20.01.2026 - 14:41 | Son Güncellenme:
Sarılmanın, basit bir temas gibi görünse de beyin ve sinir sistemi açısından oldukça güçlü bir düzenleyici etkisi olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog İpek Erol, “Nörobiyolojik açıdan bakıldığında sarılma, insan bedenine ‘güvendesin’ mesajı veren en temel uyaranlardan biridir” dedi. Sarılma sırasında beyinde başta oksitosin olmak üzere bazı nörokimyasal maddelerin salınımının arttığını aktaran Erol, “Oksitosin, bağlanma, güven ve sakinlik duygusuyla ilişkilidir. Aynı anda stres hormonu olarak bilinen kortizol düzeyi düşmeye başlar. Bu denge değişimiyle birlikte kişi daha sakin, daha bağlı ve daha regüle hisseder. Kalp atışları yavaşlar, nefes derinleşir ve kas gerginliği azalır. Yani sarılma, bedeni biyolojik olarak ‘alarm modundan’ çıkarır” açıklamasını yaptı.
Sarılmanın özellikle parasempatik sinir sistemini aktive ettiğine değinen Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu sistem, bedenin dinlenme ve onarım modudur” dedi. Günlük yaşamda sürekli tetikte olan sinir sisteminin, sarılma yoluyla kısa süreli de olsa gevşeme fırsatı bulduğunu kaydeden Erol, “Bu yüzden sarıldıktan sonra birçok kişi rahatladığını ya da daha iyi hissettiğini ifade eder. Bu his psikolojik olduğu kadar biyolojiktir” şeklinde konuştu.
Yalnızlığın sadece duygusal bir durum olmadığını vurgulayan Klinik Psikolog İpek Erol, “Beyinde tehdit algısını artıran bir süreçtir. Fiziksel temasın azalması, beynin sosyal güvenlik sinyallerini zayıflatır” dedi. Sarılmanın ise bu sinyalleri yeniden aktive ederek kişiye ‘yalnız değilsin’ mesajı verdiğini dile getiren Erol, bu nedenle sarılmanın, özellikle duygusal zorlanma dönemlerinde sözel destekten bile daha hızlı yatıştırıcı etki gösterebileceğini ifade etti.
Çocuklarda sarılmanın, gelişmekte olan sinir sistemi için temel bir düzenleyici olduğunun altını çizen Klinik Psikolog İpek Erol, “Güvenli ve tutarlı fiziksel temas, çocuğun stres sisteminin sağlıklı çalışmasına katkı sağlar. Sarılan çocuk, duygularının fark edildiğini hisseder ve bu deneyim beyninde duygu düzenleme yollarının gelişmesini destekler” dedi. Bu çocukların ilerleyen yaşlarda duygularını daha iyi tanıyacağını, sakinleşme becerilerinin daha güçlü olacağını aktaran Erol, “Sarılma, çocuk beyninde güven ve sakinlik duygusunu destekleyen güçlü bir düzenleyicidir; ancak etkili ve sağlıklı olabilmesi için sınırlarla birlikte düşünülmeli. İstenmeyen, zorlayıcı ya da ani temas ise tam tersine stres sistemini aktive edebilir. Yani aynı davranış, rıza yoksa beyin tarafından ‘tehdit’ olarak algılanabilir” diye konuştu.
“Sağlıklı sarılmanın sınır ilkelerinin başında ‘rıza’ gelir” diyen Klinik Psikolog İpek Erol, sözlerine şöyle devam etti: “‘Sarılabilir miyim?’ gibi basit bir soru, çocuğun bedenine saygıyı öğretir. Zamanlama da önemli bir noktadır. Çocuk yoğun öfke, korku ya da utanç içindeyken sarılmak istemeyebilir. Böyle durumlarda önce regülasyon, sonra temas daha uygundur. Sarılmanın süresi ve yoğunluğu da önemlidir. Kısa ve yumuşak temas, çocuğun sinir sistemi için genellikle daha güvenlidir. Sarılmak istemeyen çocuk için el tutma, yanına oturma, göz teması gibi seçenekler sunulabilir. Sarılmak her bireyde psikolojik açıdan aynı etkiyi yaratmaz. Nörobiyolojik olarak sarılmanın yatıştırıcı etkisi ancak kişi kendini güvende hissediyorsa ortaya çıkar. İstenmeyen ya da sınır ihlali içeren temas, tam tersine stres sistemini aktive edebilir. Bu nedenle sarılmanın iyileştirici olması için rıza, zamanlama ve karşı tarafla kurulan güven ilişkisi belirleyicidir.”




