SiyasetBana Sayende Türkleri keşfettik diyorlar

Bana Sayende Türkleri keşfettik diyorlar

19.07.2004 - 00:00 | Son Güncellenme:

Türkiyeye alternatif tatili sevdiren Nişanyana göre ülkemizde çok farklı ve kaliteli bir kesim var. Allahın kaybettiği yerlerdeki pansiyonlarda kalan üst düzey isimler, onu da şaşırtıyormuş

Bana Sayende Türkleri keşfettik diyorlar

Turizm yazarı Sevan Nişanyan: SEVAN NİŞANYAN: Türkiyede, turizmin nispeten başarılı olduğu kitlesel sektör turizminde bu sene bir patlama var. Antalyadaki büyük oteller dolup taşıyor. İstanbulun yüzü gülüyor. Ancak esas gelişmesi beklenen alternatif turizm alanlarında Türkiyede hala ciddi bir kıpırtı yok. Başka ülkelerden gelip değişik tatlar, lezzetler arayan, ülkeyi dolaşan, yaz için ev kiralayan turistleri kastediyorum. Orada durgunluk var. Küçük otellerin birçoğundan ben olumsuz sinyaller alıyorum. DERYA SAZAK: Kamuoyu sizi eşiniz Müjde Nişanyanla birlikte yazdığınız Küçük Oteller Dizisi ve Şirince Köyünde geliştirdiğiniz alternatif turizm modeliyle tanıyor, gerçi bu nedenle epey sorun yaşadınız, hapse bile girdiniz ama sonuçta ortaya yeni keşifler, yaklaşımlar çıktı... Turizmde bu yıl durum nedir? Parlak bir sezondan söz ediliyor. Türkiye, 2004ün ilk yarısını büyük etkinliklerle geçirdi, Eurovision, WAN, NATO zirvesi... Yıl sonunda ABden müzakere takvimi almaya aday. Dünyada in bir ülke. Bunların bir getirisi olacak... Türkiye muazzam bir pastadır, geniş bir coğrafyada çok ciddi turizm değerleri barındıran bir ülke. Hakkâri, Tunceli... buralar muhteşem yerler, Muğla ili kadar ilgi çekiyor. Trabzondan Artvine, Urfa ve Mardine kadar pek çok alanda turizm gelişiyor. Şirince gibi 40 bin tane olmasa da, 4 bin köy vardır ilginç olabilecek. Turistik açıdan buralar bakir kalıyor, büyük bir pastanın sadece kreması yeniyor. Hakkâri, Tunceli muhteşem Şirince eskiden beri güzel küçük bir köy. Efese çok yakın olması, eski bir Rum köyünün bozulmamışlığı gibi kendine özgü bazı avantajları vardı. Şarap yapılması gibi... Şirince zaten keşfedilmeyi bekleyen bir köydü. Kuş sesleri arasında, sessiz sakin bir konaklama yeri. Türkiyede seyahat ederseniz çok güzel köyler görebilirsiniz. Tek eksiği, konaklamadır. Şirincede bunu yaptık. Konforlu, hoş konaklama imkanı. Şirincenin ünü nereden geliyor, hangi yönüyle model oldu, sadece köy evlerinin restorasyonu mu insanları buraya çekiyor? Şirincede 80 ile 100 arasındadır. Bir Alman hanım öncülük etmiş. Köyde ilk pansiyonu açan Bayan Evadır. Biz biraz daha iddialı geldik. Köy evleri pansiyona dönüştürülmüş... Kaç ev var? Köyün içi 3. derece doğal sit alanı. Sit mevzuatı maalesef olumlu niyetlerle vaaz edilmiş, fakat bürokrasinin elinde oyuncağa çevrilmiş enteresan bir mevzuattır. Sit alanı... Babam mimardı ve gezmeye meraklıydı, çocukluğumuzdan beri herkesin "Oralara gidilir mi?" dediği yıllarda biz gezerdik. İstanbulluyuz. Türkiyede yapılan ilk betonarme kubbe Şişli Camiidir. Mimarı Emin Onattır. O kubbenin betonarme hesaplarını babam yapmıştır, Bağarşak Nişanyan. Babamdan epey seyahat dersi aldım. Sonra Amerikaya gittim, 17 yaşında otostopla Paristen İstanbula geldim. Trenlerde kaçak Avrupayı gezdim. 1981de Türkiyeye gelmek sağlığa zararlı olacağı için, bu sefer hadi dedik Güney Amerikaya gidelim. Orası yepyeni ufuklar açtı. 1987de işsizdim ve birdenbire gezi yazarlığına başladım. Yabancı yayınevleri için turizm kitapları hazırladım. Seyahat yazısı yazmanın müthiş bir disiplini vardır. Neyin ilginç, neyin sıkıcı olduğunu kestirebilmeniz gerek. Ben bu mesleği İngiliz ve Amerikalılardan öğrendim. Yedi yıl boyunca sadece İngilizce yazı yazdım. Viyana, Çek Cumhuriyeti, Moskova Petersburg rehberleri çıkardım. Hong Kongdaki bir yayınevine bir Türkiye rehberi yazdım. Seyyahlık merakı nasıl doğdu? Müjdeyle beraber epeyce gezdik, ilk kitap 1998de yayımlandıktan sonra ummadığımız bir başarı kazandı. Küçük Oteller dizisi, farklı ortamlar arayanlara yeni seçenekler sundu. Yeni yerler keşfedildi. Belirli bir kültür düzeyine ve bağımsız olarak gezebilme düşüncesine ya da ufkuna sahip olan bir zümre var Türkiyede. Ortanın hayli üstü ekonomik ve sosyal konumdalar. Fikir gazetesi okuyan, caz müziği dinleyen, gece lokantaya çıkma alışkanlığına sahip olan, Türkiyenin hazır şablonlarından bıkmış, bunun dışında bir şey arayan bir zümre. Hangi ihtiyacı karşıladı? Otelcilerden sürekli duyduğum bir şey var: Sevan, senin sayende Türkleri keşfettik. Türkiyede gerçekten çok kaliteli, dünyayı tanıyan, para harcamayı bilen bir kesim var. Bu kesim bizim kitabımız sayesinde Türkiyedeki küçük otellerle tanıştı. Kitapta bazı marjinal diyebileceğimiz pansiyonlar var. Şavşatın dağında bir Karagöl pansiyonu var, Allahın kaybettiği dünyanın sonu bir yer, öyle konforu falan da yok, Türkiyeden ve dünyadan öyle üst düzey insanlar gidiyor ki, "Onlar da mı geldi" dediğim oluyor. Türkbükündeki televolecilerden bıkan... Okumuş elit Doğu cahili Yıllardan beri en büyük hayalim Doğu Anadolu hakkında bir kitap, gezi rehberi yazmaktı. Bitirmek üzereyim. Doğuya ilişkin katıksız bir cehalet var. Doğu, Türkiyede yalanın hakim olduğu bir coğrafyadır. Gerek tarihi, gerek sosyal yapısı, gerekse bugünü maskelenmiştir. Köy isimlerinden tutun da bölgenin sosyal gerçekliğine kadar pek çok alanda Türkiye Cumhuriyetinin okumuş eliti Doğuyu tanımamayı tercih etmiştir. Bu ihtiyaçtan yola çıkarak yalnız coğrafi anlamda değil, tarihi ve sosyolojik anlamda da bir keşif gezisi yapıyorum. Türkiye tarihinin alıştığımız şablonlarını öylesine kökünden parçalayan bir yer ki Doğu, tanıdıkça kitabı yazmakta zorlanıyorum. Son projeniz Doğu Anadoluyu yazmak. Ankaranın doğusundaki Türkiye. Adı ne olacak? Ama insanlar neyle karşılaşacaklarından korkuyorlar, herkesin gözü bizim kadar kara değil, ben giderim Afganistanda da yaşarım, ama çoğu insan temiz bir yatak arıyor. Keşfetme duygusunu harekete geçirdiniz. Bütün hayatımız bununla geçti, geçiyor. Kitaptaki her bir oteli her sene ziyaret ediyoruz. Oteller hakkında nereden bakarsanız yılda 20 - 30 tane rapor geliyor. "Sevan, senin yazdığın yere gittik, hiç beğenmedik" denildiği an yıkılırım. Güncelleştirme yapıyor musunuz, kitapta yer verdiğiniz bir pansiyon ya da küçük otelin kalitesi ertesi yıl bozulursa okur tepki göstermez mi? Kalite kontrolünü kim yapıyor? Osmanlı kültür mirası reddedildi Aslında çok basit bir ilke var, Rahatsız etmiyorsa, bozma. Bir binada eski kiremit kullanmışlar. Güneşten, yağmurdan korumak için. Aynı işlevi günümüzde görüyorsa, niye bozalım? O kadar basit. Türkiyede Tanzimattan bu yana, özellikle Cumhuriyet döneminde oluşmuş bir şablon var: Eskiyse kötüdür, çağdışıdır. Cumhuriyetle birlikte Türkiyede eski olan her şey tu kaka edilmiş, geleneksel olan, mekruh sayılmış. İnsanlar utanmaya başladı, dedelerinden kalma konsolları satıp yerine plastik ve formika aldılar. Şimdi restorasyon olayına, alternatif turizme ilginin başlamasıyla, başka birtakım ideolojik değişiklikler el ele gidiyor. Benim Türkiyenin etimolojisine ilgi duymam ile binalara ilgi duymam arasında aslında çok büyük bir fark yok, aynı ihtiyacın cevabıdır ve bunun temelinde Cumhuriyetin değerlerinin sorgulanması vardır. Şirincede kiremitli damlar, eski pencereler korunmuş. Cumhuriyetle birlikte reddi miras yapılmıştır Türkiyede. Bu reddi mirasın yerine sağlıklı bir şey konamadığı, 1970lerde 80lerde insanların kafasına dank etti. Eskiyi attık, acaba doğru mu yaptık gibi bir arayış var. İleride bunun tarihi yazılacak. Türkler 80 sene birtakım çıkmaz yollarda dolandıktan sonra 20nci yüzyılın sonunda Biz galiba yanlış yoldayız sorusuyla yüz yüze geldiler diye yazılacak. Osmanlı kültür mirasını yeniden algılamak... Şirinceyi önce eşim keşfetti Eşim keşfetmiş Şirinceyi üniversite yıllarında; ben onun peşine düştüm geldim. Başlangıçta hiç aklımızda yoktu burada turizmcilik yapmak. Buranın tadını bozmadan kentten kaçan insanlara bir şey sunabilir miyiz diye düşünürken Şirince modeli ortaya çıktı. Nasıl oldu Şirinceye gelişiniz? Bozulmamış bir kalite köy yaşamı. 20nci yüzyılın son çeyreğine özgü bir yozlaşmadan nasibini almamış bir yer Şirince. Eski dokusunu koruyan, sokakları hala keçi kokan bir köy. Şehirli insanların böyle bir yaşama inanılmaz açlığı, özlemi var. Geleneksel dokuyu, atmosferi bozmadan, bir konfor, medeniyet de sunabildiğiniz zaman çok çekici geliyor. Aynı zamanda korkutuyor. Tamam güzel bir köy, havası suyu güzel, bir apartman yapalım, kalebodurla döşeyelim geliyor insanların aklına. Şirince öyle bir yer değil. Nedir model, ne sunuyorsunuz turiste? Anıtlar Kurulu aristokrasisi var Anıtlar Kurulu çevresinde odaklanan bir anıtlar aristokrasisi var. Mimarlar, üniversite hocalarından oluşan. Bunlar gitgide dogmatik, gitgide daralan bir sanat restoratörlüğü düzeyinde düşünüyorlardı olayı. Tamamen biçimsel, klişelerden oluşan bir detay saplantısına girdiler. Ve bir bina ile müzedeki bir tarihi eser arasındaki farkı algılayamaz hale geldiler. Dogmatizm saplantıya dönüştü. Bina yaşayan bir şeydir. Anıtlar Kurulu Türkiyenin her yerinde birtakım konakları eski Türk evlerini onartıyor. İlk bakışta Aa ne kadar güzel oluyorlar, sonra herhangi bir işlevleri, ekonomik faydası olmadığı için yaşayan mekanlar olmaktan çıkıyor. İçine dört tane memur koymakla eski konak yenilenmez. Önemli olan, eski tadı yakalayabilmek. Köy evlerini aslına uygun restore ederken ne gibi zorluklarla karşılaştınız? Nişanyan adı önyargı kaynağı Şirincenin imar planının yıllarca gecikmesi nedeniyle yasaya uymadıklarını, sonucunda da hapse girdiğini anlatan Nişanyan, Memlekette bürokrasi ahtapot gibi diyerek şikâyet ediyor Gerçek hayatta biraz sıkıntı çekmek lazım. Bu, insanları güçlendiren, ufuk açan bir faktör. Ben kitabımın önsözünde cezaevine koyanlara teşekkür ettim ve sadece alay için yapmadım, gerçekten teşekkür ettim, çünkü hakikatten bir fırsattır, okuldur. Seyyahlığınızın Şirince bölümünde Selçuk cezaevinde geçen 9 aylık bir zorunlu dinlenceniz de var. Nasıl geçti? Susurlukçularla koğuş arkadaşlığınız da olmuş. Yasalara uymadık. Yasaların saçma ve yanlış olduğu bir yerde yasalara uymamak bir vatandaşlık görevidir. Türkiyede bazı yasalar laf olsun diye vardır, onlara uyarsanız, hayat yürümez, herkes o yasaları sağından solundan deler. Burayı sit alanı ilan etmişler, kanun son derece açıktır der ki, Bir ay içinde geçiş dönemi yapılaşma koşullarını ilan edersiniz, ondan sonra en geç bir yıl içinde de kalıcı, koruma amaçlı imar planını çıkarırsınız. Şirincede 8 - 9 sene oldu, daha hala imar planı çıkarılabilmiş değil. Burası yaşayan bir köy, müze değil. Köy evleri devamlı inşaat halinde. Damı akar, mutfağı yetmez, ahırı bozar çocuğuna oda yapar. Ekonomik olarak kabuk değiştiren bir köyde bunlar olur. Eskiden bir tane lokanta yoktu, şimdi 25 tane açıldı, 100e yakın pansiyon işletiliyor. Bunlar gecekondu usulüyle yapılmıştır. Organize estetik düşmanlığı diye bir hadiseyle karşı karşıyayız. İnsanları yamuk yumuk inşaat yapmaya teşvik ediyor devlet, sistemli olarak. Biz dedik ki eğer sit kanununa muhalefetten birisi hapsedilecekse, köyün tamamının hapse girmesi gerekir. Neden cezaevine girdiniz? Dışarıdan gelen birisi olarak kıskançlık çekiyorsunuz, bürokrasiyle başınız derde giriyor, üstelik adınız Nişanyan olunca bu her şeye rağmen bir önyargı kaynağı oluyor. O dönemde buralarda Ülkü Ocakları falan çok güçlüydü, onlar da işi sonuna kadar kaşıdılar.Bürokrasi bir ahtapot gibi bu memlekette; iki kolu kesilse, 22 kolu çıkıyor. Bizim olayda sit yapılanmasının ne kadar tıkanmış olduğu hadisesini ortaya çıkardı en azından, imar planı değişikliğine ilişkin fitili ateşleyen bir unsur oldu. Hapse girmeyi göze alarak, bürokrasiye savaş mı açtınız? Bugün yarın çıkıyor diye bekliyoruz, çıkıyor. Bizim olay Türkiyede 2863 sayılı kanunun değiştirilmesi gereken bir ucube olduğu konusunda bir bilinç uyandırdı. Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu değişiyor. Erkan Mumcuya güveniyorum. Bu konuları ciddiye alan bir bakan. Kültür ve turizm alanındaki inisiyatiflerin yerel düzeyde olması lazım. Denetim kurulları da yol gösterici olmalı. Avrupadaki yerel fonları Şirince türü modellerde harekete geçirebiliriz. Köyün imar planı çıktı mı?

EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler