Olimpiyatlarda futbolu takip etmek çok zor oldu bu kez...  Yüzmede/atletizmde yapılan olağanüstü dereceler, basketbolda gerçeğe en yakın rüyanın varlığı futbol yayınlarının şansını azalttı, oysa ki Ronaldinho/Riquelme/Makaay takviyeli 87-88’li çocuklar, zaman zaman A millilerden daha heyecan vericiydiler.
Öncelikle 3 Afrika ülkesi Fildişi Sahili, Kamerun ve Nijerya’nın çeyrek finale çıktığını, hatta Kamerun’un yoluna devam ettiğini not etmek gerek... Üstelik Fildişi Sahili’nin bütün takımı 85 ve üstü doğumlu,   da 24 yaş üstü tek oyuncusu bizim Bebbe (Nijerya’nın 10 numarası, kaptanı ve takımı çeyrek finale taşıyan Olimpiyatta neden yokuzgollerden birinin skoreri Promise ile beraber Süper Lig’i başarıyla temsil ettiler Çin’de) Bebbe’li Kamerun, Promise’li Nijerya ve Kalou’lu Fildişi’nin çok fazla bozulmadan 2010 Dünya Şampiyonası’nda var olabileceğini düşündüğünüzde, bu Dünya Kupası’nda Afrika’nın sadece ev sahipliği yaparak tarihe geçmekle yetinmeyeceği açık seçik ortada...
Tabii Afrikalıların karşısında olağanüstü Avrupalı ve Amerikalılar da var. Messi-Agüero’lu Arjantin, Anderson-Jo’lu Brezilya, Rossi-Giovinco’lu İtalya, Drenthe-De Guzman’lı Hollanda ! Aşağıdan öyle bir jenerasyon geliyor ki, sanki 1987-88 yıllarında dünyaya özel çocuklar armağan edilmiş ve bu seçilmiş adamların hepsi futbol oynamaya karar vermişler... Şu anda 87-88 doğumlulardan kurulacak bir rüya ekip, yeryüzünde oluşturulmuş herhangi başka bir kulübü/milli takımı dehşete düşürecek kuvvette: Kalede Joe Hart, savunmada Castro, Micah Richards, Garay, Marcelo, orta sahada Cesc Fabregas, John Obi Mikel, Agüero, Anderson ve ileride de Messi’yle Benzema... Kulübede Romero, Drenthe, Nasri, Arda, Ever Banega, Aaron Lennon, Ben Arfa, Guiseppe Rossi!

Özgürcan-Benzema hattı
Burada sayabildiğimiz 15-20 oyuncu ve unuttuğumuz onlarcası tabii ki yeryüzüne özel olarak gönderilmemişler, kerametleri henüz 20-21 yaşlarında Real Madrid’de, Manchester United’da, Chelsea’de ilk on birde oynamaları, hatta uzun zamandır takımda yer alıp bugünlerde ekiplerinin en değerli parçaları haline gelmiş olgun futbolcular olmaları... Bizim de aynı yıllarda doğmuş çok kıymetli oyuncularımız var (Oğuz Sabankay, Özgürcan, Uğur Uçar, Ferhat, Anıl, Aydın  Yılmaz,  Aydın Karabulut, Mehmet Sedef, Serdar  Özkan, Serdar Kurtuluş, İlhan Parlak, Murat Duruer, İbrahim Kaş, Murat Kalkan, Volkan Şen, Murat Ceylan, Tevfik...) ve maalesef onların ciddi bir bölümü takımlarında kendini ispat etme savaşını sürdürüyor ya da kaybetmiş durumda.
Bu durumda akla şöyle bir soru geliyor: “Şampiyonlar Ligi ve Premier Lig gibi organizasyonlarda zirveye oynayan ekipler 20-21 yaşlarındaki oyunculara sorumluluk verebiliyorken, neden bizim kulüplerimiz onları kadrolarına monte edemiyor, sahte kiralama formülleriyle gençleri oyalıyor? Hakan Balta’nın, Semih’in, İbrahim Üzülmez’in 20-21 yaşlarında üst düzey şampiyonalara çıkamamış olmaları, Anıl’ın, İlhan Parlak’ın, İbrahim Kaş’ın da o yaşlarda çıkmayacağı anlamına mı gelir?”
Cevap: Hayır!  Geçen yıl Avrupa’nın en prestijli futbol ödülüne, Altın Top’a aday gösterilmiş 10 oyuncunun 20 yaşında nerelerde olduğuna bakalım (G.Marcotti): 10 numaradaki Totti’nin milli olmasına henüz iki yıl var. 7’nci Zlatan Ibrahimovic, Ajax’ta daha ilk on bire oturmuş değil... 6’ncı van Nistelrooy Hollanda ikinci liginde, Den Bosch’ta... Beşinci Pirlo ve dördüncü Drogba da aynı şekilde ikinci ligdeler, Reggina ve Le Mans’ta... Birinci Kaka’ysa, henüz Sao Paulo’da... Listedeki istisnalarsa, zaten yukarıda saydığımız yeni nesil yıldızlardan, Fabregas, Messi, Robinho ve Cristiano Ronaldo...

Pişiyorlar!
Öyleyse futboldaki dönüşüm açık seçik ortada... 10 yıl önce, hatta 5 yıl önce durum başkaydı, şimdi bambaşka... Tarih ivmelendi, yani tarihin hızı hızlandı. Profesyonel liglerde oynama yaşı da düştü, ilk on bire girme ve Real Madrid’le, Manchester United’la Şampiyonlar Ligi’nde kafaya oynama yaşı da... Artık Ballon D’or’un 10 adayının 4’ünün 23 yaş altı olduğunu da göz ardı edemeyiz. Nasri, Obi Mikel, Richards, Drenthe o seviyelerde oynarken, siz Aydın Yılmaz’ı, İbrahim Kaş’ı artık 90’larda kalmış “pişme” bahaneleri ile harcamamalısınız...
İşte bu gençleri o şekilde harcadığınızda, “Bu olimpiyatta Belçika varken, Sırbistan varken biz neden yokuz?”  sorusunun da cevabı oluyorsunuz doğrudan... 

Olimpiyatta neden yokuzBelçika’ya dikkat!
Olimpiyat çeyrek finallerinde çok önemli bir sürpriz olmadı, tabii Belçika’nın 73 dakika 10 kişi oynayıp, 1-0 mağlup duruma düşüp, 2 penaltı golü yemesine rağmen İtalya’yı 3-2 ile saf dışı bırakmasını saymazsak...
3 senyör kontenjanlarından yalnızca ikisini kullanmışlar, onlar da 84 doğumlu De Roover ve Martens...  Kalede Genk’li Bailly, savunmada Hamburg’lu yıldız  Vincent Kompany, Ajax’lı Vermaelen ve Alkmaar’lı Pocognoli,  orta sahada Ajax’lı Verthongen, Genoa’lı Vanden Borre ve Türk futbolseverlerin Fenerbahçe eşleşmesinden hatırlayacakları Alkmaar’lı Martens... Forvette yine Alkmaar’lı  yıldız Musa Dembele  ile birlikte Sevilla’lı De Mul  ve  Lille ’in 9 numarası Mirallas ...
Her pazartesi 17’de program yapmaya başladığımız Lig Radyo’dan arkadaşlarımız Mehmet Ayan’la Fırat İşbecer uyarmıştı beni Belçika tehlikesi hakkında... Gerçekten de bu yarı finalist harika yeni jenerasyonun Dünya Kupası 2010 elemelerinde bizim grubumuzda olmasının bir şans olmadığı kesin.