Sosyal medya fenomeni olmak

Sınırsız özgürlükler dünyası sosyal medyaya, akın akın göçümüz devam ediyor. Şimdilik nüfusumuz, 2.307 milyar. Bu sanal topluluğun sosyal psikolojisine bir göz atalım.

Digital’in 2016 raporlarına göre; 7.395 milyar olan dünya nüfusunun, 3.419 milyarı internete bağlanıyor. 2.307 milyar insan sosyal medyayı aktif kullanırken bunun 1.968 milyarı mobil cihazlardan Sosyal Medya dünyasına geçiş yapıyor. Peki bu insanları Sosyal Medya dünyasına akın ettiren şey sadece özgürlük hissi mi?

Sosyal psikolojinin temelinde sosyal etki denilen fenomen yatar. Sosyal etki, diğer insanların söylediklerinin, eylemlerinin ya da yalnızca varlıklarının, düşüncelerimiz, duygularımız ve davranışlarımız üzerindeki etkisidir. Bu fenomen sosyal medya dünyasında da geçerliliğini korumaktadır. Bedenen yanımızda olmayan insanların sanal varlıkları bizi etkilemeyi sürdürür. Sosyal medya insanları, tesadüfen ya da zorunlu olarak bir arada olmazlar, ilgi alanlarına göre ve kendi seçtikleri insanlarla veya gruplarla sosyalleşirler. Bu durum da, kendilerini daha mutlu hissetmelerini sağlıyor.

Sosyal medya dünyasında, beden ve ses yerini harflere ve emojilere bırakmıştır. Özellikle sözlü iletişimde başarısız ve beraberinde de asosyal olan insanlar, tüm endişe ve korkularını gerçek dünyada bırakıp kendilerini sanal dünyanın rahat ortamına bırakmışlardır. Eğlenme, kendini eğitme, dayanışma arama veya arkadaşlık beklentilerine karşılık bulmaya çalışmışlardır. 

Sanal dünya yani sosyal medyadaki ünlülere fenomen deniyor. Sosyal medya dünyasındaki insanların çoğu fenomen olmak ister. Peki biz neden beğenilmek ve bolca takip edilen olmak istiyoruz? Sadece özgürlüğün tadını çıkarıp kaygılarımızdan uzak fikirlerimizi paylaşmak neden bize yetmiyor. Toplumun baskısından sıkılıp kendimizi attığımız özgür dünyada, paylaşımlarımızın diğer insanlar tarafından beğenilmesi ile neden bu kadar ilgileniyoruz? Like sayımız mutluluğumuza neden bu kadar tesir ediyor. Psikolojiye göre bunun temel nedeni çocukluk yıllarından gelen değersizlik ve yetersizlik duygusu veya aşırı değer yüklenmiş olma halidir.

Sanal dünyada yaratılan sanal gerçeklik, aslında insanlara bedenleriyle asla bulunmadıkları bir ortamda bulunmuş hissi yaratıyor. Yarattığı bu his de bağımlılık yapıyor. Gerçekle sanalın karma karışık olduğu bir dünyada, demek ki bir şekilde ruhumuzun aradığını buluyoruz ki o dünyadan vazgeçmek istemiyoruz.

Bugün Psikoloji Dergisi'nin bize hatırlattığı gibi insanlık yaklaşık 10 binyıl öncesine kadar avcı ve toplayıcılardan oluşan bir ırktı. Dolayısıyla insanlar, milyonlarca yıl boyunca dünyada sadece yüzde 99'unu avcılık ve toplayıcılık yaparak hayatlarını geçirdiler. Temel içgüdülerimizin hala bu yaşam tarzından şekillendiğini düşünüyoruz. Avcılık zamanları çok uzun geçmiş olmasına rağmen, bu içsel ihtiyaçlara cevap verme dürtüsü çok bozulmamıştır. Görünen o kadar basit ki, Facebook ve Pinterest gibi parmak uçlarımızda platformlar kullanmak, bilinçdışı uyaranları harekete geçirerek duygusal bir vızıltı gibi memnuniyet yaratıyor. Sosyal medyada arama ve bulma bir geyik bulmak ve eve getirmek gibidir.

İŞ DÜNYASINDAKİ SOSYAL MEDYA FENOMENLİĞİ

Toplumsal ifade ve iş pazarlamacılığının gerçekte birbirine ne kadar bağlı duygusal satışlarının olduğunu keşfetmek sizi şaşırtabilir. Araştırmacılar şunları buldular: IPA dataBank'ın veri analizi yoluyla 1.400 başarılı reklam kampanyasından vaka incelemeleri, duygusal içeriğe sahip kampanyaların neredeyse iki kat daha başarılı olduğunu ortaya koydu. Bu sebepten iş dünyasında da sosyal medyanın önemi oldukça yaygın.

NEDEN HEP MUTLU ANLARIMIZI PAYLAŞMAK İSTİYORUZ?

Duygu, içerikten daha da bulaşıcıdır! Ve olumlu duygu daha çabuk yayılır. Psikoloji bugün, sosyal medyadaki olumsuz yayınların yalnızca 1.29 tekrar paylaşımla sonuçlandığını ancak olumlu yayınların ortalama 3.75 kazandığını tespit etti. Bu sadece olumlu bir mesaj değil, önemli olan olumlu bir duygusal bağlantıdır. Genelde olumlu duyguların yayınlandığı paylaşımların tıklanmasınn bazı sebeplerinden biri; insanlar genelde tehlike anında kaçmayı, görmemeyi tercih edebilir. Bu da bir savunma mekanizmasından kaynaklıdır.

Genel olarak baktığımızda sağlıklı iletişim her zaman yüz yüze olanıdır. Sosyal medyayı kullanmak ile sosyal medyaya bağımlı olmak oldukça farklı kavramlardır. Biz hangi seviyedeyiz buna dikkat etmek bizim yararımıza olur. Günlük hayatta işlevsel olarak var olabilmek bir beceridir. Sosyal medyanın aşırı kullanımı bu becerilerimizi köreltip iletişim problemlerine yol açabilir. Sosyal medya fenomeni olmak isterken kendimizi internet bağımlısı olarak bulabilmek arasında ince bir çizgi vardır. İnternet bağımlısı olduğunuzu düşünüyorsanız bir klinik psikolog veya psikiyatristten yardım alınız.

Uzman Klinik Psikolog
Aslıhan DEĞERLİ AYTOĞAN