07.09.2025 - 07:00 | Son Güncellenme:
Yılın son grand slam turnuvası kendi ritmi içinde akmaya devam ediyor. Sezon içindeki tüm turnuvaları tenisin global kuralları ve formatı yönlendirir, Amerika Açık’ta ise New York’un kuralları 2 hafta boyunca belirleyici oluyor.
Örnek vermek gerekirse, sezonda tüm turnuvalar içinde Amerika Açık kadar hakemlerin seyirciye sessizlik ve yerlerinize oturun ikazlarını yaptığı bir organizasyon bulunmuyor. Bu sene de 2 hafta boyunca benzer görüntüler yaşandı, hakem-seyirci mücadelesi bitmek bilmedi. Oyuncuların ise konsantrasyon kaybı yerine bu ortamla eğlenmeyi bildiği ölçüde New York’ta başarı oranları artıyor. Bu da normal tenis kurallarının tamamen dışında kalıyor. Ancak tüm hareketli ortamına rağmen Amerika Açık’ta iyi olana hakkını teslim eden bir tenis atmosferi olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.
Yeni çıkarımlar
Saha içine dönersek, aslında turnuvadan önemli çıkarımlar var, bu yönüyle Amerika Açık 2025 önemli ve belirleyici bir organizasyondu. Bu seneki Amerika Açık teniste önümüzdeki 5 seneyi şekillendirecek olan oyuncu formatlarının iyice kendini belli ettiği ve tescillendiği bir turnuva oldu. Bu noktada kadınlar ve erkeklerde mekanizma farklı olarak işliyor. Erkeklerde Sinner ve Alcaraz oyun gücü olarak farklı bir seviyede bulunuyorlar, bu zaten yeni bir şey değil, herkesin kabul ettiği bir gerçek.
Genel kalite düştü
Erkeklerdeki temel değişiklik; Medvedev, Tsitsipas, Zverev, Rublev gibi alt tarafla en üst arasında bir köprü görevi gören tenisçilerin oyunlarında bir erozyona uğrayıp alt taraftaki oyuncularla bütünleşmeleri oldu. Dominic Thiem de tenisi bırakınca ‘köprü seviyesinde’ tenisçi neredeyse kalmadı ve genel kalite düştü. Çünkü bu oyuncular büyük üçlü zamanlarından bu yana yukarıyı zorlayan, finaller oynayan ve erkekler tenisinin kalitesini yükselten tenisçilerdi.
Örneğin bir futbol liginin kalitesini üstteki ilk 5 takım belirlemez, kaliteyi orta sıra takımları belirler. 6. ve 12. sıra arasında bulunan takımların gücü ve yukarıyı forse etme yetenekleri tüm takımları daha iyi olmaya teşvik eder. Bu yüzden Premier Ligi dünyanın en fazla izlenen ve keyif alınan lig organizasyonudur.
Sinner ve Alcaraz koptu
Aynı mantıkta teniste de kaliteyi aslında başaltı oyuncular belirler ancak teniste bir süredir başaltı oyuncu neredeyse kalmayınca Sinner ve Alcaraz alttaki gruptan tamamen koptu, Djokovic ise 38 yaşında grand slam çeyrek finallerinde bile çok rahat maç kazanıyor. Bugünün erkekler tenisi maalesef kaliteli ama çok fazla birbirine benzeyen oyunculardan oluşuyor, bunun gelecek açısından önemli bir sorun olduğunu düşünüyorum.
Ara vermeyi düşünüyorlar
Kadınlarda ise başka bir farklı gelişim modeli var. Serena aynı Federer, Nadal veya Djokovic gibi makine düzeninde oynayan, tenisin 11 ay süren yıpratıcı sezonundan pek etkilenmeyen, 20. şampiyonluğu kazandığı akşamın sabahı 21. şampiyonluğun hayalini kuran bambaşka bir oyuncuydu. Şimdilerde ise farklı bir kadın tenisçi modeli gelişmeye başladı. Sezonların ve tenisin sürekli devam eden zorlu düzeninin yarattığı fiziksel ve mental yıpranmanın farkında olarak bunu aşmak için tenise ara vermeyi tercih eden üst düzey bir oyuncu grubu oluştu.
Tükenmişlik sendromu
Oyuncuların verdiği bu kariyer araları sadece tükenmişlik ile ilgili olmayabiliyor, doğum gibi farklı sebepler olabilse de Osaka, Anisimova veya Svitolina’da gördüğümüz gibi ara veren tenisçiler genellikle tura çok daha sağlam bir şekilde geri dönüyorlar. Osaka ve Anisimova farklı sebeplerden dolayı tenise bir süre ara verip geri dönen iki oyuncu olarak Amerika Açık’ta harika ve yüksek tempolu bir yarı final maçına imza attılar.
‘Elimden geleni yaptım’
Finalin kıyısından dönen Osaka’nın maçtan sonra yaptığı basın toplantısındaki hali ise ayrıca etkileyiciydi, “Mutsuz değilim çünkü elimden geleni yaptım ama bu seferlik olmadı” diyordu Japon oyuncu. Bu modelin işlediğini gören tenis otoriteleri tenise ara vermesi gereken oyuncuları belirlediler bile. Otoritelerin ilk adayı ise Iga Swiatek. Swiatek kaybettiği çeyrek final maçından sonraki basın toplantısında “Ara vermeyi düşünüyor musunuz” sorusuna çok şaşırdı, buna belki hazır değil. Ama özellikle Anisimova’nın yolundan gitmesi Polonyalı oyuncuya ilerisi için büyük bir katkı verebilir.
Wimbledon’ın rövanşı
Son söz ise kadınlar finalistlerine... Aryna Sabalenka herkesin beklediği gibi finale yükseldi. Rakibi ise bu senenin Wimbledon finalisti Amanda Anisimova oldu. Amerika Açık tek kadınlar finali; 2 ay önce Wimbledon’da felaket bir final oynayıp maçı 6-0, 6-0 kaybederek tarihe geçen Anisimova ile yine Wimbledon’da kötü bir yarı final oynayıp Anisimova’ya kaybeden Sabalenka’nın ilginç mücadelesine sahne olacak. Bir anlamda 2 ay önceki Wimbledon’ın rövanşı olacak finali büyük bir keyifle takip edeceğiz.
Büyük efsane Djokovic
2025’te oynanan tüm grand slam turnuvalarında yani Avustralya Açık, Roland Garros, Wimbledon ve Amerika Açık’ta yarı final oynayan ve bunu 1987 doğumlu birisi olarak 2025 gibi çok ileri bir tarihte 38 yaşında başaran Novak Djokovic yüzyılımızın en büyük sporcu ve atletlerinden birisidir.
Grand slam turnuvalarında tur geçmek bile çoğu tenisçinin hayaliyken Djokovic ise Amerika Açık gibi bir turnuvada 38 yaşında güle oynaya yarı finale kadar rahatlıkla gelebiliyor. Bu performans hiçbir rasyonelle açıklanamaz, çok sıra dışı bir sporcu ile karşı karşıyayız.
Alcaraz ve Sinner dinamizmleri ile şimdilik Sırp oyuncuyu yarı final seviyelerinde durdurmuş görünüyorlar. Ancak 2026 sezonunda önümüzde kocaman bir sezon olacak, bu sezonda Djokovic 39 yaşında son kez 25. grand şampiyonluk rekorunu kırmaya çalışacak. Roland Garros toprakta oynandığı için orası belki biraz zor ama diğer üçünde Sırp oyuncu bizlere yeni sürprizler yapabilir, bunu bilmek bile onu keyifle seyretmek için yeterli bir sebep olacak.
Tenisin ve Modanın Birleşimi
Naomi Osaka başında kırmızı gül motifleri, kristallerle süslü ışıltılı kırmızı ceketi ile korta çıkıyor. Diğer turda ise Japon oyuncu yine kristallerle süslenmiş bu sefer mor renk kostümü ile çıkış tünelinde beliriyor. Bu haliyle Naomi Osaka bir tenisçi ve moda ikonu görünümünü birleştirmiş durumda, kortta da gayet iyi görünüyor. Özellikle ilk 50 içinde yer alan oyuncular korta çıkılan kıyafetin aslında çok önemli olduğunu keşfettiler. Ünlü moda markaları da bu noktada devreye girince ortaya farklı ve çoğunluğu harika bir kort modası çıktı.
Serena Williams ve Roger Federer bunu çok önceleri fark etmişlerdi ancak şu anda moda rüzgârı neredeyse tüm üst düzey tenisçileri sarmış durumda. Kortta giydiğiniz kıyafetlerin tabii ki bir bilimsel tarafı da var, yapılan araştırmalar “iyi giyin iyi hisset” temasının sporcular için fazlasıyla geçerli olduğunu ispatlıyor. Psikolojide “Enclothed Cognition” yani “Giydirilmiş Bilişsellik” denilen kavramın giysilerimizin insanların ve sporcuların düşünce şekillerini ve performanslarını değiştirebileceğini gösteriyor.
Kıyafetleri ile kortta kendini daha iyi hisseden oyuncular aynı zamanda ünlü markalarla yaptıkları anlaşmalardan hatırı sayılır gelirler elde ediyorlar. Bu anlamda modanın tenise entegre olması en çok oyuncuları mutlu ediyor.
Üst üste 8. final
Carlos Alcaraz ile Jannik Sinner yine bir finalde karşı karşıya gelecek. Amerika Açık’ta fırtına gibi esen iki yıldız raket böylece üst üste 8. grand slamde mutlu sona ulaşmak için korta çıkacak.
Amerika Açık tek erkekler finali Carlos Alcaraz ile Jannik Sinner arasında oynanacak, bu şekilde iki oyuncu son 8 grand slam turnuvasında finali paylaşmış olacak, bir başka deyişle son 2 senedir grand slam finallerinde Alcaraz ve Sinner’den başkasını görmüyoruz.
Bunun sebebi her ne kadar iki oyuncunun yüksek tenis kalitesi olsa da bu yazının içinde belirttiğim gibi diğer tenisçilerin de yeterli seviyede olmaması Alcaraz ve Sinner’in üstünlüğünü iyice pekiştirdi. Peki finalde ne olur, iki oyuncunun her finalinde olduğu gibi bu sorunun cevabı belirsiz ve ancak maçın içindeki gidişata göre final bir oyuncuya dönebilir. Alcaraz zaman zaman inişler çıkışlar yaşayabilen bir oyuncu, Sinner ise pek renk vermeyen bir psikolojide daha stabil bir oyun yapısına sahip. Bu tutarlı oyun yapısı Alcaraz önündeki maçlarda Sinner için küçük bir avantaj olabilir.
Ancak bu seneki Roland Garros finalinde olduğu gibi bir tenisçi 2-0 öne geçse bile onların maçlarında her an her şey olabilir. Belirsizlik oranının yüksek olması ise bu rekabetin belki de en güzel tarafı. Federer-Nadal-Djokovic dominasyonundan henüz çıkmış olan tenis dünyası aynı düzeyde bir dominasyonun bu kadar çabuk geleceğini herhalde tahmin etmiyordu. Ancak Alcaraz ve Sinner kısa sürede bunu kurmayı büyük ölçüde başardılar.