Derleyen: Oğuzcan Atış / Milliyet.com.tr - 'Kardeşlik Kampı' ya da bilinen diğer adıyla 'Kardeşler Evi', kağıt üzerinde 'evsizlere barınak ve bakım sağlamak' amacıyla kurulmuştu. Ancak kısa sürede, insanların yasa dışı şekilde alıkonulduğu, şiddete maruz bırakıldığı, taciz edildiği ve hatta öldürüldüğü bir cehennem kampına dönüştü. Soruşturmalar başladığında ise ortaya çıkan gerçek daha da sarsıcıydı: Kampa getirilenlerin büyük çoğunluğu aslında evsiz bile değildi. Peki, bu korkunç tablo nasıl ortaya çıkmıştı?
1980’lerde Güney Kore, ekonomik olarak tarihinin en hızlı büyüme dönemini yaşıyordu. 'Düşman kardeş' Kuzey Kore ile yapılan savaşın yaraları sarılmış, ülke olağanüstü bir kalkınma ivmesi yakalamıştı. 1986 Asya Oyunları ve 1988 Seul Olimpiyatları gibi dev organizasyonların hazırlıkları sürerken, hükümet de Güney Kore’yi modern, güçlü ve disiplinli bir ülke olarak yeniden dünyaya tanıtma çabasındaydı. Ancak bu parıltılı imajın ardında, toplumun istenmeyen görülen kesimlerini yok sayan acımasız ve ürpertici uygulamalar gizleniyordu.

Nisan 1981'de, dönemin Başbakanı Nam Duck-woo'nun ofisine bir mektup geldi. Bir yıl önce askeri darbeyle iktidarı ele geçiren eski general yeni Cumhurbaşkanı Chun Doo-Hwan tarafından el yazısıyla yazılan mektupta, yetkililere 'dilenciliğe karşı sert önlemler alınması ve serseriler için koruyucu önlemler alınması' emrediliyordu. Sokaklarda ‘başıboş’ dolaşan insanların keyfi olarak gözaltına alınmasına olanak tanıyan yönetmelik kapsamında ülkede sosyal yardım merkezleri kuruldu. Kısa süre sonra Busan gibi büyük şehirlerde 'Serseri Taşıma Aracı' yazılı otobüsler görülmeye başlandı.
SOKAKLARI 'TEMİZLEYEN' POLİSLER 'ÖDÜLLENDİRİLDİ'
Çoğu devlet destekli özel kuruluşların kontrolünde olan bu ‘yardım merkezleri’ devlet tarafından sübvanse edildi. Merkezlere yapılan yardım sahip olduğu kapasiteyle doğru orantıda yapılıyordu. Polis güçleri de sokakları ‘temizlemeleri’ karşılığında primlerle ödüllendiriliyordu. Sokaklarda kalanlar, engelliler, yetim çocuklar ve hatta kimlik sorulmasına rağmen kimlik göstermeyen kişiler ‘sosyal arınma projesi’ kapsamında kamplara götürülüyordu. Çok geçmeden kamplardaki yetkililer, daha çok mali destek alabilmek için polis ve belediye çalışanlarıyla iş birliği yapmaya başladı ve sokaklarda gezen hemen herkes polisin hedefi haline geldi. Rüşvet karşılığında sokaklarda oynayan çocuklar bile ‘sahipsiz çocuk’ olarak alınıp merkezlerde ‘yetim çocuk’ olarak kaydedilmeye başlandı.1986 yılına gelindiğinde, devlet desteğiyle faaliyet gösteren 36 tesiste 16 binden fazla kişi tutuluyordu. Busan şehrinde bulunan tesis, 500 kişi kapasiteli olmasına rağmen 4 bin 355 kişiyi barındırıyordu ve tüm merkezler arasında en kötü şöhretli olanıydı.

NEREYE GÖTÜRÜLDÜĞÜMÜZÜ BİLMİYORDUK'
Polis tarafından kamplara götürülenlerden birisi de Han Jong-sun'du. Han, 1984 yılının sonbaharında 8 yaşındaydı. Babasıyla birlikte şehirde gezintiye çıkmıştı. Babası gezinti sırasında şehir merkezinde olan işlerini de tamamlamak için Han ve kız kardeşini kısa süreliğine polis karakolunda bulunan bir polise emanet ettiğinde başına geleceklerden habersizdi. O polis memuru aileyi parçalayacaktı. Han, yaklaşık 30 yılın ardından yaşadıklarını "Polis karakolunun önünde bir otobüs durdu ve zorla otobüse bindirildik. Bir polis memuru, otobüsten inen insanları işaretliyordu. Nereye götürüldüğümüzü bilmiyorduk. Babamız bize burada beklememizi söyledi diye ağladık. Ancak çok gürültü yaptığımızı söyleyerek bizi dövmeye başladılar” sözleriyle hatırladı.
Otobüs onları devlet destekli özel bir sosyal yardım merkezi olan Busan’da bulunan Hyungje Bokjiwon'a götürüyordu. Ancak hayatta kalanların anlattıklarına göre gerçekte burası, binlerce insanın iradesi dışında tutulduğu acımasız bir gözaltı merkeziydi. Kampta yapılan incelemelerde elde edilen delillere ve mağdurların ifadelerine göre burası insanların zorla inşaat alanlarında, çiftliklerde ve fabrikalarda çalıştırıldığı bir yerdi. Mağdurlar işkence ve tecavüze uğradıklarını ve insanlık dışı koşullar altında çok sayıda kişinin hayatını kaybettiğini söylüyordu. Babasının Han ve kız kardeşini kısa süreliğine polise emanet etmesi, iki çocuk için 3,5 yıl sürecek olan bir kâbusun başlangıcı oldu.
SADECE 1 YIL İÇERİDE TUTULACAKLARDI AMA...
Hyungje Bokjiwon, ülkenin güneydoğusunda bulunan liman kentindeki Busan'daydı. Kampın sahibi Park In-guen, merkezin sokaktan toplanan kişileri beslemek, barınma ihtiyaçlarını karşılamak ve eğitmek maksadıyla kurulduğunu söylemiş olsa da mağdurların ifadelerine göre durum farklıydı. Kağıt üzerinde, bu merkezlere gelen her insanın sadece 1 yıl içeride tutulması, eğitim alması ve daha sonra topluma geri kazandırılması gerekiyordu. Toplama kamplarına ilişkin gerçekler kamplardan kaçanların yaşadıklarını anlatmasının ardından ancak 1987 yılında bu merkezler kapatıldığında ortaya çıktı.

Hyungje Bokjiwon'dan kurtulanlardan bir diğeri olan Choi Seung-woo, okuldan eve dönerken sokaktan alındığında 13 yaşındaydı. Choi, yaşadıklarını “Bir polis memuru durmamı söyledi ve çantamı aramaya başladı. Çantamda okuldan aldığım öğle yemeğinden kalan yarım somun ekmek vardı. Ekmeği nereden çaldığımı sordu. Bana işkence etti, cinsel organımı çakmakla yaktı. Beni sürekli dövdü, 'suçumu' itiraf etmediğim sürece beni bırakmayacağını söyledi. Sadece eve gitmek istiyordum ve bu yüzden yalan söyledim. Sonra bir kamyon geldi ve beni ona bindirdiler. Hapishane hayatım böyle başladı” diye anlattı. Busan’da bulunan kampta beş yıl geçiren Choi, bu süre içinde çok fazla fiziki ve cinsel şiddete maruz kaldığını ve şahit olduğunu söyledi.
HERKESE TEK TEK NUMARA VERDİLER
Kamptakilerin kontrol altında tutulabilmesi için askeri disiplin uygulandığını ifade eden Choi, insanların müfrezelere ayrıldığını ve müfrezelerin başına da başka mahkumların getirildiğini belirterek, “Lider olan mahkumların diğerlerini eğitmesine izin verilmişti. Şiddet uygulanmasına göz yumuluyordu. Takım komutanı ve diğer birkaç kişi bütün elbiselerimi çıkarıp üzerime bir kova soğuk su döktüler. Çıplak bir şekilde titreyerek uyumaya çalışırken, takım komutanı tekrar gelip bana tecavüz etti. Başka bir takıma transfer edilene kadar 3 gece üst üste aynısını yaptı" dedi.
Choi, merkezde kendisine sadece mavi bir eşofman takımı, lastik ayakkabı ve bir naylon iç çamaşırı verildiğini söyledi. Sokakta oyun oynadığı sırada polisler tarafından yakalanan ve 10 yaşında Kardeşler Kampı’na gönderilen ve orada yedi yıl geçiren Lee Dong-jin'de kampta insanlara numara verildiğini ve kendisine 110 numarası verildiğini ifade etti.

SORUMLULAR CEZA ALMADI
'Kardeşler Kampı' olarak adlandırılan tesisler skandalın ortaya çıkmasının ardından kapatılmış olsa da olaylara karışan sorumlular yapılan yargılama sürecinde ciddi cezalar almadı. Park In-geun yalnızca zimmete para geçirme ve yolsuzluktan suçlu bulundu ve sadece 30 ay hapis yattı. Olaya karışan diğer yetkililer de suçsuz bulundu ve hayatına devam etti. Mağdurların verdiği ifadeler ve yapılan incelemelerde elde edilen delillere göre kamplarda yüzlerce kişi hayatını kaybetmişti. Bugün hayatta kalan mağdurların hak arama mücadelesi devam ediyor.
'Kardeşler Kampı' olarak adlandırılan tesislerin 'Squid Game' dizisinin esin kaynaklarından birisi olduğu birçok defa öne sürüldü. Eşofman takımı, lastik ayakkabı ve mahkumların numaralandırılması gibi detaylar sebebiyle birçok kişi bu kampların dizi için bir esin kaynağı olduğunu düşündü. Ancak senaristler dizinin bu olaydan esinlendiğini hiçbir zaman kabul etmedi.