Editörün SeçtikleriMilliyet'te bir yıl

Milliyet'te bir yıl

13.12.1998 - 00:00 | Son Güncellenme:

Milliyet'te bir yıl

Milliyette bir yıl

İki yıl önce bana Abdi İpekçi'nin gazetesinde yazı yazacaksın deseler herhalde çok sevinirdim.
Milliyet'te yazmaya başlayalı bir yılı geçmiş bile.
Zaman inanılmaz bir hızla akıp gidiyor. Biz de onunla birlikte doğrumuzla, yanlışımızla git gide daha olgunlaşıyoruz.
Yazmak dünyanın en zevkli işlerinden biri.
Yıllarca kimseye göstermediğim yazılar yazdım.
Şimdi ise yazılarımın sizin tarafınızdan okunması bana heyecan veriyor.
Onlar sayesinde harika dostlar kazandım.
Fakslar'la ve e - mailler'le kurulan müthiş bir bağ oluştu aramızda.
Sevgi sözleri, paylaşılan fikirler, öneriler ve eleştiriler (bazıları acımasız da olsa) hiçbir şeyle kıyaslanamayacak ölçüde zenginlik kattı hayatıma.
Milliyet'e ve yazılarımı okuyan, bana destek olan, mesajlarıyla hayatıma renk katan, daha iyisini yapmam için eleştiren herkese teşekkür ediyorum.
Umarım bu dostluk daha uzun yıllar devam eder...

Sokaklarda bize bir şeyler satmaya çalışan ya da öylesine başıboş dolaşan çocuklar ne yer, ne içer, nerede uyur diye hiç düşündünüz mü?
Bizim onlarla ilişkimiz ya buruşuk birkaç kağıt para uzatmakla ya da"istemez" demeye gelen bir el işaretiyle sınırlı.

7 Aralık Pazartesi günü Bilgi Üniversitesi'nde "Çocuk Suçluluğu, Nedenleri ve Suçlu Çocukların Topluma Yeniden Kazandırılması" konulu bir panel düzenlendi.
Her ne kadar biz "suçlu çocuklar" tabirini kullansak da aslında doğru tabirin "yardıma muhtaç çocuklar" olması gerektiğinin altı çizildi.
Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Uğur Alacakaptan ve Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Serap Yazıcı'nın organize ettikleri bu panelin birinci bölümünde Dr. Mustafa Tören Yücel, Prof. Dr. Haluk Yavuzer, Prof. Dr. Esin Küntay ve Prof. Dr. Atalay Yörükoğlu, yardıma muhtaç çocuklarla ilgili çarpıcı bilgiler verdiler.
Bu bilgilere göre suç işleyen çocukların yüzde 77,8'i ailesiyle yaşıyor.
En çok işlenen suç da, yüzde 39 oranında hırsızlık.
Bunu yüzde 29 oranında gasp ve yine yüzde 29 oranında adam öldürme takip ediyor.
Onun dışında daha küçük oranlarda adam kaçırma ve diğer suçlar yer alıyor.
Bu çocukların yüzde 10'u uyuşturucu kullanıyor.
Suç işlemelerinin temelinde ise sevgisizlik ve şiddet yatıyor.
Çoğu ailelerinden dayak yiyor, sevgi ve sefkat kavramını bilmeden yetişiyor. Sonuç: Şiddet şiddeti doğuruyor.

Panelin ikinci bölümünde ise Avukat Betül Onursal, UNICEF danışmanı Şima Barkın, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü Çocuk Gözetim, Eğitim ve İyileştirme İşleri Şube Müdürü Tülay Erarslan, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Küçükleri Koruma Şubesi Müdürü Ülkü Topaloğlu, Ersin Talay (Hürriyet gazetesi) ve Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı Başkanı Güney Haştemoğlu, çocukların iyileştirilmesi ve suçların önlenmesi için neler yapılması gerektiğini tartıştılar.
Bu konuda birleşilen nokta şuydu: Çocuğun henüz suç işlemeden eğitilmesinin gerekliliği.
Yalnız bunun için toplumun her kesiminin el ele vermesi gerekiyor ama maalesef çoğumuz bu konuya çok duyarsızız.
Halkın sivil toplum örgütlerine yardımcı olması gerekiyor.
Devletin bu konuda hiçbir şey yapmadığı ortada.
Bu çocuklarla birebir ilişki içinde olan Ülkü Topaloğlu ve Güney Haştemoğlu'nun konuya yaklaşımı bana göre çok olumlu.
İkisi de çocukları anlamaya çalışıyor, onlara sevgiyle yaklaşıyor ve en önemlisi çocuklara yardım ediyor.
Panel bana göre çok başarılı geçti. Çünkü değerli panelistler sayesinde bilmediğimiz ya da göz ardı ettiğimiz gerçeklerle yüzyüze geldik. Durumun ciddiyetini kavradık.
Suç işleyen çocukların hemen hepsinin çok zeki olduğu anlaşılmış.
Buna kesinlikle inanıyorum. Çünkü ancak zeki çocuklar isyan eder ve eyleme geçer.
Zeka, enerjiyle ve öfkeyle birleşince alın size patlamaya hazır bir bomba.
Oysa biraz ilgi ve yardımla bu potansiyel positife dönüştürülebilir.
Bu çocukları suç işledikleri için suçlayabilir miyiz? Hayır.
Peki eğitimsiz, cahil ana babaları? Sanmıyorum.
O zaman suçlu kim?
Daha eğitimli olan, doğruları daha kolay görebilen, bazı şeyleri düzeltmek için uğraşabilecek olan bizleriz.
Çünkü bu çocukları görmezden gelip kendi fil dişi kulelerimizde yaşamayı tercih ediyoruz.

Salı akşamı Tarkan, Arena programında Sayın Uğur Dündar'ın konuğuydu.
Dündar, Tarkan'a askerlikle ilgili o malum soruları sorarken bir ara benim geçen hafta Tarkan'la ilgili yazdığım yazıya değindi ve bu konudaki teorimin doğru olup olmadığını sordu.
Tarkan, böyle bir şey düşünmediğini ama bunun çok da uzak bir ihtimal(!) olmadığını belirtti.
Yani boş atıp galiba dolu tutturmuşuz.

Tarkan'ın Türkiye'ye gelmemekle doğru yapıp yapmadığı konusunda bir şey söylemek istemiyorum. Zaten bu konu yeterince tartışıldı.
Yurt dışında çok tanınan, başarılı yazarlarımızın, şairlerimizin, bestecilerimizin ve ressamlarımızın, Türkiye'ye döndüklerinde ödüllendirilecekleri yerde yıllarca hapis yatmaları, pasaportlarının ellerinden alınması ve inanılmaz yoksulluk çekmeleri de keşke bu kadar gürültü koparsaydı...

Bütün devletler, dünyada ülkesini tanıtan sanatçıları bir ünvanla ödüllendirirler.
Bizde ise her şey ters işliyor:
Devletimiz 85 kişiye "Devlet Sanatçısı" ünvanı verdi.
Şimdi de bu sanatçıları dünyada tanıtmaya çalışmalı.

ODTÜ'den Esin Çetinbaş, Temel'in annesinden aldığı bir mektubu göndermiş:

Sevgili oğlum Temel,

Senin hızlı okuyamadığını bildiğim için bu mektubu yavaş yavaş yazıyorum.
Artık senin büyük şehire gittiğin sırada yaşadığımız evde yaşamıyoruz.
Baban bir gazetede, insanların başına genellikle evlerinin 2 km civarındaki bölgelerde kaza geldiğini okumuş o yüzden taşındık.
Sana yeni adresi veremeyrum çünkü yeni evimizde bizden önce oturan hemşerilerimiz taşınınca adresleri değişmesin diye kapı numarasını söküp götürmüşler.
Bu evde garip bir çamaşır makinası var.
Geçen gün içine dört gömlek koydum. Çalıştırmak için duvardaki zinciri çektiğimden beri gömlekleri görmedim.
Geçen hafta sadece iki kere yağmur yağdı. İlki 3 gün sürdü, ikincisi ise 4 gün.
Benden istediğin yeleği postaya verdim. Ancak halan, o koca düğmelerle paketin çok ağır olacağını söyledi.
O yüzden düğmeleri kopartıp yeleğin cebine koyduk. Orada bulabilirsin.

Sevgiler,

Annen Safinaz

Not: Sana biraz da para gönderecektim ama zarfı bir kere yapıştırmış bulundum.

Geçen pazar kitaplarla ilgili yazımda "Stendhal" adı "Stendahl" olarak geçmiş. Düzeltir, özür dilerim. Asıl adı Henri Beyle olan yazarın takma adı Stendhal'dir.




EN ÇOK OKUNANLAR

Vücut Kitle İndeksi Hesaplama

Sağlığınızı kontrol altında tutmak için Vücut Kitle İndeksi (VKİ) hesaplama aracını deneyin!

VKİ HESAPLA
KEŞFETYENİ

İlgili Haberler