Portishead. 20 yıl. 3 albüm. 3 tuhaf, mühim, kararlı, yıkıcı albüm. Batı İngiltere’nin sözcüleri arasında yer alan topluluk, ilk defa İstanbul’a uğrayacak yarın. Bir konserin son anlarına doğru yine “bitmesin” denecek.


Hala Ayakta

Uzun bir bekleyişin nihayete varımıdır çünkü bu sahne. 90’lara dair yüzlerce şarkı, kayıt dinlersiniz, ama sizin için o 10 yıllık dönemin simge konumunu elinde tutan müzisyenler, şarkılar bir elin parmağını geçmez. Yine Britanya’dan gidelim. Oasis vardır orada, Blur eksik değildir, Pulp bir yandan koşar adım gelir, Massive Attack duyulur mutlaka. Portishead de onlardan biridir işte. Beth Gibbons’ın samimi, direkt ve bol sigaralı vokali diğer iki üye Geoff Barrow/Adrian Utley’ın enstrümanlarına karışarak, kolay kolay bırakmamacasına sizi yakalar. 1994 tarihli debut LP “Dummy”nin ‘Glory Box’ı, ‘Roads’ı, ‘Sour Times’ı daima nefes alır mesela. Üzerinden 20 yıl geçmiş bir çalışmadan söz ediyoruz. Hala ayakta.

Müzikteki, alternatif alanın ritimlerindeki kentlerin, sokakların belirleyiciliği Portishead için de geçerli. Bristol’ın kapalı, karanlık, merkeziyetçi olmayan ters esintisi buradaki şarkıların sirayet gücünden bizzat sorumlu hiç kuşkusuz. Beslendikleri yaşam orasıydı, anlattıkları o yaşamdan yansıttıklarıydı. Yine de onlardaki hikâye yeryüzündeki herhangi bir kara parçasına zincirlerle bağlı kalmadı hiçbir zaman. Konuyu salt bir alt akımın/kültürün bir coğrafi bölgeye bağlı olmasına bağlamak için uygun bir yer burası, ama böyle bir geçişe ihtiyacımız yok. Trip-Hop o civarların temellerinde yetişti evet, ancak ne fark eder ki. Kimi şarkılar temellerinden binlerce kilometre ötede dahi aynı karşılığı bulabiliyorsa, Portishead’in ilk kayıtları belki Bristol yakınlarından da fazla Birleşik Devletler’de yankılanıyorsa, Seattle’da, Paris’te, Berlin’de, İstanbul’da karanlık bir gün sonunda benzer etkilere açılıyorsa, hepimiz aynı havayı iç ediyoruz demektir.

Portishead’in İstanbul’u

Kendi adlarını taşıyan ikinci albümden sonra uzun bir ara dönemi yaşadı Portishead. Tam 11 yıl. İki yakası bir araya gelemeyecek bir mesafe bu. Yine de önüne geçemedikleri dağılma süreci değildi, topluluk olarak açık seçik bir nokta koydukları yoktu. Bir konser albüm kaydettiler, grup dışı kariyer için mesai harcadılar ve kendi deyimleriyle zamanının geldiğini hissettiklerinde üçüncü stüdyo albüm “Third” için çalışmalara başladılar. Yola çıktıkları 1991’den üçüncü albüm 2008’e kadar geçen sürenin neredeyse yarısı sessizlikti. “Dummy” kuşağının “Third”de grupla tekrar hemhal olacağı muammaydı. Yeni jenerasyonun Portishead adlı, ‘90’ların grubuna koşar adım gideceği de şüpheliydi. Tüm bu gölge şüphelere rağmen iyi karşılık buldu “Third”. Her şeyden önce yine okyanus ötesinden yankı aldı, kendi ülkesinde grubun bir önceki on yıldan gelip de şimdiyi bulmayı başardığı söylendi. Portishead’in devamının kanıtıydı bu.

Yıl 2014 oldu ve Bristol’den çıkan şarkılar yine yeryüzünün herhangi bir şehrinde, herhangi bir dakikasında benzer kanıtın peşinde koşuyor. 20 yıl ve 3 albüm. Portishead devam ediyor. Şimdi 40'larında olan o ilk kitle ile gölge şüpheleri boşa çıkaran yeni jenerasyona aynı anda, aynı sözcükleri, onları aynı yaş aralığında birleştirerek söyletiyor Trip-Hop ekibi. Yarın İstanbul’da da böyle olacak şüphesiz. Midtown Fest kapsamında, Küçükçiftlik Park'ta kurulacak sahnede shoegaze temsilcimiz The Away Days, Rock’n Roll’un köklerine selamımızı ileten The Ringo Jets ve İngiliz Post-Punk kontenjanından Savages ardından sahne Portishead’e emanet. 20 Ağustos akşamı İstanbul birkaç saatliğine de olsa onların.


Twitter / @BekirzgrAybar
bekirozguraybar@gmail.com