezimde tutuyor.
Terapi listem “Depresyondayım” ile başlar
Gazapizm’le düet yaptığınız “Sen Orda Yoksun” çok sevildi. Siz de sosyal medya mesaj kutunuzun “terapi odası gibi” dolup taştığını söylediniz. Sizce şarkı neden bu kadar dokundu insanlara? Sizin iyi hissetmeye ihtiyaç duyduğunuzda en çok dinlediğiniz şarkı ya da şarkılar hangileri?
Şarkı biraz da çocukluk travmalarımıza değdi sanırım. Herkesin yokluğunu hissettiği, kızdığı, özlediği birileri var… O beklenen kişi çoğunlukla babalar. Babalar bazen var ama yok gibi… Kimileri en sevdiğini kaybetmiş, bazıları aradığı sevgiyi, sevgiliyi bulamamış. Gazapizm’in de şarkının hikâyesine dahil olmasıyla şarkı biraz daha boyutlandı. İsteyip de yetişemeyen, o karanlıktaki adamı da duyup anlamaya çalıştık. Aslında ben şarkıda sitem ettiğim o adamın, gerçekte var olamayacak kadar yüceltilmiş bir figür olduğunu biliyorum. Eski siyah-beyaz filmlerdeki süper kahramanlar gibi… Her şeye yetişen, her şeyi anlayan, hep güçlü ve hep orada olan bir adam. Bugünün dünyasında böyle birinin gerçekten var olduğuna artık pek inanmıyorum. Ben ise iyi hissetmeye ihtiyaç duyduğumda kendi hikâyesini anlatan kadın şarkıcıları dinlemeyi tercih ediyorum. Onların kendi hayatlarından, duygularından akıtıp yazdığı şarkılar bana tanıdık geliyor, iyi hissettiriyor.
Şarkılarınızdan bir terapi reçetesi hazırlayacak olsanız, hangi şarkıları listeye yazardınız?
Bu soruyu cevaplamak çok zevkli olacak! Terapi reçetesi “Depresyondayım” ile başlar, “Acıyor” ile devam ederdi. Çünkü iyileşme önce itirafla başlıyor. “Sen Orda Yoksun”u, yoksunluk hissettiğimiz ve özlem duyduğumuz anlar için; “Yalnız Kuş”u, ait hissetmediği bir yerde durmaktansa kendi başına uçmayı seçen özgür ruhlar için; “Karar Verdim”i, “hayır” demeyi öğrenmesi gerekenler için; “Bir Cumartesi Gecesi”ni ise bütün İstanbul yorgunlarına reçete ederdim. Aslında liste uzar gider şimdilik burada bırakıyorum.
“Kurtarıcı beklemeyen her kadın biraz Kirke”
Son dönemde size yepyeni kapılar açan, yaratıcılığınızı tetikleyen bir keşfiniz oldu mu?
Madeline Miller’ın “Ben, Kirke” romanından oldukça etkilendim. Kirke’nin gerektiğinde tek başına ormana dalabilen, kendi gücünü keşfeden tarafı benim de güçlü yanımı tetikledi. Albümde yer alan “Beyaz Atlı”yı Kirke’yi okumadan önce yazmıştım. Sonradan aralarında bir bağ olduğunu fark ettim. Kendi yolunu tek başına bulmaya çalışan, bir kurtarıcı beklemeyen her kadın biraz Kirke aslında.
Göksel’in yaşam alanındaki ve stilindeki “olmazsa olmaz” felsefesi nedir?
Benim için stil de yaşam alanı da insanın iç dünyasının bir yansıması. Seçtiğim tasarımlar, eşyalar, kıyafetler bir şekilde beni ifade eden parçalar. Fazla gösterişli, bağıran hiçbir şeyi yaşam alanıma da stilime de dahil etmiyorum. Sadelik ve zamansızlık benim için daha kıymetli. Sahne kostümlerimde ise çoğunlukla, uzun yıllardır beni ve müziğimi çok iyi tanıyan tasarımcı arkadaşım Özlem Kaya ile çalışıyorum. Sahnedeki görüntümün de müziğimden bağımsız değil, onunla aynı dünyaya ait olmasını seviyorum.