Geri Dön

"Edebiyat broker'ları beni sevmedi"

"Edebiyat broker'ları beni sevmedi"


Meclis'in hitap gücü en iyi kişisidir dendi bana, Yılmaz Karakoyunlu ile söyleşiye giderken. Sahiden de öyle. Bir cümleye başlıyor, sonu bir dakika sonra geliyor. Es almadan, unutulmuş güzel kelimeleri kullanarak konuşuyor. Güzel konuşuyor. Bunu da biliyor!


       Meclis'e gittim, içeri alınmadım. Kot giydiğimden ciddiyetsiz bulundum. (Bu kural gazeteciler için geçerliymiş). Yılmaz Karakoyunlu'ya şikayet ettim. Beni sakinleştirdi. "İnsanların özgürlüklerine sınırlama getirilmesi yanlış bi şey," dedi. Meclis, bahçesi büyük, binaları küçük; karanlık koridorlar; küçücük odalar. Hayal kırıklığını bir hücre büyüklüğündeki odada Karakoyunlu'yu bulduğumda yaşadım. Aldığım yanıt, "Ne sandın ki!" oldu.

      Niye sürekli azınlıkları yazıyorsunuz?
       Ben Gedikpaşa, Hamam Sokak'ta oturdum. Evimizin üst katında Ermeni, alt katında Rum, karşımızda da bir Yahudi aile otururdu. İstanbul'un en mütena semtlerinden biriydi. İnsanlar arasında mensup olduğu dinler, kullandıkları diller bakımından bir ayrıcalık yoktu. Sokakta çelik çomak oynarken anlaşmazlığa düştüğümüzde ben onlara, onlar bana 'gavur' derdi. O kadar rahat kullanılabilen bir şeydi ki bu. Bunları yaşamamdan kaynaklanıyor.
      Kendinizi 'öteki' yerine koyabildiniz mi?
       Eğer ben aynı hadiseye maruz kalsaydım, nasıl davranış gösterirdim? Bu benim yalnızca romanımı yazarken kahramanımın ruh tahlilini, çözümlemesini yapmada kullandığım bir yöntem değildir; siyasetimde de bu böyledir.
      'Nasıl davranır'a ne yanıt verdiniz?
       Güz Sancısı romanımda 6 - 7 Eylül olayları sırasında Degustation lokantasının basılışını, garsonu Niko'nun dövülüşünü anlatırım. Adamın hiçbir günahı yok. Niko orayı korumak ihtiyacındadır. Niye, evinin nafakasını oradan çıkartıyor çünkü. Ama dört - beş adam saldırdı ona. Bu defa dükkanı bıraktı, kendini korumaya başladı. Şimdi ben aynı şeyi yapar mıyım, diye düşünüyorum. Evet, belki Niko kadar beklemeden yaparım.
      Vefa duygusu mu yaşadınız?
       Hayır. O zaman olayları duygusal değerlendirdiğime hükmedelebilirsiniz. Ben bunu bilimsel bir çalışma formatında değil, bir roman formatında sunuyorum. Bu sizin duygusallığınız anlamına gelmez. O gün yaşanan olayların tek bir karesini bile kaçırmamaya fevkalede önem gösterdim. Tünel'e giderken sağda ipekçiler vardı. Hacı Resul diye bir ipekçi vardı, hala olduğunu zannederim. Onun yanında Necmi Rıza diye bir kumaşcı vardı. Necmi Rıza o dönemin en önemli sanat müziği seslerinden birisiydi. Yakışıklı bir adamdı. Halen hayatta. Hanımlar sırf onu görmek için o dükkandan alışveriş yaparlardı. 6 - 7 olayları sırasında Hacı Resul dükkanın önüne, burası bir müslüman mağazasıdır diye yazdı. Ve bunu Arap harfleriyle yazdı. Bir Türk mağazasıdır demiyor, dikkat edin. Necmi Rıza, oranın bir Türk mağazası olduğunu anlatmak için mağazanın önüne geçmiş, mevlüt okuyordu. Gördüm bunları!

Hülya Avşar: Olağanüstü bir oyuncu!

      Azınlıklar sizi kendilerine yakın buluyorlar mı?
       Bir gün, bir vesileyle Yunanistan'a gittiğimde yolumu bir tıp doktoru kesti. 'Ben, sizin romanınızda dayak yiyen Niko'nun oğluyum,' dedi. 'Babam ayağını kaybetti, buraya kadar gelemiyor, ama size selam söyledi. Taksim Square'a gittiğiniz vakit, kendisi için derin derin nefes almanızı istiyor,' dedi. Cebinden 29 Ekim'de Dequistation'un önünde çekilmiş bir resim çıkarttı. Birinin elinde Atatürk resmi var, iki kişinin elinde Türk bayrakları ve şöyle yazıyor: 'Başımızın tacı hemşerimiz. Selanik'li Niko'". Sokaktaki insan kötü, hayır değil. Tepedeki insan kötü.
      Salkım Hanımın Taneleri filminde en çok hangi oyuncuyu beğendiniz?
       Bütün oyuncuları... Müziğini çok beğendim. 'Film hiçbir ödül almasa bile müzikte birincilik alır diyordum', aldı. Lui rolünü de, Dursun rolünü de oynayan arkadaşlarımız harikuladeydi. Zaten Lui'yi oynayan erkek oyunculuk rolünde birincilik ödülü aldı. Bu arada bence Hülya hanıma da bir ödül verilmesi gerekirdi. Hülya hanımı herkes şovundaki şekliyle değerlendiriyor. Güzelliğinden vazgeçerek, olağanüstü bir oyunculuk sergilemiştir. Hakkını inkar etmeyin kadının.

Aşk filmlerinin senaristi!

      Sizin yazdığınız birçok film senaryosu var. Ama hepsi isimsiz...
       O zamanlar memurdum ve evime ekmek götürmek zorundaydım, nasıl isim yazarım ki! Türk sinemasının güzel kadınları ve yakışıklı erkeklerinin hemen tamamına yakını, benim kelimelerimle seviştiler, benim kelimelerimle bir erkeğe sarıldılar, düşmanlarına benim kelimelerimle hitap ettiler... Cuma öğleden sonra oturuyor, neredeyse pazartesiye kadar bitiriyordum. Senaryo dediğiniz nedir ki? İsterseniz sizinle yapılan konuşmamızdan bir film çıkartırım.
      Adını ne koyardınız?
       Ben isim bulmakta zorlanmam. Çiçekli Mumlar Sokağı mesela. O sokak uzun bir sokaktır. Sokağın bir ucunda kentin en iddalı kilisesi; öteki ucunda genelevler vardır. İnsanlar kiliseye gitmek için oradan geçerler. Ve orada gözden düşmüş bütün fahişeler oturup, tezgah açmış, kiliseye gidenlere mum satıyorlar. Ve mumların üzerinde menekşeler, sümbüller var. Yakıyorsunuz menekşe kokuyor. O manzarayı gördüm ve dedim ki ben yetkili olsam, bu sokağa Çiçekli Mumlar Sokağa derim.

Türkiye'de haklar teslim edilmiyor

      Sizin romancılığınız Salkım Hanımın Taneleri filmiyle ortaya çıktı..
       Türkiye'de roman sanatını değerlendiren 8 - 10 tane broker var da ondan. Onlar iyidir derse roman iyi, kötüdür derse roman kötü oluyor. Ama ben çok iyi bir romancıyım.
      Niye sizi görmezden geldiler?
       Beni sevmediler belki; Adelet hanım ve Feridun Andaç hariç. Türk toplumunda haklar teslim edilmiyor. Yanlış anlamaya neden olması açısından söylemiyorum, "Yeni Hayat" romanı 250 bin satmış ama 250 kişi sonuna kadar okuduysa bileğimi keserim. Değişik bir roman türüm var benim. İyi bir romancı olduğumu bana söyleyenlerden bir tanesi de Berna Moran'dır. İlk romanımı okuduktan sonra bana telefon açmış, 'Kardeşim 30 senedir neredesin,' demişti. Salkım Hanımın Taneleri'nden sözediyordu. İzmir suikastını bir Kemal Tahir anlatmış, bir de sen. 'Kemal bunu okusaydı kendi romanını kaldırırdı,' demişti. Evet, bunu demişti bana.

Cumhurbaşkanlığı'na aday mı?

       * Çok baskı var üzerimde. Ama Anavatan Partisi bir üyesi olarak, Mesut Yılmaz'ın Cumhurbaşkanlığı makamına seçilmesini karşılayacak sorumluluk ve ciddiyet içerisindeyim. Zaten böyle bir makama bir insan talip olmaz. Eğer parti tarafından gösterilirsem... En azından benimle roman, şiir, oyun tartışılabilir.
       * Batılılar'a göre çok yüksek mevkilerin tarifleri içerisinde onu yerine getirecek kişide üç önemli nitelik aranıyor: Profesyonellik, rasyonellik, fonksiyonellik. Cumhurbaşkanı dışarıdan aday gösterelim derseniz, profesyonellik niteliğini ortadan kaldırırsınız. Rasyonellik, bu profesyonel bilgi ve birikimi adil, dürüst ve cesur uygulayabilecek kabiliyet kazanmaktır. Fonskiyonellik ise bütün gelişmeleri dikkate alan, muhtemel gelişmeleri de takip ederek, doğruya en yakın ortak anlayışı kazandırmaktır. Uzlaşma bu. Ama bizim memleketimizde müzakereyi uzlaşma zannediyorlar. Ben bu türde bir Cumhurbaşkanı olurdum.
       * Grup kararına bağlı hissetmiyorum kendimi. Karşı çıkacağım bir şey olursa açık zeminde çıkar, söylerim. Hiçbir zaman üzerimde lider suntası hissetmedim.

"Ben seni alıcam"

       "Ben önce tıp fakültesindeydim. Tıp fakültesinde üç dört arkadaş aynı evde kalıyorduk. Kaldığımız evin sahibesinin kızı çapkın bir kızdı. Sonuçta biz evden kovulduk. Kovulunca gidecek evimiz yok. Ben Mülkiye'yi burslu kazanmıştım. Hemen oraya geçtim. Dolayısıyla başımı sokacak bir yurdum oldu. Fakat 2.5 - 3 ay sonra gidince sınıf dolmuş, oturacak bir yer kalmıştı. Gittim oturdum. Bir kazak vardı üzerimde, önü yenmiş. Yanımdaki kız, 'Çıkarda akşam evde öreyim,' dedi. Ben de verdim. Ertesi gün getirdiğinde, bal rengi çok hoş bir kazak olmuş. Ben de latife eder gibi, 'Mektep bitince seni alıcam,' dedim. Mektep bitinceye kadar bir kez dahi, böyle bir şey sözkonusu etmedim. Mektep bitti, 'Seni alıyorum' dedim. Ben sözümün arkasında dururum."

Son kitabı: Kadınlar Enderunu

       "Kadınlar Enderunu benim dünya yönetimine yön vermiş çok sayıda önemli kadınların yaşayışını ve siyaset anlayışını ortaya koyuyor. Mesela çocuklarımıza isim koyarız. İdil nedir? İdil eski Türkçe'de sarışın kadındır. Tomris kimdir? Maveraün nehirdeki Meseddes kraliçesi, meşhur Daryus'un kellesini kesen kadındır. Semiramis kimdir? Dünyanın en büyük fahişesi diye tanıtılan Tevrat'ta, bir Babil kraliçesidir. Mesela Klopatra, mesela Teodora, Tamara... bunlar devlet yönetmiş kadınlardır. Bunların hayat hikayelerinin hepsinde, üzülerek ifade etmekteyim ki egemen unsur şehvettir. Yani erotizmdir. Bunlar cinselliklerini sonuna kadar kullanmışlardır. Buradan bir genellemeye çıkarsak, kadınlar erkeklerin kendisine yoğunlaşan cinselliklerini fark ettikleri zaman, onları devletin yönetiminde ve siyasetinde adam yerine koymamışlardır. Ama gönüllerinin çektiği birisine doğru giderken, onu hem ciddiye almış hem teslimiyetlerine lezzet katmışlar. Bu kadınlar arasında Tansu Çiller de var mı, var galiba."

Edebiyatın power broker'ları!

       * Türk edebiyatındaki insanlar beni bir edebiyatçı olarak değerlendirmedikleri için, romanlarımı kimseye okutmam. Bu dört romanım, övünerek söylüyorum, önemli romanlardır.
       * Siyaset falan okumuyorum artık. İçine girdim, ne mal olduğunu gördüm. Beni
       zenginleştirecek şeyler okuyorum. Şiir, oyun... Hala erken Cumhuriyet romancılarını Türk romanının doruğundaki insanlar olarak görüyorum. Halide Edip, Yakup Kadri, Refik Halid.
       * Çağımızın romancıları arasında çok şöhretli olanlar var. Onların ilk bir iki kitabını okumuştum. İsim zikretmeyim, onun da şimdiki yazdıklarından mutlu olduğuna kuşkuluyum. Fakat o kadar çok power broker dediğim kesim tarafından takdir edilmekte ki, tartışmasız olarak Türkiye'nin en entelektüel adamı haline gelebiliyor.
       * 68 kuşağı dönemi yazarlarından Latife Tekin çok başarılı bence. Nazlı Eray'ı, Firuzan'ı severim. Alev (Alatlı) çok aklıbaşında biridir, ama romanlarında aradığım lezzeti bulamadım.

Ersan Şen, 3 ismin vekilliğinin düşürülmesini yorumladıBiri CHP'li, ikisi HDP'li üç ismin milletvekillikleri Meclis Genel Kurulu'nda düşürüldü! Süreci Prof. Dr. Ersan Şen, CNN TÜRK canlı yayında yorumladı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber