06.09.2026 - 12:27 | Son Güncellenme:
18. ve 19. yüzyılda Osmanlı topraklarına gelen Avrupalı seyyahlar ve ressamlar, gördükleri günlük yaşamı tuvale ve seyahatnamelere aktarırken dikkatlerini çeken bir detay vardı: Halılar, minderler ve divanlar üzerinde bacaklarını çaprazlayarak oturan insanlar.
Bu görüntü o kadar sık tekrarlandı ve o kadar 'yabancı' bulundu ki, İngilizceden Fransızcaya, Almancadan diğer Avrupa dillerine kadar birçok dilde bu oturuş biçimini tarif etmek için doğrudan 'Türk gibi oturmak' anlamına gelen ifadeler literatüre girdi. Yani bugün İngilizce konuşan birinin 'sit Turkish style' demesi, tesadüf değil doğrudan yüzyıllar öncesine, Osmanlı yaşam kültürünü gözlemleyen Avrupalıların şaşkınlığına dayanıyor.
Bu oturuşun geçmişi aslında Osmanlı'dan çok daha eskiye dayanıyor. Göçebe Türk topluluklarında yerde, keçe ve halı üzerinde oturmak günlük yaşamın ayrılmaz bir parçasıydı; çadırda, kurultayda, sofrada bağdaş kurarak oturmak yaygın bir pratikti. Rivayete göre bu duruş yalnızca pratik bir tercih değil, aynı zamanda bir duruş biçimiydi.
Sırtın dik tutulması saygıyı ve vakarı simgelerken, bacakların bu şekilde konumlanması gerektiğinde hızla ayağa kalkmaya elverişli bir pozisyon sunuyordu. Göçebe ve savaşa her an hazır bir yaşam tarzı süren topluluklar için bu tür pratik detayların günlük alışkanlıklara sinmiş olması şaşırtıcı değil.Bu duruş biçiminin izlerini bugün de Türk dünyasının farklı coğrafyalarında, geleneksel oturma kültürünün yaşadığı bölgelerde görmek mümkün.
Bağdaş kurmak, sırf rahat olduğu için değil, aynı zamanda bir arada olma, sofraya eşit şekilde oturma ve misafirperverlik kültürüyle de özdeşleşti. Osmanlı minyatürlerinde, saray tasvirlerinde ve seyahatname illüstrasyonlarında sıkça karşımıza çıkan bu duruş, sadelik içinde bir vakar taşıyordu.
Bugün spor salonlarında 'yoga pozu' diye öğrendiğimiz oturuşlardan çok önce, bizim sofralarımızda, evlerimizde bu duruş zaten vardı, üstelik bir isme bile ihtiyaç duymadan.