06.10.2025 - 11:31 | Son Güncellenme:
Süper Lig'de özellikle bu sezon kulüplerin transfer için yaptığı harcamalar büyük dikkat çekerken Mustafa Batmaz, kulüplerin ekonomik durumları hakkında analiz yayınladı.
'EKONOMİK SORUNLAR, KRİZ BOYUTUNA ULAŞMIŞTIR'
Mustafa Batmaz kulüplerin ekonomik son durumları hakkında şunları söyledi: Türkiye’de futbol kulüplerinin yaşadığı ekonomik sorunlar, yapısal bir mali kriz boyutuna ulaşmıştır. Kulüplerin büyük kısmı gelirlerinden çok daha yüksek borç yükü taşımakta ve döviz cinsinden yükümlülükleri nedeniyle kur şoklarına açık kalmaktadır. Türkiye’nin üç büyük kulübü hali hazırda taşınmazları üzerinde tasarruf ederek gelir elde etme yollarına başvurmuşlardır. Son 1 senede önce Galatasaray, Florya’daki tesislerinden çıkarak orada bir konut projesi planlamış, ardından Beşiktaş, Emlak Konut’la bir işbirliği yaparak kendi taşınmazları için proje geliştirmeye başlamış ve son olarak da Fenerbahçe, Ataşehir’deki arazisi için benzer bir yol izleme kararı almıştır. Ayrıca bu halka açık şirket statüsünde bulunan kulüpler sermaye arttırımı yaparak faaliyetlerini sürdürmek için yeni kaynak yaratma çabasına girmişlerdir. Bu kulüpler Türkiye’de en çok taraftarı olan ve en başarılı üç kulüp olmasına rağmen ne taraftarlarından elde ettikleri bilet ve ürün gelirleri ne de futboldaki başarılarından gelen lig veya sponsorluk gelirleri onlar için yeterli olmamaktadır. Türkiye Futbol Federasyonu’nun gerekli sorumluluklarını yerine getirmede yüzeysel yollar izlemesi hem süper ligin değerinin düşmesine hem spor kulüplerinin geldiği bu noktaya ulaşmamızdaki sebeplerden biri olduğu şüphesizdir. Federasyonun (TFF) harcama limitleri getirmiş olması önemli bir adımdır; ancak bu tek başına yeterli değildir. Kalıcı çözüm için hukuki ve finansal araçların daha kapsamlı bir şekilde uygulanması gerekmektedir. Aksi takdirde çok da uzak olmayan bir gelecekte Türkiye’de futbol ekonomisinin zorunlu bir küçülmeye gitmesi kaçınılmazdır.

Türkiye’deki son 5 senede ortaya çıkan tartışmalardan biri de kulüp başkanları ve yöneticilerin yaptıkları harcamalardan sorumlu tutulup tutulmaması gerektiği üzerinedir. Türkiye’de kulüplerin büyük bölümü dernek statüsünde faaliyet göstermekte, bazıları ise anonim şirketleşme sürecine girmiştir. Mevzuat, kulüp başkanlarını ve yöneticilerini sınırsız mali sorumlulukla bağlamayı mümkün kılmamaktadır. Bu nedenle çözüm, yöneticilerin şahsi sorumluluğunu artırmak değil; kurumsal yönetim standartlarını zorunlu hale getirmek olmalıdır. Yönetimlerin kendi iş dallarında başarılı iş insanlarından oluşması aslında kulüp yönetimini pozitif etkilemelidir. Ancak her şey kâğıt üzerinde durduğu kadar güzel değildir. Bu insanlar inşaat, enerji, lojistik vb. alanlarda çok başarılı olsalar da spor sektörü bambaşka bir alandır.
2029 YILINDA 617 MİLYAR DOLAR SEVİYESİNE GELECEK
Sports Market Reports’un 2025 yılı raporuna göre dünyada spor sektörünün büyüklüğü 495 milyar dolardır ve 2029 yılına kadar bu büyüklüğün 617 milyar dolar seviyelerine gelmesi beklenmektedir. Türkiye’deki kulüpler spor kulübü olmasına karşın daha çok ilgilenilen alan futbol olduğu için bir de oraya göz atalım. Deloitte’un 2025 yılı “Annual Report of Football Finance” raporunda sadece futbol sektörünün 2025 senesi büyüklüğü 43 milyar dolar olarak belirlenmiştir. 2019-2025 yılları aralığında düzenli olarak futboldaki pazar büyüklüğünün arttığı gözlerden kaçmamaktadır. Özellikle futbol dünyada o kadar büyük bir etkiye sahiptir ki Covid-19 döneminde bile çoğu spor dalına ara verilmişken futbolda ligler çoğunlukla devam etmiştir ve bu dönemde dahi Deloitte’un verilerine göre ekonomik büyüklüğünün arttığı gözlenmektedir.
TÜRKİYE'DE KULÜPLERİN BORÇ YÜKÜ ARTIYOR
Dünyada futbol ekonomisi katlanarak büyürken Türkiye’de kulüplerin girdiği borç yükü artmaktadır. Transfermarkt verilerine göre sadece üç büyüklerin son 10 yıldaki transfer bilançosunun toplamı eksi 410 milyon eurodur. Bu kulüplerin sponsorluk ve Avrupa kupalarında elde ettikleri gelirler harici bütün gelirleri TL cinsindendir. Bu demek oluyor ki yayın gelirleri, alınan biletler, kulüp ürünleri veya bağış kampanyalarından elde edilen gelirlerin hepsi Türk Lirası üzerinden elde edilmiş gelirlerdir. Yapılan oyuncu ve teknik direktör sözleşmeleri ise yabancı para cinsinden meydana gelmektedir.

YAYIN HAKLARI GELİRLERİ
Futbol kulüpleri için en önemli gelir kalemlerinden biri yayın gelirleridir. Yayın hakları ihalesinin değeri hem ligin değeri hem de kulüplerin transfer bütçeleri için fazlasıyla kritiktir. TRT Spor’un verilerine göre Süper Lig’in 2017/2018 yılındaki yayın hakları için elde edilen gelir 500 milyon dolardır, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre ise 2 ocak 2018 tarihindeki dolar 3.7’den işlem görmektedir. Yayın hakları ihalesi dolar bazında yapılsa bile kulüplere ödeme TL cinsinden yapılmaktadır. Yayın hakları değeri en düşük seviyeyi 2023/2024 senesinde 80 milyon dolarla görmüş ve yeni yapılan 3 senelik anlaşma ile her yıl 182 milyon dolar olmak üzere beIN Medya Group ile 2024/2025, 2025/2026 ve 2026/2027 seneleri için anlaşmaya varılmıştır. 29 Eylül 2025 tarihi itibariyle 1 dolar 41 Türk lirasına karşılık gelmektedir. Hem yayın hakları değeri düşmüş hem Türk Lirası dolar karşısında akıl almaz bir değer kaybı yaşamıştır, ilerleyen yıllarda da Türk Lirasının değer kaybetmesi çok da şaşırtıcı olmayacaktır.
YAZ TRANSFER DÖNEMİNDE 360 MİLYON EURO HARCANDI
Altını çizerek tekrar söylüyorum, kulüplerin elde edebileceği en önemli gelir kalemlerinden biri olan transfer gelirlerinde son 10 yılda 410 milyon euroluk bir zarar mevcuttur bunun yanı sıra yayın gelirlerinde de akıl almaz bir erozyon görülmektedir. BBC News verilerine göre Türkiye’de 2025 yılı yaz transfer döneminde harcanan para 360 milyon eurodur, bu bir önceki senenin yaklaşık 180 milyon euro fazlası demektir. Peki bu açıklanan ekonomik tabloda hala nasıl oluyor da özellikle üç büyük kulüp bu ölçekte transfer yapabiliyor? İşte bu noktada yarını düşünmeden hareket eden, kurumsallaşmadan uzak kulüp yönetimlerinin taraftar gazıyla ortaya çıkan “bizim onlardan ne eksiğimiz var?” hareketi ortaya çıkıyor. Toplumda oluşan “bize bir şey olmaz”, “bu koca çınarlar batmaz” veya “batırmazlar” tarzı düşünceler günün sonunda bu kulüplerin taşınmazlarını satmadan transfer yapamıcak hale getiriyor. Tarih tekerrürden mi ibarettir bilmiyorum ama bildiğim bir şey var matematik yalan söylemez. Galatasaray’ın dünya starlarını getirdiği Drogba’lı Sneijder’li kadrosunun arkasından gelen kötü ve asla Galatasaray seviyesinde olmayan kadrolar, Beşiktaş’ın Portekiz Çetesi döneminden sonra gelen “Feda” dönemi, Fenerbahçe’nin Van Persie ve Nani’li kadrosundan sonra ortaya çıkan benzer tablolar bize bir şeyleri göstermeli. Yapılan yüksek kontrat ve yüksek profilli oyuncu trasnferlerinden sonra hep bir ekonomik buhran dönemi yaşanmış.

LIVERPOOL ÖRNEĞİ
Bir başka değinmek istediğim husus belki bugün için değil ama gelecekte fazlasıyla önem arz edecek bir konu, kulüplerin sahipli yapıya bürünmesi. Bu üç büyük kulüp asla satılmaz diye kimse düşünmemeli bugün dünyanın en büyük kulüpleri Liverpool, Manchester United, Chelsea hepsinin bir sahibi var. Bu borçlarla üç büyükler alınır mı orasını bilemem ama birinin alındığı senaryoda diğer ikisinin satılmama ihtimali çok düşük. Bu mali tablolarla gidilen nokta o yönde. Hatta benim bu konuda çok daha radikal düşüncelerim var. Nasıl ki Yunanistan’da basketbol ve futbol kulüp başkanları başka, Türkiye’de spor kulüplerinin şubeleri ayrı ayrı satılarak daha büyük finansmanlar yaratılabilir. Daha detaylı açıklamak gerekirse örneğin Galatasaray’ın basketbol takımının sahibi ve futbol takımının sahibi başka insanlar olabilir ama bu takımlar yine Galatasaray olarak yola devam ederler. Bugün daha çok yeni bir yapılanma olan Göztepe’nin geldiği nokta gözler önünde. Göztepe kimliğinden bir şey kaybetti mi? Hayır. Yine Şanlı Göztepe mi? Evet. Bir de bunların üzerine profesyonellerle çalışan, kurumsal bir yapıya sahip, sadece Romulo’yu 20 milyon dolara satan hem karlı hem sportif başarıyı hedefleyen bir yapı içerisindeler. Temennim odur ki bu sene Avrupa kupalarına katılım hakkı sağlayarak Türkiye’deki bütün kulüplere ders verirler.
BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ NEDİR?
Şu an için kulüplerin satılmasına ilişkin uygun bir ortam olmadığı için dikkat edilmesi gereken en önemli husus kurumsallaşma olmalıdır. Yukarıda bahsettiğim büyüklükteki bir sektörde kulüp başkanlığı yapan ve iş hayatında da fazlasıyla başarılı olan bu insanların spor kulüplerinin başına geçince ekonomik olarak başarısız olmalarının sebebi nedir? Hemen cevap veriyim, amatör ruh. Bu başarılı insanlar kulüplerinin aynı zamanda taraftarıdır. Bir noktada onlar da tribünlerden gelmiştir ve amatör ruhla takımlarının sadece kazanmalarını istemişlerdir. Fakat bu insanlar ne kadar iyi taraftar olurlarsa olsunlar spor sektöründen veya daha spesifik olarak futbol sektöründen anlamamaktadırlar. Bir noktadan sonra taraftarı mutlu etmek, kendi isimlerini yüceltmek veya kendilerince başarıya giden yolun bu olduğunu düşünerek yapılan harcamalar sonra ki yıllarda o kulüplerin geleceklerine mal olmuştur. Bu sadece üç büyükler için geçerli değildir. Eskişehirspor, Bursaspor, Adana Demirspor ve niceleri bu yolda ekonomik sıkıntılar çekip alt liglere düşmüşlerdir. Örnek vermek gerekirsek, inşaat sektöründe başarılı olan bir kulüp başkanı kendi inşaat şirketinin genel müdürünü enerji sektöründen veya spor sektöründen seçer mi? Sizi duyar gibiyim bence de seçmez ve seçmemeli de. Bir kulübün yönetimine gelmek, kişinin kendi ismini parlatacağı bir basamak olmaktan çıkmalıdır. Kulüp başkanları ve yönetimlerin kulüplerin kurumsallaşmasının önünü açarak bu işi profesyonellere devretmesi gerekmektedir. Dünyanın hiçbir yerinde özel uçakta yönetimler veya kulüp başkanlarıyla poz verme furyası yokken sırf bu açıkladığım sebeplerden kaynaklı Türkiye’de bu iş yönetimlerin önceliği haline gelmiştir. Bu yönetimler iş yapandan ziyade iş veren konumunda olmalıdır. Ancak bu sadece teknik direktör, scouting departmanı veya sportif direktör olarak anlaşılmamalıdır. Kulübün işleyişi için gerekli olan her bir görev için profesyonel çalışanların bulunduğu bir yapı çerçevesinde kulüpler yönetilmelidir. Yönetimlerin bu insanların işlerine karışmadan dönemlik raporlarla değerlendirme yapmaları sağlıklı olandır. Böylelikle taraftarlar ve kulüplerin genel kurulları, kulüp yönetimlerinin faaliyetlerini değerlendirirken onların aldığı oyuncular, getirdiği teknik direktörlerden ziyade görev verilen profesyonellerin tamamı üzerinden bir performans değerlendirmesi yaparak karar vermelidir.
TRANSFERLER KAP'A DETAYLI AÇIKLANMALI
Bu kapsamda, Türkiye Futbol Federasyon’u da kulüplerin ekonomik sağlığının korunması için daha ciddi önlemler almalıdır. Federasyon’nun belirlediği harcama limiti sisteminin kulüpler tarafından devamlı olarak esnetildiği veya etrafından dönüldüğü gözlenmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de bu spor kulüplerine sağladığı imkanlar şahsımca bir daha düşünülmelidir. Devamlı olarak bir vergi affı, borçlarında kolaylık sağlama, tüm borçlarını Türk lirasına çevirip Bankalar Birliğine borçlanma gibi bu kulüplere yardım çabası fazlasıyla vardır. Ancak kanımca Türkiye’de özellikle üç büyüklerin bu vurdum duymaz hali, bir yaptırımla karşılamama durumu pek de yardımcı olmamaktadır. Belki de “bir musibet bin nasihatten iyidir” atasözünün hayata geçme zamanı gelmiş ve geçiyordur. Bu limitlerin gerçekçi olarak yeniden düzenlenerek daha sıkı kontrol edilmesi hem Türk sporunun akıbeti için hem kulüplerin sürdürülebilirliği için yararlı olacaktır. Bu, UEFA’nın Financial Fair Play (FFP) çerçevesiyle de uyumlu bir hukuki yaklaşım olacaktır. Bunun yanı sıra federasyon, kulüpler için bağımsız denetim raporlarını zorunlu kılabilir ve bu raporları kamuya açık hale getirebilir. Ayrıca, kulüplerin tüm harcama ve borçlanmalarının yıllık genel kurul onayı ile yapılmasını zorunlu hale getirerek, kulüp üyelerinin denetim gücü artırabilir. Bu, hukuken mümkün ve uygulanabilir bir yöntemdir. Ayrıca yapılan transferlerin Kamuoyu Aydınlatma Platformunda sözleşme detaylarının açıklanması zorunlu hale getirilebilir. Günümüzde Türkiye’de yapılan transferlerin sözleşme detayları ya açıklanmıyor ya da açıklanan rakamın ardından basında birden çok spekülasyon söz konusu oluyor. Bu sözleşme detaylarına sahip olan Federasyon kendi de bu paylaşımı yaparak en azından şeffaflık sağlamak adına topluma yarar sağlayabilir.
SİSTEM ADİL HALE GETİRİLMELİ
Ayrıca Türkiye Süper Ligi’nin Arabistan öncesi son durak izleniminden çıkması gerekmektedir. Ligde harcanan paralar, taraftar sayıları ve yapılan stadyum yatırımları göz önünde bulundurulduğunda Süper Lig’in mevcut değeriyle pek örtüşmediği görülmektedir. Federasyonun ligin değerini arttıracak planlamalar yaparak kulüplere ek gelir yaratması Türk futbolunun sürdürülebilirliği açısından önemli bir unsurdur. Ayrıca, Türkiye’de futbol ekonomisinin sağlıklı işleyebilmesi için gelir paylaşımı sisteminin daha adil hale getirilmesi gereklidir. Yayın gelirlerinin büyük bölümü birkaç büyük kulübe aktarılırken, Anadolu kulüpleri sürdürülebilir gelir yaratmakta zorlanmaktadır. Federasyon, küçük ve orta ölçekli kulüplerin daha fazla pay almasını sağlayarak ligde rekabet dengesini koruyabilir.
Sonuç olarak, Türkiye’de futbol kulüplerinin içinde bulunduğu ekonomik tablo, yalnızca kötü yönetim veya geçici gelir kayıplarıyla açıklanamayacak ölçüde yapısal bir krize dönüşmüştür. Artan borç yükü, döviz riski, yetersiz kurumsallaşma ve federasyonun yüzeysel düzenlemeleri kulüplerin sürdürülebilirliğini tehdit etmektedir. Dünyada futbol ekonomisi büyümeye devam ederken, Türkiye’deki kulüplerin borç batağına sürüklenmesi küresel eğilimin tam tersi bir duruma işaret etmektedir. Bu nedenle hem federasyonun hem de kulüp yönetimlerinin daha şeffaf, hesap verebilir ve profesyonel bir yapıyı benimsemeleri elzemdir. Gelir paylaşımının adil hale getirilmesi, bağımsız denetim mekanizmalarının zorunlu tutulması ve finansal disiplinin sıkılaştırılması, Türk futbolunun geleceğini güvence altına alabilecek tek yoldur. Aksi halde, bugünkü ertelemeci yaklaşımın kulüplerin kaçınılmaz bir küçülmeye sürüklenmesini hızlandıracağı açıktır.