Yaşam9 çocuklu kraliçenin şaşırtan itirafları! 63 yıl tahtta kaldı, anneliği neden hiç sevmedi?

9 çocuklu kraliçenin şaşırtan itirafları! 63 yıl tahtta kaldı, anneliği neden hiç sevmedi?

15.08.2026 - 06:55 | Son Güncellenme:

9 çocuk annesi, imparatorluğun en güçlü kadınlarından biriydi ancak annelikten nefret ettiği yazdığı mektuplarla ortaya çıktı. Kraliçe Victoria’nın çelişkilerle dolu annelik hikâyesi, anneliğe dair beraberinde birçok soru işaretini getirdi.

Haberlerimizi Google'da Takip EdinGelişmelerden anında haberdar olun.Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin
9 çocuklu kraliçenin şaşırtan itirafları 63 yıl tahtta kaldı, anneliği neden hiç sevmedi

Betül Yasemin Kökbek / Milliyet.com.tr - İngiliz tarihinin en uzun süre tahtta kalan hükümdarlarından biri olan Kraliçe Victoria, yalnızca 63 yıllık saltanatıyla değil özel hayatındaki çelişkilerle de yüzyıllardır konuşuluyor. 9 çocuğu bulunan Victoria’nın, döneminin güçlü ve etkili kadın figürlerinden biri olmasına rağmen annelik konusunda oldukça tartışmalı bir miras bıraktığı biliniyor. Tarihçiler, Kraliçe Victoria’nın çocuklarına karşı tamamen sevgisiz olduğunu söylemenin doğru olmayacağını belirtse de hükümdarın özellikle hamilelik, doğum ve çocuk yetiştirme süreçlerinden büyük bir rahatsızlık duyduğu ve annelik rolünü çoğu zaman bir yük olarak gördüğü yönünde çok sayıda belge bulunduğunu aktarıyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Kraliçe Victoria 1819 yılında doğdu ve 1837’de henüz 18 yaşındayken İngiltere Kraliçesi oldu. 1840 yılında kuzeni Prens Albert ile evlenen Victoria, kısa süre içinde büyük bir aile kurdu. Çiftin toplam 9 çocuğu oldu; Victoria, Albert Edward (geleceğin Kral VII. Edward’ı), Alice, Alfred, Helena, Louise, Arthur, Leopold ve Beatrice. Ancak Victoria’nın günlükleri ve mektupları, onun annelik deneyimini her zaman mutlulukla yaşamadığını gösteriyordu. Özellikle hamilelik dönemlerinden ve küçük çocukların bakımından hoşlanmadığı, bebekleri 'rahatsız edici' bulduğu yönündeki ifadeleri tarihçiler tarafından sık sık gündeme getiriliyor.

Haberin Devamı

9 çocuklu kraliçenin şaşırtan itirafları 63 yıl tahtta kaldı, anneliği neden hiç sevmedi

Haberin Devamı

ÇOCUKLARINA KARŞI DUYGULARI KARMA KARIŞIKTI!

Haberin Devamı

Tarihi kayıtlar Kraliçe’nin, anneliği hayatının en zor taraflarından biri olarak gördüğü ve çocuklarını büyütme görevini büyük ölçüde dadılara ve yardımcılarına bıraktığı biliniyor. Victoria’nın aksine Prens Albert, çocukların eğitimine daha fazla ilgi gösteren bir baba olarak tanımlanıyor. Çocuklarının disiplinli yetişmesini isteyen Albert, onların dersleriyle yakından ilgileniyor ve kraliyet ailesinin modern, bilgili bir temsilcisi olmalarını hedefliyordu. Ancak bu sıkı eğitim anlayışı zaman zaman çocukları üzerinde baskı oluşturdu. Özellikle geleceğin kralı VII. Edward’ın, ailesiyle karmaşık bir ilişki yaşadığı ve anne-babasının sert tutumundan etkilendiği belirtiliyor. Tarihçiler bu soruya tek bir cevap vermenin zor olduğunu söylüyor. Çünkü Victoria’nın çocuklarına karşı duyguları oldukça karmaşıktı.

Haberin Devamı

Bir yandan bazı çocuklarıyla yakın ilişkiler kurduğu, özellikle en küçük kızı Beatrice’e hayatının ilerleyen dönemlerinde çok bağlı olduğu biliniyor. Diğer yandan ise oğulları ve bazı kızlarıyla ilişkilerinde mesafe, kontrol ve eleştiri ön plana çıkıyordu. Victoria’nın özellikle oğlu VII. Edward’a karşı uzun süre kırgın ve sert olduğu, onun yaşam tarzını ve davranışlarını eleştirdiği biliniyor. Edward’ın babası Albert’in ölümünden sonra annesinin suçlamalarıyla karşı karşıya kaldığı ve bu ilişkinin yıllarca gergin devam ettiği aktarılıyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Uzmanlara göre Victoria’nın anneliğini bugünün ölçütleriyle değerlendirmek yanıltıcı olabilir. 19. yüzyıl aristokrasisinde çocukların bakımının dadılara bırakılması oldukça yaygın bir uygulamaydı. Kraliyet ailesinde ise hükümdarlık sorumlulukları çoğu zaman aile ilişkilerinin önüne geçebiliyordu. Bazı tarihçiler, Victoria’nın çocuklarına karşı ilgisizliğinin sevgisizlikten çok; kendi travmaları, yoğun sorumlulukları, doğum deneyimleri ve dönemin kadınlık anlayışıyla bağlantılı olduğunu savunuyor.

'MÜKEMMELLİĞİ BEKLEMEK YERİNE ANNELERİ DESTEKLEMEYLİYİZ'

Kraliçe Victoria'nın çocuklarıyla olan ilişkisi gündeme geldikçe onun annelik deneyimi üzerinden anne ve çocuk ilişkisi yeniden gündeme geldi. Klinik Psikolog Ayşe Burcu Durak ise açıklamalarına şu şekilde başladı: "Toplum olarak annelikten mükemmellik beklemek yerine, anneleri desteklemeyi öğrenmemiz gerekiyor. Bilim bize şunu söylüyor: Çocukların ihtiyacı kusursuz anneler değil; ruh sağlığı desteklenen, hata yapabilen, gerektiğinde yardım isteyen ve çocuklarıyla güvenli ilişki kurabilen annelerdir."

9 çocuklu kraliçenin şaşırtan itirafları 63 yıl tahtta kaldı, anneliği neden hiç sevmedi

"Son beş yılda yayımlanan sistematik derlemeler ve meta-analizler, anneliğin yalnızca biyolojik bir süreç olarak değil, biyopsikososyal bir geçiş dönemi olarak ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Araştırmalar, annenin ruh sağlığını yalnızca hormonal değişimlerle açıklamanın yetersiz olduğunu; psikolojik geçmiş, sosyal destek, ekonomik koşullar ve kültürel beklentilerin de en az biyolojik etkenler kadar belirleyici olduğunu göstermektedir." Klinik Psikolog Ayşe Burcu Durak

Toplumda ebeveynliğin her anından keyif alınması gerektiğine dair güçlü bir beklenti bulunsa da bilimsel araştırmaların bunun gerçekçi olmadığına işaret ettiğini söyleyen Klinik Psikolog Ayşe Burcu Durak, "Hamilelik, doğum ve özellikle bebeğin ilk yılları, bireyin psikolojik, biyolojik ve sosyal yaşamında büyük değişimlere neden olur. Bu nedenle bazı ebeveynler, özellikle de anneler, bu süreçten bekledikleri kadar haz alamayabilir. Bu durumun altında farklı psikolojik etkenler bulunabilir. En sık görülen nedenlerden biri doğum sonrası depresyon ve doğum sonrası anksiyete bozukluklarıdır. Araştırmalar doğum yapan kadınların yaklaşık yüzde 10–20’sinde doğum sonrası depresyon gelişebildiğini gösteriyor. Depresyon yaşayan annelerde yalnızca çökkünlük değil; bebeğe karşı ilgide azalma, annelikten keyif alamama, suçluluk duyguları ve yoğun tükenmişlik de görülebilir" açıklamasında bulundu.

Haberin Devamı

Bunun yanında ebeveyn tükenmişliği (parental burnout) de önemli bir faktör olduğuna değinen uzman isim sürekli bakım verme sorumluluğu, uykusuzluk, sosyal desteğin yetersiz olması ve ekonomik stres gibi etkenler ebeveynlikten alınan doyumu azaltabilir. Son yıllarda yapılan çalışmalar, ebeveyn tükenmişliğinin yalnızca yorgunluk değil; duygusal uzaklaşma ve ebeveyn rolünden kaçınma isteğiyle de ilişkili olduğunu göstermektedir. Bir diğer önemli etkenin ise bireyin kendi çocukluk deneyimleri olduğunu söyledi. Bağlanma kuramına göre kişinin kendi bakım verenleriyle kurduğu ilişki, ileride ebeveynlik deneyimini etkileyebilir. Çocukluğunda ihmal, istismar veya duygusal yoksunluk yaşamış bireyler ebeveynlik sürecinde eski duygusal yaralarının yeniden tetiklendiğini hissedebileceğini söyledi. Ek olarak kişilik özelliklerin de değinen Klinik Psikolog Durak, mükemmeliyetçilik, kontrol ihtiyacının yüksek olması, sosyal medyada idealize edilen “kusursuz annelik” algısı ve toplumsal beklentilerin de ebeveynlik deneyimini zorlaştırabileceğini söyledi. Burada önemli olan noktanın, çocuk bakımını her zaman keyifli bulmamanın tek başına psikolojik bir bozukluk anlamına gelmediği olmadığının altını çizdi.

Haberin Devamı

DOĞUM SONRASI SÜREÇ ANNENİN KİMLİĞİNİ YENİDEN Mİ YAPILANDIRIYOR?

Açıklamalarına bir annenin bebeğine veya çocuğuna karşı zaman zaman öfke, hayal kırıklığı, bıkkınlık ya da uzaklaşma hissetmesinin insani ve tek başına patolojik olmadığını söyleyerek devam eden Klinik Psikolog Ayşe Burcu Durak, "Özellikle uykusuzluk, yorgunluk, ekonomik sorunlar ve sosyal destek eksikliği bu duyguları artırabilir. Winnicott’un yeterince iyi anne kavramına göre annelik kusursuz olmak değil, çocuğun ihtiyaçlarına büyük ölçüde duyarlı olabilmektir. Bu nedenle çocuğa karşı zaman zaman olumsuz duygular hissetmek, sevginin olmadığı anlamına gelmez. Ancak bu duygular sürekli hâle geliyor, anne çocuğuna karşı kronik ilgisizlik yaşıyor, bakım vermekte zorlanıyor, çocuğa zarar verme düşünceleri taşıyor veya yoğun suçluluk nedeniyle günlük yaşamını sürdüremiyorsa profesyonel destek gerekebilir. Önemli olan olumsuz duyguları hiç yaşamamak değil; bu duyguları fark edebilmek, düzenleyebilmek ve çocukla sağlıklı ilişkiyi sürdürebilmektir" açıklamasında bulundu.

9 çocuklu kraliçenin şaşırtan itirafları 63 yıl tahtta kaldı, anneliği neden hiç sevmedi

"Doğum sonrası dönem yalnızca bebeğin dünyaya geldiği bir süreç değil, aynı zamanda annenin kimliğinin yeniden yapılandığı önemli bir geçiş dönemidir. Bu dönemde östrojen ve progesteron düzeylerinde çok hızlı düşüşler meydana gelir. Aynı zamanda oksitosin ve prolaktin gibi hormonlar bakım davranışlarını desteklese de hormonal değişimler tek başına anne-bebek bağını belirlemez. Araştırmalar, doğum sonrası depresyonun ve yoğun psikolojik stresin annenin bebeğinin sinyallerini algılama ve onlara duyarlı yanıt verme kapasitesini azaltabildiğini göstermektedir. Bu durum bağlanmayı zorlaştırabilir; ancak bu ilişkinin kalıcı olduğu anlamına gelmez. Uygun psikolojik destek ve sosyal destekle anne-bebek ilişkisi güçlenebilir. Bunun yanında modern toplumda anneler üzerinde ciddi bir “ideal annelik” baskısı bulunmaktadır. Sürekli mutlu olmak, emzirmeyi eksiksiz sürdürmek, kariyer ve anneliği aynı anda kusursuz yürütmek gibi beklentiler birçok annede yetersizlik ve suçluluk hissini artırmaktadır. Bu baskılar stres hormonlarını yükselterek annenin ruh sağlığını ve ebeveynlik deneyimini olumsuz etkileyebilir." Klinik Psikolog Ayşe Burcu Durak

Açıklamalarını sonlandırmadan önce tarihten günümüze değişen annelik kavramı üzerine değinen uzman isim anneliğin, yalnızca biyolojik değil, kültürel ve tarihsel olarak değişen bir olgu olduğunun altını çizerek devam etti. Günümüzde anneden her ihtiyacı karşılaması, kendini ikinci plana atması ve sürekli fedakâr olması beklenirken, bu anlayışın tarih boyunca aynı kalmadığını söyledi. Modern psikolojiyle birlikte anne-çocuk ilişkisinin ve erken bakımın öneminin daha fazla vurgulandığının altını çizen Klinik Psikolog Ayşe Burcu Durak, "Ancak güvenli bağlanma, annenin kusursuz olması anlamına gelmez; çocuğun ihtiyaçlarına yeterince tutarlı ve duyarlı yanıt verebilmesi önemlidir. Günümüzde annelik; bakım vermenin yanında duygusal emek, zihinsel yük, kariyer ve toplumsal beklentilerle iç içe geçmiş karmaşık bir süreçtir. Bu nedenle anneliğin ilk dönemlerinde yaşanan yalnızlık, çelişkili duygular veya annelikten keyif alamama, her zaman kişisel başarısızlık değildir; büyük bir yaşam değişimine uyum sürecinin parçası olabilir. Bu nedenle anneliği idealize etmek yerine insani yönleriyle ele almak, hem annenin ruh sağlığı hem de çocukla sağlıklı bir ilişki açısından önemlidir" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Kraliçe Victoria, bir yandan Avrupa’nın en güçlü hükümdarlarından biri olarak tarihe geçti, diğer yandan çocuklarıyla ilişkileri nedeniyle eleştirildi. Onun hikâyesi, gücün ve imparatorluk sorumluluğunun özel hayat üzerindeki etkisini gösteren en dikkat çekici örneklerden biri olarak kabul ediliyor. Victoria’nın çocuklarına gerçekten sevgisiz olup olmadığı ise hâlâ tarihçilerin tartıştığı konular arasında yer alıyor. Ancak geriye kalan mektuplar ve günlükler, onun anneliği kolayca kabul eden geleneksel bir figür olmadığını açıkça ortaya koyuyor.

EN ÇOK OKUNANLAR

Vücut Kitle İndeksi Hesaplama

Sağlığınızı kontrol altında tutmak için Vücut Kitle İndeksi (VKİ) hesaplama aracını deneyin!

VKİ HESAPLA
KEŞFETYENİ

İlgili Haberler