Gamzeda'ya mektup; Türkiye'de gündem Fenerbahçe...

Sevgili Gamzeda,

Yeni yılın ilk günü sana buradan bu şekilde yazmak bana fazlasıyla garip geliyor; ama böyle olmasını sen istiyorsun. Nerede olduğunu bilmiyorum. 2006'da bombalar altında birbirimizi yitirdiğimiz Beyrut günlerinden sonra seni bulmak için oldukça çaba harcadım.

Kitap yazdım; okuduğunu biliyorum. Ama sessiz kalmaya devam ettin.

"Gamzeda, bizden hızla uzaklaşan ufuktaki Beyrut siluetine bakarken ruhunu kuşatan duyguların etkisiyle, gözyaşlarının sele dönüşmesine engel olamıyordu; benden uzak bir yerdeydi, aramıza çok ince, dışarıdan görünmesi olanaksız bir perde inmiş gibiydi, konuşamıyorduk, daha kötüsü benimle göz göze gelmiyordu, sadece engin maviliğe bakıyordu..."

Bu kadar zaman sonra küçük bir elektronik posta ile de olsa bana bir "merhaba" göndermiş olmanı coşkuyla, yeni yıl hediyesi gibi karşılıyorum.

Seni herkese "yalnızlığın fotoğrafını çeken kız" olarak tanıtmaya çalıştım; okuyanlar bilir. O fotoğrafı çekerken bir süre sonra beni yalnızlığa terk edeceğini hiç bilmiyordum.

Şimdi buradan sana Türkiye'de olan biteni anlatmamı istiyorsun. Başka hiçbir şey okumayacağını, sadece benim yazdıklarımla yetineceğini söylüyorsun. Bu oldukça zor bir görev; üstelik sana gönderdiğim postada bu köşenin spora ayrıldığını da anlatmaya çalıştım.

Ama "sana bir daha posta göndermemi, buradan herkesin okuyacağı, köşenin çizgisi dahilinde kalacak haberler içeren mektup yazmamı" rica ettin.

Peki, bunu elimden geldiğince yapmaya gayret edeceğim.

Seninle bir süre çok yoğun şeyler paylaştık. Ancak hiçbir zaman spordan söz etmemiştik, bu nedenle spor, özellikle futbolla olan ilgini hiç bilmiyorum. Hangi takımı tuttuğunu da; ancak bunun sanırım şimdilik çok önemi yok.

Türkiye'de gündem bir süredir sadece Fenerbahçe ağırlık merkezinde konuşuluyor, tartışılıyor ya da takip ediliyor.

Öyle olunca da neredeyse her yerde herkes Fenerbahçe'yi merak ediyor. Özellikle 3 Temmuz'dan sonra bu ağırlık merkezinin kütlesinden kaynaklanan kuvvetin şiddeti çok arttı. Daha doğrusu kütle her geçen gün çoğalınca ondan kaynaklanan kuvveti de büyüdü.

Şimdi, 3 Temmuz'da ne diyebilirsin?

3 Temmuz 2011 günü Fenerbahçe Spor Kulübü'nün Başkanı ve bir kaç yöneticisi o sezon bazı futbol maçlarında şike yaptığı gerekçesiyle gözaltına alındı. Aslında basit bir şike soruşturması olması gerekirken, hatta gözaltına bile alınması gerekmezken nasıl olduysa sanıklar bir sene tutuklu kaldı.

İşin ilginç tarafı tam da o tarihlerde isimlerini daha çok siyasi süreçlerde görmeye alışkın olduğumuz bir takım gazeteci, haberci, yorumcu, köşe yazarlarının direkt olarak "Taraf" olmalarıydı.

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı organize suç örgütü lideri olmakla suçlanıyor ve yargılanıyordu ancak tam da karşısında sanki en az kendisine itham edildiği kadar güçlü, organize, birlikte hareket eden bir yapı vardı.

Bu kişiler "taraflarını" bu kadar net bir şekilde ortaya koymasalar, dava sürecinde hem başkan hem de Fenerbahçe neredeyse yok edilmek istenircesine bir linçe tabi tutulmasalar belki ben de uzaktan takip etmeyi tercih edebilirdim.

Ancak öyle olmadı...

Çok zahmetli bir yıl geçti. Bununla ilgili çok daha detaylı bir çalışmayı sana önümüzdeki dönemde gönderebilirim. Detaylarını anlatırım...

İstersen...

Bu kişilerin son zamanlarda tek bildikleri şeyin Fenerbahçe üzerinden bir tartışma yürütmek olduğunu söylemem gerekiyor.

Sezon başında bir Alex polemiği çıktı. Aynı grup Fenerbahçe'nin bu iç meselesinde ilginç bir şekilde ortalığı karıştıracak işler yaptı.

Burada ilgini çekeceğini düşündüğüm bir şeyden çok kısa söz etmeliyim. 3 Temmuz sürecinde Fenerbahçe taraftarı 1980'den sonra ülkemizde görmeye alışmadığımız bir şekilde tek vücut hale gelip birlikte hareket etti, caddeleri doldurdu, köprüleri kapattı, İstanbul'da, Ankara'da açık hava toplantıları düzenledi, günlerce mahkemelerin önünde toplandı, geç saatlere kadar bekledi, polisle karşı karşıya geldi.

Tam bir sivil toplum örgütü haline geldi Fenerbahçe.

Ve Fenerbahçe'nin bu şekilde bir araya gelmesi taraflı tarafsız herkesin takdirlerini kazandı.

Bu aynı zamanda dava sürecini de etkiledi. Davanın savcısı bu konuda itiraflarda bulundu.

İşte nasıl olduysa Alex konusunda bu geniş sivil toplum örgütlenmesi kendi içinde çatırdadı. Sanırım bu fikir ayrılığı en çok da 3 Temmuz sürecinde Fenerbahçe'yi suçlu göstermek için elinden geleni yapan grubu sevindirdi.

Alex tartışması Aykut Kocaman ile birlikte yürütüldü. Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe için ne kadar önemli bir eşik noktası olduğunu daha sonra çok daha detaylı bir şekilde anlatırım.

Kuşkusuz her tartışmanın sonu Aziz Yıldırım'a, Fenerbahçe Başkanına bağlandı.

Ve senin bana yazmana vesile olan Fenerbahçe Baharı yazısında anlatılan sürecek kadar gelindi. Fenerbahçe Başkanının Arap Baharı sürecinde devrilmiş çeşitli Arap ülkelerin liderlerine benzetilmiş olması ve "gidişinin de kanlı mı yoksa kansız mı olacak" şekilde tartışmaya açılmasıydı ki burada yine ilgi çeken şey bu tartışmanın aynı argümanlarla birden fazla noktada eşzamanlı olarak başlatılmış olmasıydı.

Senin zekana her zaman kendiminkinden daha fazla güvendim, burada bir gariplik yok mu?

Bir benzetme birden fazla kişinin aklına nasıl olur da aynı anda gelir?

Bu ilk mektubumda Türkiye'deki gündemin ne olduğunu anlatmaya çalıştım. Gündem Fenerbahçe olunca ondan söz etmek de kaçınılmaz oluyor.

Ama söz veriyorum, mümkün olduğunca sana başka ilginç şeyler de anlatacağım.

Haftada bir ve istediğin gibi sadece Çarşamba günleri.

Seni merak ediyorum. Nerede olduğunu, yaşadığını... Bu şekilde sana yazıyor olmak çok tuhaf, yadırgıyorum.

Varlığın nasıl gönlümü ferahlatan, “gam alan” bir sevgiye dönüşmüşse, yokluğun tam aksi olmuştu.

Lütfen habersiz bırakma...

http://twitter.com/uzaygokerman