03.10.2026 - 07:01 | Son Güncellenme:
Uluslar Ligi’nde A Ligi süreci A Milli Takımımız için yıpratıcı başladı. Önce Fransa ile karşılaştık. Mağlup olduk; ki aslında iyi bir oyun planımız vardı. Yine de geleceğe dair bazı pozitifler çıkarabileceğimizi düşündük. İtalya maçında ise tam anlamıyla bir hayal kırıklığı yaşadık. Esas sorun farklı mağlubiyet değildi; oyunun bize yakışmamasıydı. Kalitemizle sahaya yansıttığımız oyun arasında dağlar kadar fark vardı. Işıltımız eksilmiş gibiydi. Aslında Dünya Kupası’nda başlayan, o süreç boyunca devam eden ve üzerimizden bir türlü atamadığımız olumsuz havanın bir başka yansımasıydı.
Belçika, altın jenerasyon sonrası bir geçiş sürecinde. Efsane ekipten bazı isimlerin hâlâ kadroda olması ise onlara önemli bir avantaj sağlıyor. Nitekim De Bruyne maçın anahtar oyuncusu oldu. Arda Güler’in oyun liderliğinde atak oluşturma anlamında etkili olsak da bitiricilik sorunu yaşadık ve rakibe birçok pozisyon verdik. Günün sonunda yine yetersiz kalan bir senaryo gözlemledik. Bu seviyeye çıktıktan sonra hem savunma hem de hücum anlamında bu kadar zaaf yaşamamız kabullenmememiz gereken bir durum.
Elbette bu maçlarda denemeler olacak. Yine de seçimlerimizde ve vazgeçişlerimizde daha keskin olmamız lazım.
Bizim artık maç maç, gün gün değil; uzun vadede ne yapmak istediğimizi sorgulamamız ve planlarımızı buna göre oluşturmamız gerekiyor. A Ligi’ne çıktık, Avrupa Şampiyonası’nda performans sergiledik, Dünya Kupası’na katıldık. Çok kaliteli oyunculardan kurulu, potansiyeli çok yüksek bir takımımız var.
Asıl soru şu: Bu potansiyeli kinetiğe hangi seviyede çevirebiliriz?
Hayal kurarken de planlama yaparken de kararlarımızı buna göre vermeliyiz.