Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – Antoni Gaudi mimari konusunda en çok doğadan yani çoktan yaratılmış olandan ilham alarak asırlara meydan okuyan yapılar inşa etmişti. Doğa gerçekten de mimari ve inşaatla kimsenin görmediği bağlarla sıkı sıkı bağlıydı. Her sistemi hayranlık uyandıran insan vücudu da bu bağın en önemli düğümlerinden biri. Hiçbir kolonsuz yapı zamana ve depreme meydan okuyamaz. Kolon yoksa bina ayakta duramaz. İnsan da kendisini dimdik ayakta tutacak, ömrünün sonuna kadar ihtiyaç duyacağı 33 halkalı bir kolonla zamana meydan okuyor. İnsan vücudundaki bu dev ve güçlü ‘kolon’ ne diye soracak olursanız, cevap zaman zaman pek çok kişinin ağrısından şikâyet ettiği beli ve sırtını dimdik tutan omurgada saklı. Omurga vücudumuzun en önemli noktalarını koruyan ve ayakta tutan 33 kemikten oluşuyor. Ancak zamanla ya da bazı kaza ve dikkatsizliklerle yıpranıyor ya da hasar alabiliyor. Bu durumda pek çok kişinin şikâyet ettiği ‘ağrılar’ kendini hissettiriyor. Her ağrı aynı sebeple olmasa da Prof. Dr. Ömür Erçelen’e göre ‘aniden saplanan’ ağrılar, 2002’den itibaren Türkiye'de uygulanan ‘çimento’ ameliyatıyla tedavi edilebiliyor. Peki ama bu ağrılar nerede nasıl ortaya çıkıyor? 'Çimento' ameliyatında beton mu kullanılıyor? Uluslararası Ağrı Araştırmaları Derneği (IASP), Avrupa Anesteziyoloji Derneği (ESA), Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Prof. Dr. Ömür Erçelen, ‘çimento'dan gelen şifayı Milliyet.com.tr’ye anlattı.

NEDİR BU ÇİMENTO? 'KEMİKLERİN ARASINA ENJEKTE EDİLİYOR'
13 Şubat 2002’de Milliyet gazetesinde yer alan bir habere göre, ilginç karşılanacak bir tedavi yöntemi ülkemizde de uygulanmaya başlamıştı. Bu tedavi, omurgadaki çökme kırıkları için uygulanacak olan ‘çimento’ ile yapılıyordu. Nasıl yani, çimento kemiklere mi sürülecekti? 23 yıl önceki haberde bahsedilen bu tedaviyi ilk kez uygulayacak ekipten Prof. Dr. Ömür Erçelen, çimentonun aslında ne olduğunu anlatmıştı. Bazı şeylerin yeri kendisi dışındakilerle doldurulamazdı. Bir kavanozu taşa doldursanız da boşluklar kalır ve tam anlamıyla dolmazdı. Yani Prof. Dr. Ömür Erçelen ve ekibiyle Türkiye’ye gelen bu ameliyattan önce de çözümü olan bir sorun olsa da çökme kırıkları için en iyi tedavi ‘kemik tozlarından yapılan çimentoyla’ gelmişti. Ağrısız ve aylarca yatmanıza neden olmayacak bu tedavi için kemik çimentosu kullanılıyordu. Nasıl uygulandığını Prof. Dr. Ömür Erçelen şöyle açıkladı:
“Omurgadaki kırıkların birkaç nedeni olabilir. En büyük nedeni osteoporoz yani kemik erimesidir. Yaşlı hastalarda osteoporozla birliktr görülür. İkinci sebebi, kanserli hastalarda omurgaya yapmış olduğu metastazlarda gözükür. Bir de bu çökme kırıkları geçirilmiş düşmeler, kaz gibi travmalarda görülür. Eskiden bunların bir tedavisi yoktu. Hastalara korse giydiriliyordu. Bu korseler en az 2 ay duruyordu. Hastalara yatak istirahati veriliyordu. 2 ay birisini yatırmak demek ne demek? Pıhtı atma riskini artırıyorsunuz. Akciğerlerindeki problemleri artırıyorsunuz. Yatakta yatmaya bağlı yaraların oluşması ihtimallerini artırıyorsunuz. Yani iyileştireyim derken daha bile hasta edebilirsiniz. 20 sene önce ne oldu? Bizim normalde kemik protez ameliyatlarında kullanılan kemik çimentosu adını verdiğimiz bir şey vardır. Bu protezler kemiğin arasına dondursun ve yapışsın diye konur. Fransızlar o maddeyi özel iğnelerle omurgaya zerk etme sistemini buldu. Biz de bundan 20 yıl önce bunu yurt dışında yaptıklarını görünce Türkiye'de de uygulamaya karar verdik. Bu bir ekip işi. İlk uygulayan ekip de bizdik ve çok iyi sonuçlar aldık.”

Prof. Dr. Erçelen’e göre bu yöntem gelişime açıktı ve bugüne dek de oldukça sağlıklı şekilde gelişerek uygulanmaya devam etmişti. Pek çok branştan hekimler, çökme kırıklarının tedavisi için bu yönteme başvuruyordu. Öyle ki sadece tıbbi çalışmalar yapanlar değil, Silikon Vadisi’nde faaliyetini sürdüren bir mekanik şirketi bile bu ameliyatı gerçekleştirmek için devrim niteliğinde olan bir alet bile yapmıştı. Bugün operasyonlarda hâlâ bu alet kullanılıyor.
“Bu sistem o kadar gelişmeye başladı ki bu çimentoların enjeksiyonu için özel pompalar icat edildi. Silikon Vadisi'nde bir mekanik şirketi omurgaların içine bir balon sokup şişirerek bu kırığı düzelten ve içine çimento dolduran bir alet bile geliştirdi. Bunun adına da 'kifoplasti' dediler. Bu yöntemler artık tüm dünyada da tüm Türkiye'de, birçok hastanede uygulanıyor. Yani omurga ile ilgilenen tüm branş hekimleri, ortopedistler, beyin cerrahları, omurga cerrahları, algoloji uzmanları ve hatta radyoloji uzmanları artık bu yöntemi Türkiye'de tüm hastanelerinde daha gelişmiş tekniklerle uyguluyorlar. Biz ilk zamanlarda başka amaçla kullanılan biyopsi iğnesi kullanıyorduk. Ancak şimdi sistem o kadar gelişti ki artık rutin kullanılır hale geldi.” – Prof. Dr. Ömür Erçelen

‘DEPREM ENKAZINA BENZER OMURGA KIRIKLARI İÇİN’
Omurga kemikleri oldukça önemli, hassas ancak bir o kadar da güçlüdür. Tüm vücudunuzu taşıyan ve dimdik ayakta durmanızı sağlayan 33 kemiğin 7’si boyundadır. 12’si sırt, 5’i bel, 5’ omurganın en alt kısmı olan sakrumda kaynamış şekilde yer alır ve 4 kaynamış kemik de kuyruk sokumunda bulunur. Omurlar arasında diskler vardır ve bunlar, hareket kabiliyeti ve şok emilimi sağlar. Omurganın bu hareketli yapısı ve dik duruşu, depremde salınım yaşanan esnek ama sağlam bir binaya benzer. Üstelik kemikler arasında onları birbirine bağlayan ve kolonlara benzeyen yapılar da vardır. Ancak bunlarda yaşanan çökme kırıkları, rahatsız edici ağrılara ve sağlıksız bir yaşama davetiye çıkarır. Ellerimizi kullanmıyorken oradaki kemik ve kasların önemini hissetmiyor olsak da omurga hareketsiz bir anınızda bile aktiftir. Omurga yoksa pek çok kemiğiniz ve kasınız da sağlıklı şekilde çalışmayabilir. Bu nedenle vücudun en kritik noktalarından biri, pek çok kişinin ağrılarından şikâyete ettiği omurgadır.
Prof. Dr. Ömür Erçelen’e göre tıpkı depremde bir binanın çökmesini andıran şekilde kırılabilen omurlar, kol veya bacak kemiklerinin kırıkları gibi de değildir. Prof. Dr. Erçelen ve ekibinin 23 yıl önce Türkiye’deki ilk örneklerini uyguladığı kemik çimentosu ameliyatı ismi ve yaşanan sağlık sorununun benzerliğiyle, deprem ve inşaatı andırıyor. Doğa, inşaat ve sağlık bir kez daha benzerlik ve aralarındaki görünmez bağ noktasında burada daha çok kendini belli ediyor. Prof. Dr. Erçelen de bunu, “Kemik çimentosunu omurga kırıklarında uyguluyoruz. Normalde düz kemikler yani kol kemikleri, bacak kemikleri düz kemiktir, ortadan kırılır. Ancak omurgalar köşeli kemiktir ve olduğu yerde çökerler. Depremde binaların çökmesi gibi çökerler” diye açıklıyor.

15 İLA 20 DAKİKADA TAMAMLANIYOR! AĞRISI SIZISI YOK
Her operasyonun avantajları ve dezavantajları olduğu gibi, kemik çimentosunun uygulanması konusunda da bu durum söz konusudur. Prof. Dr. Erçelen’e göre ileri derecede kemik erimesi olan hastaya bu ameliyat uygulandığında orası kuvvetleniyor, kuvvetlendirdiğiniz yerin bir üst omurgası veya bir alt omurgası kırılıyor. Bu da depremde döşemeleri aynı seviyede olmayan ve bitişik nizam yapılarda gözlenen ‘çekiçleme etkisini’ anımsatıyor. Çekiçlemede bitişik 2 binadan birinin ‘tavan veya tabanı’, diğerinin kolonunun ortası hizasındaysa, depremde yaşanan çarpışmalarda iki bina da birbirini kırıyor. Prof. Dr. Erçelen de bunu şöyle açıklıyor:
“Bu ameliyattan sonra başka kemiğin kırılması bizim müdahalemizden kaynaklanmıyor. Ameliyat edilen nokta sağlamlaşıyor ve bu sefer üst veya alt kırılmaya başlıyor. Onun için sadece bunu ameliyatı yapmak önemli değil. Bunun yanında osteoporozun da tedavisini uygulamak lazım ki diğerler kemikler de kırılmasın. Bu işteki en büyük avantajımız, hastanın ağrısını hemen ortadan kaldırdığımız için hastayı yatmaya bağlı olan komplikasyonlardan uzaklaştırmış oluyoruz. Akciğere pıhtı atma ihtimalini, akciğerlerin sönme ihtimalini, yatmaya bağlı bası yarası ve 2 ay istirahat verdiğinizde ilerleyecek olan osteoporozu önlüyoruz. Bu yöntem şu anda artık rutin kullanımda. Bizim merkezimizde bu işlem her gün 2-3 hastaya yapılıyor. Genelde 15-20 dakikada içinde yapıyoruz. Başlarda birkaç saat sürüyordu. Bu ameliyatı röntgen altında bakarak yapıyorsunuz. Yani 20 sene öncenin radyoloji tekniğiyle, şimdiki cihazlar oldukça farklı. Daha modern, daha az ışın veriyor, daha az riskli ve daha net gösterdiği için daha çabuk yapabiliyoruz. Bu ameliyatı uyguladığımız en genç hastamız 17-18 yaşlarındaydı. En yaşlı hastamız ise 90'lı yaşlardaydı. Dramatik olarak ağrıyla gelen hastayı bu işlemi yaptıktan 1-2 saat sonra ayağa kaldırıyorduk. 10 gündür yataktan kalkamayan hasta, bu işlemi yaptıktan 2 saat sonra hem kalkıyordu hem de ağrısı geçmiş oluyordu.”
Peki, çökme kırıklarının belirtileri nelerdir? Nasıl bir ağrı bu probleme işaret edebilir? Prof. Dr. Erçelen çökme kırıklarının belirtilerini de sıralayarak sözlerini şöyle noktaladı:
“Hareket esnasında ya da dinlenme sırasında, özellikle 60 yaş üstü, menopoza girmiş kadınlarda dikkat etmek lazım. Birden sırta giren ağrılarda, ters bir hareket, ağır kaldırma sonrası hatta öksürme sonrası birden sırt ağrısı gözlenmesi halinde bundan şüphelenmek gerekir. Bu gibi belirtilerin gözlenmesi halinde uzmanlara başvurmak önemli."