Geri Dön

Futbolun keyfi Beşiktaş

Maçın bitmesine dört dakika var, 4-1 öndesin, diğer takımlar gibi vaziyeti idare edeceğine, yeni bir gol için “Çin ordusu” gibi topunla tüfeğinle saldırıyorsun. Beşiktaş gibi bir takım var da, futbolda gözlerimizin pası siliniyor.

Futbolun keyfi Beşiktaş

BİLAL MEŞE sordu DUAYEN cevapladı
ŞANSAL BÜYÜKA ile DOBRA DOBRA

Fenerbahçe ile Galatasaray berabere kaldı, Beşiktaş’ın ekmeğine yağ sürdü. Onlar da bu ikramı geri çevirmediği gibi doludizgin yoluna devam ediyor. Dokuzuncu haftada ligin en fazla gol atan takımı oldu. En yakın rakipleri Galatasaray ve Fenerbahçe’yi dörder puan geride bıraktı. Uzun aradan sonra derbi kazandı.

At sahibine göre mi kişniyor acaba?
Aynen öyle Bilal... Şu sorudaki bütün özelliklerin tek nedeni Şenol Güneş’in varlığı... Bursa’yı çalıştırıyor, Bursa ligin en fazla gol atan takımı oluyor. Beşiktaş’ı çalıştırıyor, daha 9. haftada Beşiktaş ligin en fazla gol atan takımı oluyor. Bunlar tesadüf mü, asla değil... Dikkat et, maç sonraları her açıklamasında “keyif veren futboldan” söz ediyor. Şu 9. haftaya kadar baktığında Beşiktaş’tan daha iyi oynayan, Beşiktaş’tan daha fazla keyif veren bir başka takım var mı?

Beşiktaş’ın beş maçlık deplasman karnesinde göz kamaştıran bir başarı var.
Sevgili Bilal, beş deplasman maçında dört galibiyet, bir beraberlik var. Beşiktaş bu beş deplasmanda tam 17 gol attı. Maç başına 3.4 gibi müthiş bir ortalama var. Puan cetvelinde kim kaç gol atmış bak... Beşiktaş’ın sadece deplasman maçlarında attığı golü, dokuz maçın tamamında diğer takımlar atamadı. Bir Galatasaray... O da dokuz maçta sadece bir fazla gol... Beşiktaş milletin attığının çok daha fazlasını sadece beş deplasman maçında attı...

Güneş’in adaleti

Hangi takımda gördün, Beşiktaş 4-1 önde son dört dakikada üç net pozisyona giriyor, birini gol yapıp oyunu 5-1’e getiriyor. Başka takım iki fark yapsa, ‘al gülüm ver gülüm’ vaziyeti idare edip maçı bitirmeye bakıyor. Beşiktaş son dakikalar gelmiş, maçı ve farkı sağlama almış, bununla yetinmiyor, adeta “Çin ordusu” gibi topuyla tüfeğiyle saldırıyor. Ben futbol buna derim; hırs, coşku buna derim... Futbolun keyfi elbette buna derim ve doğal olarak herkes gibi Beşiktaş’ı izlemekten büyük bir keyif alırım.

Sosa yok , Gökhan Töre yok... Sonradan Cenk giriyor, Kerim, Mustafa Pektemek giriyor, düzende en ufak bir aksama görülmüyor, bunu neye bağlıyorsunuz...
Elbette Şenol Güneş adaletine... Futbolcu biliyor ki şans bulacak, hak ediyorsa hoca o formayı kendisine verecek. Sosa yok, Gökhan yok, Beşiktaş bu iki büyük kozunu aradı mı, aramadı... Veli, Tolgay aylardır yok, Beşiktaş aksadı mı, aksamadı... Kerim girdi, Cenk girdi, ne değişti? Dişliler gene tıkır tıkır işledi. Allah nazardan korusun, Beşiktaş gibi bir takım var da, futbolda gözlerimizin pası siliniyor.

Biri Pereira’yı uyarsın!

Vitor Pereira’nın şunu çok iyi bilmesi lazım; Fenerbahçe seyircisi her şeyi kabul eder, iki şeyi kabul etmez: Gol atmakta zorlanan takımı, derbi kazanamayan hocayı... Pereira’da ikisi de var.

Fenerbahçe ile Galatasaray arasında bir derbi daha “klasik” şekilde geçti. Cim-Bom yenemedi, ev sahibi yenilmedi ve serüven 17 yıla çıktı. İlk yarıda sarı-lacivertliler direksiyondaydı, son yarım saatte Aslan kendini kabul ettirdi. Ve tabii ki yine “Başdanışman Piero”nun racon kestiği bir gol vardı.

Duayenimiz Şansal Büyüka’ya kestirmeden soralım. 90 dakika bu sonuçla bittiğinde, “Maçın hakkı beraberlikti” diyebildiniz mi?
Hayır, “maçın hakkı beraberlikti” demem. Çünkü Galatasaray’ın hiçbir şey yapmadığı dakikalarda, yani ilk 60 dakikada Fenerbahçe maçı farka götürecek, 2-0’ı, 3-0’ı bulacak pozisyonlar yakaladı. Ama fizik gücü o kadar yetersiz ki, kale önüne geldiğinde son pasları, son vuruşları yapacak hali mecali kalmadı. Son 30 dakika Galatasaray’ın baskısı altında geçti ama baktığınızda gol pozisyonu yok...

2. yarı kâbusu

Fenerbahçe’nin en tartışılanı Pereira... Sarı-lacivertlilerin birçoğu, kaybetmedikleri bir maçın sonrasında bile Portekizli hocaya “İşi bilmiyor” diyorsa, bu sezon nasıl biter?
Pereira’nın şunu çok iyi bilmesi lazım... Fenerbahçe seyircisi iki şeyi asla kabul etmez; Birincisi, gol sıkıntısı çeken bir takımı, ikincisi, derbi kazanamayan hocayı... Pereira’da şimdilik ikisi de var. Ne rahat gol atan bir takım, ne de derbi kazanan bir takım... Fenerbahçe için maçların ikinci yarısı tam bir kâbus... İlk 45 dakikalardan bir puan cetveli yapsanız Fenerbahçe 24 puanla lider... İkinci 45 dakikalardan bir puan cetveli yapsanız, 6 puanla 15. sırada... İkinci devrelerde sadece 3 gol atmış, 7 gol yemiş, eksi 4 averajı var. Bu kolay rastlanır bir durum değil. Ulema olmaya gerek yok, bunun tek anlamı var, takımın nefesi, gücü yetmiyor, bir anlamda pili bitiyor. Fenerbahçe geçen yıl beğenilmeyen hocası ile ilk dokuz haftada 13 gol, bir önceki sene Ersun Yanal döneminde 21 gol atmıştı. Bu sene aynı 9 haftada 14 gol... İki farkla kazandığı tek maç yok...

Fenerbahçe’nin attığı gol, verilmediği iddia edilen kartlar, penaltılar ve fauller... Tüm bunların ışığı altında Fırat Aydınus’un performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Fenerbahçe’nin golü ofsayt... Ba’nın Burak’a yaptığı harekette, en azından sarı olması gereken kartı ya görmedi, ya veremedi. Souza’nın ilk yarı sonunda sarı görmesi gerekiyor, vermedi; ikinci yarıda verdiği sarının kartla ilgisi yok. Bilal’in daha oyunun başında yaptığı faule, maç yeni başladı diye kart çıkaramadı. Elbette ofsayt gol, sonucu direkt etkiledi.

‘Yalan’da haklı!

Aslında maçla bağlantılı olmayan ancak derbiden de kopmayan, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın söylemlerine kulak kabartalım: “Florya’da ayakları titriyor”, “Akredite etmem”, “Dost değiliz.” Bu tür açıklamaların kime yararı olur?
Bu tür söylemler Fenerbahçeli fanatiklerin hoşuna gidiyor. Ben doğru bulmuyorum. Hele herkese ayar çekmeye çalışması çok yanlış... Başkan’a çok hak verdiğim bir yer var, o da yalan habere gösterdiği tepki... Yalanın da bir ölçüsü olur. Bu kadar da üfürme olur mu? Ancak bir gazeteci doğru haber yapıyor da, bu haber işinize gelmediği için ambargo koyuyorsanız bu da yanlış...

Korkma, oyna

Galatasaray’ın Kadıköy’de kaybettiği çok maç gördüm ama gol için bu kadar yetersiz, bu kadar çaresiz kaldığını görmedim. Gol pozisyonun sıfır, Umut ile Podolski’nin ceza alanı içinde topla buluşma sayısı sıfır.

Galatasaray için, Kadıköy’de yine kazanamamanın “sıkıntısı” ile Şükrü Saracoğlu’ndan bir puanla dönmenin “neşesi” bir arada yaşandı. Her ne kadar “mutlu değiliz” deseler de, Fenerbahçe karşısında yenilgiden kurtulup, skoru beraberliğe taşımak iyiydi.

Çok kötü oynanan bir ilk yarı ve değişikliklerle sonuca gidilen bir ikinci devre... Galatasaray nerede yanlış yaptı, ne yaptı da düzeldi?
Galatasaray’ın Kadıköy’de kaybettiği çok maç gördüm... O maçlarda bile hücum anlamında bu kadar etkisiz, bu kadar çaresiz kalmamıştı. Maç boyu girdiğin gol pozisyonu sıfır, Umut’un ceza alanı içinde buluştuğu top sayısı sıfır, Podolski’nin sıfır, maç boyu attığın “geri pas kıvamında” üç cılız şutun var. Galatasaray kalitesi bu değil... Korktu Galatasaray... Oysa Fenerbahçe’nin pilinin bittiği son yarım saatte golü düşünse, pozisyon bulmaya çalışsa, belki de tarihi değiştirme şansını yakalardı. Düşünün, kaleci Volkan yere yatmadan maçı bitirdi.

Carole sakat olmasa golü atan Olcan Adın girebilir miydi?
Hamza Hoca, Olcan’a Benfica maçında sonradan şans vermişti. Carole sakatlanmasa da belki de ikinci yarıda gene şans verecekti... Ancak Olcan’ın sakatlanan oyuncunun yerine girip gol atması “eğri gemi, doğru sefer “ tanımlamasına benzedi.
Galatasaray artık kazanamasa bile yenilmiyor da... Bu alışkanlığı edindi herhalde!
Bu da önemli... Zaten baktığınızda özellikle son Gençlerbirliği ve Benfica maçlarında Galatasaray kalitesini ortaya koydu. Unutulmasın, geçen sezonun son altı maçında gol bile yemedi Galatasaray... Chedjou’nun dönüşü ile savunma düzeldi de, gene de Muslera bir başka...

Ayrıcalığın mı var?

Galatasaray’ın UEFA’dan ceza alıp almayacağı sürekli tartışılıyor. Yapılan, “Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” mi yoksa...
Kardeşim kimse inanmak istemiyor. UEFA diyor ki, “Ey Galatasaray, benim kulüplere tanıdığım borç limitim 30 milyon euro, senin borcun 90 milyon euro... Sana verdiğim süre içinde bu borcu kapatmazsan, en azından indirmezsen yaptırım uygularım... O yaptırımlardan biri de Avrupa kupalarından men... Kimsenin gözünün yaşına bakmayan, Barcelona’ya transfer yasağı getiren UEFA, Galatasaray’a niye ceza vermesin? UEFA’nın gözünde Galatasaray’ın ayrıcalığı mı var?

Şota otoritesi

Trabzonspor 4 hafta sonra kazandı. Şota Arveladze yine farklı bir kadro çıkardı. Bu kadar çok rotasyon hâlâ arayışta olduğunu mu gösteriyor sizce?
Trabzonspor halen arayışta... Son kadro elbette riskli bir kadroydu ama kazandı. Kazanan her zaman haklıdır. Üstelik dört yenilginin ardından gelen bu galibiyet, üç puandan çok daha fazla öneme ve değere sahip...

Onur ve Mehmet Ekici yine kadroda yoktu. Hoca bu iki oyuncuyu sildi mi sizce?
Hocanın Mehmet Ekici ve Onur’u sileceğini düşünmem. Ayrıca silmesi doğru da olmaz... Ancak Hoca, anladığım kadarıyla takımı futbolcuya dayalı düzenden kurtarıp, haklı olarak otoritesinin altına sokmaya çalışıyor. Bu kararlılığını sürdürmeli...

Mercek altında

- Antalya savunması gibi dağınık bir savunmayı ilk dokuz haftada görmedim. Zaten averajlarından belli oluyor. Bu savunma ile bu kadar puan, vallahi bravo Yusuf Hoca...
- Açıklamaları, oynattığı futbol, sonuç ne olursa olsun yüzünden eksik olmayan gülümsemesi ve Akhisarspor’da yaptığı çıkışla Cihat Aslan, ilk dokuz haftada ligin öne çıkan hocalarından biri oldu.
- Bizim oyunculara bir haller oldu. Oyundan çıkan su şişesini fırlatıyor, kulübeye tekme atıyor, elli türlü tavır yapıyor. Beyler önce ne oynadığınıza bir bakın da, sonra tavır yapın. Çabuk mu havaya giriyoruz, ne yapıyoruz...
- Rizespor dedik, durdu... Osmanlıspor dedik, frene bastı... Konyaspor son haftada dağıldı. Ayağını yerden kestin mi, nefesini kesiyorlar bu kesin...
- Stancu, El Kebir, İrfan Can Kahveci, Djalma... Ligin en iyi golcülerini oynatıyor Gençlerbirliği... Ama ortada yoklar...Bir hafta atıyorlar, üç hafta yatıyorlar. Yeteneklerinize ihanet etmeyin, biraz üretin beyler...
- Bizdeki futbolcu saç modellerini şaşkınlıkla izliyorum. Sanki kuaförden çıkıp maça geliyorlar. Çeşit çeşit saç modeli... İyi hoş da bu özeni biraz da futbolu çeşitlendirmeye gösterseniz fena mı olur?

Haftanın takımı: Kayserispor, Akhisar Belediyespor
Haftanın futbolcusu: Ante Kulusiç (Gençlerbirliği), Edin Visca (Medipol Başakşehir), Okay Yokuşlu (Trabzonspor)
Haftanın teknik direktörü: Şenol Güneş (Beşiktaş), Tolunay Kafkas (Kayserispor), Cihat Arslan (Akhisar Belediyespor)
Haftanın hakemi: Ali Palabıyık (Medicana Sivasspor-Trabzonspor)

Marius Sumudica: "Muhammed için üzgün değilim"

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber