The OthersAydınlık hala çok uzakta

Aydınlık hala çok uzakta

02.11.1997 - 00:00 | Son Güncellenme:

Aydınlık hala çok uzakta

Aydınlık hala çok uzakta

TAKVİMLER 3 Kasım 1996'yı gösteriyordu. Saat tam 19.30'da Balıkesir'in Susurluk ilçesine 7 kilometre uzaklıkta, 06 AC 600 plakalı Mercedes otomobil, benzinlikten çıkan Hasan Gökçe yönetimindeki 20 RC 721 plakalı kamyonun altına girdi. Sonuç, üç ölü, bir ağır yaralı ...
İlk bakışta sıradan görünen trafik kazası, otomobildekilerin kimliklerinin saptanmasıyla Cumhuriyet tarihinin en önemli köşe taşlarından birini oluşturdu. Bir araya gelmemesi gereken dört kişi, lüks Mercedes'in içinden çıkartılırken, ucu devlete kadar ulaşan kirli ilişkiler tüm çirkinliğiyle Türkiye'nin gündemine saçıldı.
MİT muhbiri Tarık Ümit'in esrarengiz biçimde kaçırılıp bir daha izine rastlanılamamasından Papa suikastine, Kumarhaneler Kralı Ömer Lütfü Topal'ın öldürülmesinden el altından dağıtılan yeşil pasaportlara ve silah ruhsatlarına kadar uzanan polis, mafya, uyuşturucu, siyasetçi zinciri tüm Türkiye'yi derinden sarstı.
Lüks Mercedes'in direksiyonunda oturan İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığı yapmış, Özel Harekat Daire Başkanlığı'nın kurucularından Hüseyin Kocadağ, arka koltuktaki İnterpol tarafından tüm dünyada kırmızı bültenle aranan, yeraltı dünyasının en kurnaz suç organizatörlerinden, uyuşturucu kaçakçılığından hükümlü, Ülkücü Gençler Derneği eski yöneticisi, 11 Temmuz 1978'de Prof. Dr. Bedrettin Cömert'in öldürülmesi ve 9 Ekim 1978'de 7 TİP üyesinin katledilmesi olaylarının sanıklarından, Mehmet Ali Ağca'nın yurt dışına kaçması için Nevşehir Emniyet Müdürlüğü'nden sahte pasaport aldığı söylenen, Mehmet Özbay sahte kimlikli Abdullah Çatlı, yanında sevgilisi Gonca Us, ön koltukta Bucak Aşireti'nin lideri, Siverek'te tepeden tırnağı silahlanmış "özel bir ordunun" komutanı DYP Urfa milletvekili Sedat Bucak.
Kazanın ardından "temiz toplum" özlemini dile getiren yığınlar, karanlık ilişkiler ağının çözülmesi için görülmemiş bir kamuoyu baskısı oluşturdu. Her akşam saat 21.00'de Türkiye'nin tüm kentlerinde, ilçelerinde ışıklar bir dakika boyunca aydınlığa ulaşılması isteğini haykırırcasına yanıp söndü. Her akşam saat 21.00'de Susurluk karanlığının çözüleceğine olan umutlar tazelendi. TBMM'de komisyon kuruldu, DGM savcıları harekete geçti. Ancak kazanın üzerinden bir yıl geçtikten sonra, bugün aydınlık hala çok uzaklarda. TBMM Komisyonu'nun üç ayı aşkın çalışma süresince 41 kişiyi tanık olarak dinledi, raporlar hazırladı, ancak gerçek sorumluların yanına bile yaklaşamadı. Dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin fezlekeler hala komisyondan Genel Kurul'a inmeyi bekliyor. DGM savcılıklarının açtığı davalardaki tüm tutuklu sanıklar serbest bırakıldı, cezaevinde sadece son olarak yakalanan Ömer Lütfü Topal'ın ortağı Ali Fevzi Bir bulunuyor.

Susurluk'ta Mercedes'in kamyona çarptığı 3 Kasım akşamı Türkiye'nin gündemine oturan üç temel soru ise hala yanıtını bulamadı.
* Devletin güvenlik güçleri Abdullah Çatlı ile hangi alanlarda ve eylemlerde işbirliği yaptı?
* Devletin Abdullah Çatlı dışında koruduğu ve işbirliği yaptığı başka terör sanıkları var mı? Varsa hangi eylemlerde kullanıldılar?
* Çatlı'nın devlet tarafından kullanılması hangi siyasilerle bürokratların emri ve onayı ile gerçekleşti?

Kamuoyu Abdullah Çatlı'nın adını ilk kez Bahçelievler Katliamı sonrasında duydu. Teşkilatçı ve gözükara kimliği ile öne çıkan Abdullah Çatlı, Ülkücü Gençlik Derneği'nin ikinci başkanlığına seçildiğinde sadece 22 yaşındaydı.
Bahçelievler Katliamı'nın gıyabi tutuklu sanığı, 12 Eylül darbesinden kısa bir süre sonra yurt dışına kaçtı. Eşi Meral Çatlı'ya göre yurt dışına gidişinde bazı devlet görevlilerinin yardımı görmüştü.
1982 yılında uyuşturucu kaçakçılığı suçundan İsviçre'nin Zürih kentinde tutuklandı. 1984'te gerçekleşen bir uyuşturucu operasyonu sonucunda İsviçre'nin Balle - Ville Savcılığı hakkında tutuklama kararı çıkarttı, aynı yıl içinde Fransa'nın Paris kentinde Hasan Kurtoğlu adına düzenlenmiş sahte pasaportla ve 455 gram eroin ile yakalandı, 5 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Çatlı, 13 Mayıs 1981 tarihinde düzenlenen Papa suikastininin planlanmasında rol aldığı öne sürüldü. Bunun üzerine 21 - 25 Eylül 1985 tarihlerinde Roma Mahkemesi'ne gönüllü olarak çıkıp, ifade veren Çatlı, Papa suikastinde kullanılan tabancayı Ağca'ya verdiğini kabul etti. Ancak Ağca'nın ne yapmak istediğini bilmediğini söyledi.
Çatlı'nın yabancı istihbarat örgütleri ile ilişkisi, Papa suikastinden sonra yoğunlaştı. Çatlı 22 Şubat 1982'de Mehmet Şener ve Oral Çelik'le birlikte Zürih'te gözaltına alındı. Çatlı ve Çelik iki gün gözaltında tutulduktan sonra salıverildi. Mehmet Şener ise uyuşturucu ticareti ile suçlandığı için tutuklandı.
Çatlı Roma Mahkemesi'nde verdiği ifadede bu tutuklama ile ilgili olarak şunları anlattı: "Bir yandan bize para teklif ediliyor, bir yandan da tutuklama tehdidi altındayız. Oral Çelik 1982'de Zürih'te tutuklandığında İsviçreli yetkililer ona 'Seni serbest bırakıyoruz. Bundan böyle serbestçe dolaşabilirsin ve birşeye ihtiyacın olduğunda bize gelirsin. Unutma ki, herşeyin karşılığı ödenecektir' dediler. İnterpol tarafından arandığımızı bile bile serbest bırakırlarken aynı teklifi bana da yaptılar."
Çatlı gizli servislerin Avrupa'daki ülkücüleri kulanmaya çalıştıklarnı savunuyordu. Roma'daki duruşmada, Batı Alman Gizli Servisi'nin (BND) Ağca'nın itiraflarını onaylaması için kendisine ve Çelik'e 200 bin ile 500 bin dolar arasında rüşvet teklif ettiğini öne sürdü.
Çatlı 1982 yılında ABD'ye Abdullah Çatlı kimliğiyle girdi. Avrupa'da uyuşturucu suçlamasıyla yakalanmasına ve hakkında Türk mahkemeleri tarafından verilmiş gıyabi tutuklama kararı bulunmasına karşılık ismini kullanmaktan kaçınmadı. Çatlı ile aynı uçakta, eski Nazi ve çok taraflı ajan Stephano delle Chiae de bulunmaktaydı.
Çatlı yurt dışında iken MİT ile ilişkisini sürdürüyordu. Nevzat Bilecen adlı MİT görevlisi ile bağlantı halindeydi. Üstelik uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili olarak Çatlı hakkında 14 Haziran 1984'te İsviçre Bale - Ville savcılığı tarafından hazırlanan iddianamede Çatlı'nın ekibinde Nevzat Bilecen'in de adı geçiyordu.
Mehmet Eymür, Susurluk Komisyonu'na verdiği ifadede Çatlı'yı yurt dışında iken kullandıklarını ancak uyuşturucu ticaretine bulaştığını öğrendikten sonra ilişkilerini kestiklerini öne sürüyor. Eymür'ün sözünü ettiği eylemler, ASALA'ya karşı yürütülen bir dizi operasyondu.
Abdullah Çatlı'nın eşi Meral Çatlı ve yakın arkadaşı Oral Çelik, 1980'li yıllarda devletin görev vermesi üzerine Çatlı'nın terör örgütü ASALA'ya karşı eylemler gerçekleştirdiğini, MİT Anti - Terör Daire Başkanı Mehmet Eymür, MİT görevlisi Tarık Ümit'in kaçırılıp öldürülmesi olayında Çatlı'nın rol almış olabileceğini, Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Dairesi Danışmanı Korkut Eken, Çatlı'nın PKK'nın Almanya'daki faaliyetleri konusunda devlet için istihbarat topladığını açıkladılar.

Abdullah Çatlı, 21 Mart 1990 tarihinde İsviçre'deki Bostadel Hapisanesi'nden kaçtı. Meral Çatlı'ya göre eşinin kaçırılma operasyonunu 1989'da kurulan ilişki sonucu Türkiye'den yönetildi. Çatlı, 9 Mayıs 1990 tarihinde Türkiye'ye döndü. Bahçelievler'de bir yıl oturduktan sonra Florya'da satın aldığı eve yerleşti. 1991 yılından itibaren Mehmet Özbay sahte kimliğini kullanmaya başladı. 1994 yılında ise Maliye Müfettişi gibi gösterilerek, sadece üst düzey devlet memurlarının kullanabileceği yeşil pasaport ve silah ruhsatına kavuştu.
Çatlı'ya Emniyet Genel Müdürü uzmanı kimliği altında verilen silah taşıma ruhsatının altında, dönemin Emniyet Müdürü Mehmet Ağar'ın imzası vardı. Susurluk kazasından sonra Çatlı'nın üzerinden çıkan bu belge üzerinde Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Dairesi tarafından yapılan incelemede imzanın Mehmet Ağar'a ait olduğu kesinlik kazandı.


EN ÇOK OKUNANLAR

KEŞFETYENİ

İlgili Haberler