Sağlıklı yaşam yalanları

Her gün medyada sağlıklı yaşam için birçok öneri yayınlanıyor. Bu önerileri verenler ise kendilerini uzman olarak tanıtıyor. Son dönemlerde özellikle sağlıklı yaşam ile ilgili eğitimi olmasa da geçerliliği olmayan, resmi yetki vermeyen sertifika ya da sahip oldukları şöhreti kullanarak kurs ve kamp düzenlediklerini iddia edenlerle karşılaşıyoruz.

Bu konuda farkındalık oluşturulması ise çok önem taşıyor. İnsanların sağlıklı yaşamak için yaptıkları bu uygulamalar sonucunda sağlıklarından olmamaları için bilinç düzeyi artırılmalı.

Asılsız beslenme önerisi iddialarının da ele alındığı “Sağlıklı Yaşam Yalanları” isimli kitabında detaylı şekilde bu konuya değinen Doktor ve Epidemiyolojist Ben Goldacre, TED konuşmasında özellikle bir örneği vurgulayarak şunları söylüyor: “Bizim TV diyet uzmanımız. Ana yayın kuşağında yayınlanan beş tane programı var. Her birinde bol miktarda egzotik sağlık önerilerinde bulunuyor. Öğrendik ki, sahip olduğu doktora derecesi Amerika'da resmen tanınmayan yeterliliği kabul edilmeyen bir tür iletişim dalına ait. Aynı zamanda Amerika Diyet Uzmanları Derneği'nin saygın, kayıtlı bir üyesi olduğuyla övünüyor, gerçekten de kulağa çok şatafatlı ve heyecan verici geliyor değil mi? Sertifikası filan bile var.”

“Bu Sertifika Benim Ölen Kedim Hetti'ye Ait”

Sunumundaki sertifikayı gösteren Goldacre, “Bu sertifika da benim ölen kedim Hetti'ye ait bir sertifika. Gerçekten korkunç bir kediydi. Web sitelerine girip bir form dolduruyor ve 60 dolar yatırıyorsunuz, sertifikayı adresinize gönderiyorlar. Şöyle şeyler de söylüyor, bol bol yeşil yapraklı sebzeler yemelisiniz, çünkü bu yapraklarda klorofil var ve bunları yediğinizde klorofiller kanınıza oksijen geçmesini sağlıyor. Okulda biyoloji alan herkes anımsayacaktır ki, klorofil ve kloroplastlar sadece güneş ışığı altında oksijen üretirler ve ıspanakların geçtiği bağırsaklarınızın içi oldukça karanlıktır.” diye konuştu.

“Bilinmeyen Gıdalar ve Çayları Kullananlar Karaciğer Yetmezliği Hastası Olabiliyor”

Ülkemizde yaşanan bu durumla ilgili genç hekimler yaşadıkları sıkıntıları dile getiriyorlar. İç hastalıkları uzmanı Dr. Eda Karakoç konu ile ilgili şunları söylüyor: “Yoga yapan pilates yapan zayıflama uzmanı oluyor. Halkımız da destek veriyor bunlara, inanılır gibi değil . Bizler meydanı çok mu boş bırakıyoruz bilemiyorum. Hekimler işin bilim kısmında ama icraatta bu insanlar 2-3 bir takım temelsiz hatta zararlı yemek ve diyet programıyla obezite ile mücadele trenine lokomotif oluyor. Dahiliye polikliniklerinde tecrübe ediyorum birçok insan zayıflama talebi ile başvuruyor. Beslenme değişikliği çok önemli ama hastanın bu programlara uyarken alması gereken eser elementler ve belki medikal tedavi hep yetersiz kalıyor. İlaçla tedaviye başladığım kesimin çoğu da TV’de duyduğu çaylar, çorbalar ile ilacı reddedip zayıflamaya çalışıyor. Tabi sonu hüsran, bilinmeyen gıdalar ve çayları kullananlar karaciğer yetmezliği hastası olabiliyor.”

Sözüm Ona Uzmanlar

“Kafamızı nereye çevirirsek karşımıza “uzman” çıkıyor” diyen Diyetisyen Banu Salman, “Hangi alanda reyting var, para var herkes anında orada uzman. Hem de okulsuz, eğitimsiz kendi kendine uzman oluveriyor işte. Son zamanlarda uzman patlaması yaşanan alanlardan en önemlisi ise “sağlıklı yaşam”, “beslenme” ve “obezite”. Herhangi bir meslek sahibi olmayanlardan tutun, mankenlik ya da oyunculuk kariyerine bir şekilde son verenlere, uzmanlığı bu konu olmayan sağlık çalışanlarından tutun spor eğitmenlerine, herkes beslenme ve sağlıklı yaşamı konuşur oldu. Hatta bu konuların sözüm ona “uzmanı”. Verilen diyet listeleri ve zayıflama önerileri, sağlıklı olduğu iddia edilen mucize karışım içecek tarifleri, zayıflama kampları, 5 günde 4 kilo verdiren sözüm ona harika önerilerle dolu kitaplar! Bu ülkede “etik”in e’si de olmayacak mı? “Sağlıklı Yaşam Koçu” olarak sosyal medyayı sallayanlar bilmem kaç bin takipçisi olanlar, kitap yazıp çok satanlar listesine girenler. Bakıyorsun eğitimlerine lise mezunu, güzel sanatlar mezunu, iletişimci, işletmeci, manken, oyuncu, sporcu, fizikçi veya bilmem ne alakasız yerden mezun ve 1-2 ayda konunun uzmanı olmuş.” diye konuştu.

Sağlıklı Yaşam “Şovlarının” Değil, Bilimsel Bilgiyi İzlenebilir Hale Getiren Programlara İhtiyaç Var

Ülkemizde “abartılı tıp” uygulamalarının giderek yaygınlaştığını kaydeden Koç Üniversitesi Hastanesi Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet Bölümü’nden Prof. Dr. Şükrü Hatun, konu hakkında şunları söyledi: “Benim gibi her gün onlarca hasta gören birçok hekim, “şarlatanların icraatları” kadar bunlara inanmaya hazır ailelerin ve hastaların tutumlarından da muzdarip. Çoğunluğu yoksul ve orta halli olan bu aileler, televizyonların bilgi vermekten çok heyecan yaratma üzerine kurgulanmış sağlık programlarının bağımlısılar ve TV ile ilişkileri neredeyse çocuklar gibi. Yani çocukların reklamlarda gördükleri her şeyi gerçek sanması gibi, bu anneler de TV’de örneğin kadın programına çıkan hekimlere, bir tür saflıkla, yani hekimlerin insanlara hep doğruları söyleyeceği düşüncesi ile inanıyorlar. Şimdi bunlara sağlıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan mankenler, beden eğitimi mezunu “yaşam koçları” gibileri de katıldı. Bütün bunlar, insanların sağlıkla ilgili doğru bilgi ihtiyaçlarını gidermekten çok, insanların kaygı ve endişelerini arttırmaya “yarıyor.” Bu ise ellerinde birçok gereksiz tetkik ile hekimlerin kapılarına yığılan ve “bir şey olmadığına” inandırmak için ter dökülmek zorunda kalınan bir hasta akınına yol açıyor. Televizyonlarda, yüzeysellik ve para üzerine kurulu “moda”ların yön verdiği sağlıklı yaşam “şovlarının” değil, bilimsel bilgiyi izlenebilir özelliklerde halka sunan programlara ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Az da olsa televizyonlarda böyle program örnekleri görüyoruz ve bunların artmasını diliyoruz.”

“Sağlıklı Yaşam” Aslında Bir Yüksek Lisans ve Doktora Alanıdır

Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, konu ile ilgili şu bilgileri verdi: “Sağlıklı yaşam tüm dünyada son derece popüler bir konudur. “Sağlıklı yaşam” aslında bir yüksek lisans ve doktora alanıdır. Uzman olduğunu iddia eden bu şahısların, iddia sahibi oldukları konuyla ilgili, tanımlı bilimsel platformlarda Science Citation Index-Expanded gibi herhangi bir bilimsel üretimleri yok. Var olan üretimlerinin, tamamı kişisel web sitesi ve belli bir yayınevinin kitabıdır. Oysa örneğin Harvard Üniversitesi’nden bir Halk Sağlığı uzmanı sağlıklı yaşam hakkında konuştuğu zaman, bilinir ki, o kişi ya kendisinin yakın zamanda katkısının bulunduğu bir bilimsel araştırmanın sonuçlarını anlatmaktadır ya da kendi yayınına destekleyici-reddedici yeni yayınları tartışmaktadır. Bizdeki “sözde uzmanların” hepsi, o esnada bahsettikleri alanda hiçbir bilimsel yayın yapmamış ve tamamen başkalarının ürettiği bilimsel çıktılar üzerinden polemik konusu alanlarda havaya ateş eden, dolayısıyla köşeli cümleler ve çıkarsamalar üzerinden kendine popülerlik çıkarı yontan kimselerdir. Öte yandan, ülkemizde konuyla ilgili uzmanlığı olan ve eğitim verebilecek donanımdaki kişilerin de, bu popüler alana girmeye vakitleri ya da istekleri yoktur. Çünkü gerçek bir eğitmenin ya da uzmanın, laf yetiştirmeye saygınlığı, medyada yer bulabilmek için ille de köşeli laf etme gereği müsaade etmez.”

Sertifika Programları ile İnsan Vücudu gibi Kutsal Bir Alana Müdahale Etmek Acı Tecrübeler Yaşatır

Tat ve Koku Araştırmaları Dernek Başkanı Doç. Dr. Aytuğ Altundağ, sağlık ile ilgili uygulamaların önemine değinerek şunları söyledi: “Tıp eğitimimizin en başından itibaren bize öğretilen bu ilke "Hastalık yoktur, hasta vardır!" ilkesidir. Yani her bulgu her bireyde farklı bir yansıma ile sonuçlanır. Temel tıp uygulama mottomuz da "Önce zarar verme!"dir. Sonuç olarak "sağlıklı yaşam", "sağlık desteği", "yaşam koçluğu", "sağlıklı beslenme" adı altında tanımladığımız her kavramın önce sağlıklılık kavramının ne olduğunu bilmesi daha sonra sağlıklılık durumunun zıttı olan hastalık kavramının her bireyde nasıl davranabileceğini öngörmesi gerekir. Bu durumları ortaya koyduktan sonra kişiye öneri ve uygulamalarda bulunurken o kişinin fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne zarar vermemesi gerekir. Burada kısa süreli sertifika programları ile insan vücudu gibi kutsal bir alana müdahale etme ehliyetini elde ettiğimizi sanmak sadece bizlerin acı tecrübeleri edinmemizi hızlandıracak bir durum olacaktır. İnsana dokunmak, insan hayatına yön vermek ya da daha doğru bir ifade ile kişinin farkındalığını artırmaya katkıda bulunmak tabi ki pek çok insanın hayalidir. Ancak bu konuda gerekli bilgi birikimine gerçekten sahip olmayan kişiler yanlış beslenme önerileri, yanlış spor aktiviteleri ve hatta yanlış tedavi yöntemleri ile kişinin sağlıksızlık sürecinin artmasına ve yanlış kararlar vermesine neden olabilmektedirler. Bu alanda bundan sonraki süreçte, ilgili merkezlerin de konuya daha duyarlı yaklaşmasını temenni ediyorum.”

Yenmeyecek şey Yok Yenmeyecek Miktar Var

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Akdur, konu ile ilgili şöyle konuştu: “İnsanların yaşayabilmesinin, özellikle de sağlıklı yaşayabilmesinin, vazgeçilmez koşullarından birisi de beslenme; yani gıda tüketimidir. Gıdalar, bir yandan yaşamın vazgeçilmez unsuru iken, öte yandan da üretiminden tüketimine dek giden süreçte belli kurallara uyulmaz ise, kişi ve toplum sağlığını tehdit eden en önemli tehditlerden biri haline gelebilir. Beslenme sağlık ilişkisinde önemli olan yalnızca hijyen değildir. Sağlıklı yaşayabilmenin diğer bir ön koşulu da yeterli ve dengeli beslenmedir. Son zamanlarda beslenme konusunda kanıta dayalı olmayan spekülasyon yapan insanların sayısı hızla artıyor. Kimileri bazı gıdaları yenmez ya da uzak durulması gereken gıdalar olarak ilan ederken, kimileri de bazı gıdaların gramının şifa olduğunu iddia ediyor. Oysaki ne yenmeyecek gıda vardır ne de her derde deva olan gıda. Yalnızca yenmeyecek miktar vardır. Dünyanın en masum içeceği olan su bile gereksinimin üzerinde içilir ise “su zehirlenmesi” denilen bir hastalığa neden olur. Doğaldır ki bedene kullanamayacağı miktarda ne alınır ise alınsın akut ya da kronik zehirlenmeye neden olur. Kendisi zehir olmayan un böyledir, şeker böyledir, et böyledir, tuz böyledir. Tüm bu temel gıdalar bedenin harcayamayacağı miktarlarda alındığında akut ve kronik zehirlenmelere neden olur. Günlük yaşamımızda zehir diye bilinen siyanür, hava kirletici diye bilinen kükürt bedenimizin eser maddelerinden ve yaşamın olmaz ise olmazlarındandır. Bedenin gereksinimi kadar alındıklarında yaşamın idamesini sağlarken, gereksinimden fazla alındığında tıpkı su gibi insanı zehirler ve öldürürler.”

Hukuki Boyutu Nasıl?

Avukat Burçak Ünsal konuyla ilgili şunları söyledi: "Mevzuatımız uyarınca sağlık hizmeti adı altında yapılan tüm iş ve işlemler Sağlık Bakanlığı denetimine tabidir. Ruhsatsız olarak sağlık hizmeti sunan veya yetkisiz kişilerce sağlık hizmeti verdirenler, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Bir hekimin bile yetkisiz veya uzmanlık dışı müdahalesi sonucu ortaya çıkabilecek zararlar sorumluluk doğururken veya uzman olmadığı konuda uzmanmışçasına kendini lanse eden hekimlere yaptırımlar uygulanırken, sağlık hizmetleri konusunda hiçbir eğitim, bilgi ve tecrübesi olmadan insanlara sağlık vaat edenler bakımından denetimlerin sıklaşması ve hukuka aykırı bulunanlar hakkında işlem yapılması kamu sağlığının korunması açısından zorunludur."

Sağlıklı yaşamak için sağlıklı beslenmeliyiz. Bu konuda da gerçek uzmanlara kulak vermek çok önemli. Sadece ünlü olmak sağlık gibi hayati bir konuda konuşmak için yeterlilik göstermez ki, sertifikalara da güven olmadığı bilinen bir gerçek. Sağlıklı yaşamak için önce bilinçli olmak gerekiyor.