13.01.2007 - 00:00 | Son Güncellenme:
Şimdilerde mücadelesini vekil sözcüğünün önüne eklediği "bağımsız" sıfatıyla sürdürüyor.Yine sözünü esirgemiyor, doğruluğuna inandığı fikirlerini dile getirmekten çekinmiyor.Kuruluş aşamasından itibaren AKP içinde yer almış, partinin ideolojilerini ve stratejilerini iyi bilen bir siyasetçi.Sporla tanışıklığı gençlik yıllarına dayanan Koçak, iki yıldır da Afyonspor kulübü başkanlığı yapıyor.Geçen yılki Futbol Federasyonu seçimlerinde partisinin işaret ettiği adaya değil, Haluk Ulusoy'a oy vermiş bir genel kurul delegesi.Yani siyasetin ilgisini yakından bilen bir futbol adamı.Bu yüzden tespitleri kayda değer.Sözü fazla uzatmayalım ve AKP içinde kendisi gibi düşünen onlarca milletvekilinin varlığına işaret eden Koçak'a bırakalım; Mahmut Koçak sert muhalefeti ve aykırı çıkışlarıyla sivrilip Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın hışımına uğrayan eski bir Ak Parti milletvekili. "Demokratik hukuk devletinin kurumlarıyla işlemesinden yanayım. Başbakanımızda padişahta olmayan yetkiler var. Padişah bile vekillerin üçte birini atardı. Biz de tümünü Başbakan belirliyor. Tıpkı federasyon seçimlerinde olduğu gibi. Sonra özerklikten söz ediyoruz. Genel kurula ve sandıktan çıkan sonuçlara saygı göstermek gerek. Kulüplerin yüzde doksanı maddi olarak çökmüş durumda. Eğer onlar cami avlusunda dilenerek spor yaptırır hale düştüyse, şike, ahlaksızlık ve şantajın konuşulması çok normal.Açık söylüyorum baskılar Haluk Ulusoy'u kahraman yapar. Bu memlekette Recep Tayyip Erdoğan'ın üzerine gittiler başbakan yaptılar. Hiç gelemeyeceği bir noktada başbakan yaptılar. Basını, yargısı, muhalefeti üzerine gitti. Millet aldı bağrına bastı. Siyaset itibar kazanmak istiyorsa her yere burnunu sokmamalı. Türkiye'nin Avrupa Birliği, Kıbrıs, Irak, ABD ilişkileri gibi sorunları varken politikacıların futbola bu kadar bulaşması düşündürücü. Bugün yaşanan kaosta iktidara bağlı belediyelerin rolü büyük. Kendilerinden olmayana yaşam hakkı tanımıyorlar. Spora eşit katkı sağlamadıkları gibi siyasete alet ediyorlar. Tesis, sponsorluk, altyapı gibi sorunlara çözüm üretmek yerine "O gitsin bizimki gelsin" işleriyle uğraşıyorlar. Baskı kahraman yapar İmzalar toplandı ama başkan adayı yok. Bakın UEFA seçimlerine, adamlar aylar önce ortaya çıktı, projelerini anlatıyor. Yarın imza vermeyenler toplanıp "biz de seçim istemiyoruz" derse ne olacak? Böyle bir ortamda istikrardan söz edilebilir mi? Liglerimiz, Milli Takımımız bu gelişmelerin nasıl dışında kalabilir? Bunun hesabını vermek yarın siyasetçiye düşer.Sporu kamplaşmaya taşıyoruz, kardeşliğini öldürüyoruz. Korkuyorum, Karadeniz'deki kulüplerden aldığımız telefonlardan işin bir infiale doğru gittiğini anlıyorum. Bu ateş Türkiye'nin tamamını sarar ve kimse kârlı çıkmaz. Ülkeyi Türk-Kürt, Alevi-Sünni kamplaşması içine sokanların ve huzursuzluk isteyenlerin ekmeğine yağ sürmeyelim.Sayın Başbakan ne güzel söylüyor. "Anayasa bana bu hakkı vermiş 5 yıl bitiminde, yani zamanında seçim yapacağım" diyor. Federasyona da yasa 4 yıl olarak vermiş bu hakkı. Yine başbakanın dediği gibi sandığın iradesini kabul edeceksiniz. Hırsa kapılarak yapılacak olağanüstü genel kurul futbolu uçuruma götürür. Yaralarını 10 yılda saramayız.AKP hükümeti sadece futbola değil, pek çok sosyal kuruluş ve derneğin seçimlerine de müdahale etmeye çalışıyor. Partide iken dile getirdim. Bu işlere vereceğiniz mesaiyi kazanan yönetimlerle diyaloğa harcasaydınız en iyi hizmeti yapmış olurdunuz. Sayın bakanın tarafsızlığı lafta. Çünkü söylemleri ortada. Bölünmeye yol açar Gelişmeleri FIFA'nın takip ettiğini düşünüyorum. Aynı sıkıntıyı Adalet Bakanlığı'nda yaşıyoruz. Hakim ve Savcılar Üst Kurulu'nda bakan ve müsteşarın yer alması yargının tarafsızlığını tartışılır hale getiriyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde aleyhimize bir karar çıktığında hemen altına bu notu düşüyorlar. Türkiye'de özerk futbolun üzerinde Bakanın, genel müdürün, büyük belediyelerin gölgesi var. Dünya o kadar küçüldü ki attığınız her adım izleniyor. FIFA'nın özerklik anlayışına uymak zorundasınız. İşinize geldiğinde Afrika ülkesi gibi davranamazsınız. Federasyon kucağında 6 maç ceza buldu. Bu, başta Hasan Doğan olmak üzere o yönetimin aldırdığı bir cezadır ve Türkiye'nin itibarını zedelemiştir. Sayelerinde Türkiye misafir takımların tekme tokat dövüldüğü bir ülke gibi gösterildi. Şimdi deniyor ki Şenes bey indirdi cezayı. Şenes bey o zaman da vardı. İşbirliği yapsaydınız da 3 maç ceza alsaydınız. Demek ki mevcut yönetim Erzik ile birlikte hukuk mücadelesi vermiş ve başarmış." Yargıda da sıkıntı var Koçak'ın düşünceleri bazılarının hoşuna gitmeyebilir, kimilerini de memnun edebilir.Taraflı olduğunu ileri sürenlere anımsatalım.Ondan rahatsız olanlar, eleştirilerini dinlemek yerine susturmayı tercih etti.Bunları paylaşmamın nedeni siyasetin spora müdahalesinden iktidar partisinden de olsa rahatsızlık duyan aklı selim vekillerin bulunduğunun bilinmesi.Darısı muhalefetin başına diyeceğim ama...İktidara gelirlerse "bildik söylemlerini" unutup aynı ihtirasa kapılacaklarından endişeliyim! Darısı muhalefete Hasan Doğan'ın Melih Gökçek'ten bu kadar çekineceği aklımın ucundan geçmezdi.Ta ki o iki satırlık açıklamayı okuyuncaya dek.Biliyorsunuz geçen yıl Haluk Ulusoy'un seçimi kazanmasında en önemli rolü oynayan Gökçek'in taraf değiştirip yeni oluşuma öncülük etmesinin tek şartı vardı;"Hasan Doğan bu oluşumun hiç bir yerinde olmayacak."Başbakan bile bu isteğe rıza gösterdi.Önemli olan Ulusoy'un devrilmesi, 19 Ocak'ın rövanşının ne koşulda olursa olsun alınmasıydı.Gökçek'in bir ay önce başlattığı operasyon Doğan için kışkırtıcı, tahrik edici, bulunmaz bir fırsattı.Tekstilci işadamı bayram tatili boyunca yine Başbakan'ın yanındaydı.Ve konu yine olağanüstü genel kurul, yine delegelerin ikna edilmesiydi.Gökçek'in şartından sonra perde gerisinde kalmaya çalışan Hasan Doğan'ın deşifre olması uzun sürmedi. Gerçekten yok musunuz? Sonrasında apar topar inandırıcılıktan uzak bir açıklama geldi;"Geçen yıl yapılan genel kuruldan sonra federasyonla ilgili oluşumların içinde ismimin bulunduğu yolunda çıkan haberlere itibar edilmemesini rica ederim."Oysa siyaseten bu kadar güçlü birinin "Evet kardeşim ben de varım. Ulusoy'u devirmek için her şeyi yapıyorum, yapmaya devam edeceğim kime ne?" deme cesareti göstermesini beklerdim.Şimdi "Onun kulis yaptığını dahi öğrenirsem yokum" diyen Gökçek'in tavrını merak ediyorum.Deneyimli siyasetçi "şah" mı diyecek, yoksa sabırla Doğan'ın bir sonraki hamlesini mi bekleyecek?Göreceğiz... Merak ediyorum Zaman acıların dinmesi için en iyi çare derler.Gizlenen gerçeklerin ortaya çıkması için de öyle.2004 yılında Türk futbolunda yaşanan ilk bahis ve şike skandalını anımsarsınız.Ortalık toz duman olmuş, dönemin federasyonu ise olayı şike kapsamından çıkarıp "bahis organizasyonuna" sokmuştu. Tencere dibin kara Skandalın ortaya çıktığı saatlerde "Kayserispor'un olayla ilgisi bulunmadığı anlaşılmıştır" açıklaması senaryonun sonucu ile ilgili ipuçları vermeye yetmişti.Adı geçen kulüpten sadece kaleci Metin Aktaş 12 ay ceza yemiş, sonra 5 aya inmişti.Aktaş'ın Cumhuriyet gazetesine dün verdiği röportajı okuyunca irkildim.Ve şu cümlelere takıldım;"Özellikle Kayserispor'u ligde tutmak için bazı şeyler yapıldı. Ben kurban seçildim. Maç bağlandı diyeceksiniz sonra tek kişiyi kurban seçeceksiniz."İşte size bugün hiç çekinmeden futbolda yeni oluşumu yönlendirmeye çalışan zihniyetin, temiz futbol diye kamuoyunu kandırmaya çalışan anlayışın, işbaşında iken yaptığı icraatlardan bir örnek.İki haftadır atasözlerinden tutturduk ama azıcık değiştirerek bitirelim;"Tencere dibin kara onun ki senden kara". cersen@milliyet.com.tr İpuçları verdi