Geri Dön
The OthersEko hayata dönüs

Eko hayata dönüs

Eko hayata dönüs


Çığ gibi büyüyen çevre sorunları karşısında insanlar alternatif yaşamlara yöneliyor. Giderek öne çıkan eko köy projelerinden Hasandede buna bir örnek


       Dünyada pekçok örneği bulunan eko köyler, çevreye saygılı bir üretim-tüketim dengesi kurmakla kalmıyor, kent yaşamında boğulan insanların hayallerini de gerçeğe dönüştürüyor. İşte Kırıkkale’nin Hasandede kasabasında oluşturulan eko köy, dünyadaki diğer örnekleri gibi çevreye zarar vermeden, doğayla bütünleşen bir yaşamı öngörüyor.
       Eko köyde tüm yiyecekleri, elektriği, ocakta yakılan gazı bile kendiniz üretiyor, çıkan çöpleri de gübreye dönüştürüp faydalı bir hale getiriyorsunuz. Doğadan gelen yine doğaya dönüyor, üstelik hiç zarar vermeden. Türkiye’de böylesi bir örnek proje dört yıldır başarıyla sürdürülüyor. Kırıkkale’nin Hasandede kasabasında bir grup insan çevreye zarar vermeden, nükleer santrallara da ihtiyaç duymadan yaşıyor.

Toplumcu anlayışla hareket

       Kırıkkale’de yürütülen Hocamköy Projesi’ni başlatanlar ODTÜ’lü bir avuç dağcı. Doğayı seven, saygı duyan gençler, böyle bir projeyi hayata geçirmeye karar vermiş. Toplumcu bir anlayışla hareket eden grup, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde denemeler yapmış. En son Kırıkkale’de hayata geçen proje Türkiye’nin ilk eko köyü.
       Proje sorumlusu Mete Hacaloğlu ODTÜ’de Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde okuyup sonra da silah fabrikasında çalışmış. Biraz da tepkiyle sıkı bir doğasever olmuş. Çantası sırtında Asya ve Afrika’yı dolaştıktan sonra Türkiye’ye dönüp, projelerini hayata geçirmeye karar vermiş. İlk başlarda kendi olanaklarıyla sürdürdükleri projeye Avrupa Birliği destek vermiş. Hacaloğlu, geliştirdikleri Harman Projesi ile kendi kendine yeter bir hale gelmeye çalıştıklarını söylüyor. “Şu anda Hasandede’ye yerleşmiş durumdayız. Orada birkaç ev alınıp restore edildi. Kasabanın bir mahallesi bizlerin oturduğu, aktivitelerini yürüttüğü yere dönüştü. Köylülerle iç içe, birlikte çalışıyoruz."
       Mete Hacaloğlu, Hasandede’de ekolojik tarım anlamında ciddi çalışmalar sürdürüldüğünü belirtiyor ve şunları söylüyor: “Birçok üretici bu anlamda bize destek veriyor. Teşvik etmek amacıyla ürün alımları yüzde on daha fazla tutuluyor. İsviçreli bir firma bu ürünlerin ekolojik olduğuna dair sertifika veriyor. Bir taraftan da geleneksel üretim şekillerini destekliyoruz. Şarapçılık yaygın, hiçbir katkı kullanılmadan geleneksel yollarla, çizmelerle ezilerek şarap yapımını teşvik ediyoruz. Güzel ürünler çıkartılıyor. Bunları da pazarlıyoruz."

Doğayla barışık yaşamak

       Çocuklarla birlikte yürütülen çevre eğitim çalışmaları da, projenin bir diğer ayağını oluşturuyor. Mete Hacaloğlu, Eğitim Gönüllüleri Vakfı ile ortak yürütülen çalışmada özellikle şehirde yaşayan çocukları doğayla barıştırmayı ve çevre bilinci edindirmeyi amaçladıklarını söylüyor ve ekliyor: “Çocuklar yaz tatilinde buraya gelip çadırlarda kalıyor. Bahçe çapalamayı, dalından domates toplamayı öğreniyorlar. Salça yapıp evlerine bir kavonoz salça götürmenin keyfini tadıyor, mutfak atıklarını gübre haline getirmeyi kavrıyorlar. Aynı zamanda da çevre konusunda eğitim alıyorlar."
       Çevreyi korumak yalnızca etrafı kirletmemek şeklinde algılanmıyor. Üretilirken çevreyi kirleten ürünleri tüketmemek de bir yöntem. Hasandede’de ev yapılırken çimento kullanılmıyor. Çimento çevreye zarar vermese de üretim metotları etrafı kirletiyor. Ev yaparken kerpiç ve toprak kullanılıyor. İmeceyle, yerel malzemeyle ev yapılıyor. Mümkün olduğunca endüstriyel işlemden geçmemiş malzemeler tercih ediliyor.

Alternatif bir model

       Hasandede’yi ekolojik bir kasaba haline getiren projenin sorumlusu Mete Hacaloğlu, bu modelin Türkiye için bir umut olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor:
       “Şu anda ekolojik köy modeli ‘Amerika’daki 68 hareketi’ kadar yoğun bir hareket. İnsanlar ciddi anlamda şehirleri bırakarak doğayla beraber sürdürülebilir yerleşimler yaratma telaşındalar. Avrupa keza öyle. Sanayileşmiş ülkeler de bu kaygının içinde. Türkiye de geleceğin modeli olacak. Kendini hazır hisseden insanların gidip kurabilecekleri bir sistem."
       Hacaloğlu, ekolojik köy modelinin çevreye katkılarını ise şöyle sıralıyor: “Özellikle sürdürülebilir insan yerleşimi dediğimiz kendi kendine yeten, kendi besinini ve kendi enerjisini üreten sistemler kurduğumuz zaman dev barajlara, nükleer santrallara ihtiyaç kalmıyor. Bunlar yavaş ama emin adımlarla yürüyen, çocuklara, torunlara yönelik uzun vadeli köklü çözümler olacak. Bu bir devlet projesi olamaz. Bu bütüncül bir şey, içinde sosyal bir yan var. İnsanların örgütlenip ‘Biz böyle bir yaşama geçeceğiz’ demesi gerekiyor."
       Mete Hacaloğlu’na göre, büyük bir hızla tükettiğimiz doğanın korunması için tek çare kendi kendine yeten yapılar. Hacaloğlu, “Öyle bir noktadayız ki, sanki bütün kaynaklar sonsuzmuş gibi fütursuzca tüketiyoruz. Ekolojik anlamda hızlı bir kaosa doğru gidiyoruz. Son 50 yılda yaptığımız tahribat, 950 yılda yapılandan fazla. Bence çıkışımız sosyal ve ekolojik anlamda kendine yeten yapıların kurulması ile olacak" diyor.

Çöpler bile işe yarıyor

       Belediye ile yürütülen ortak çalışmayla çöpler çevre kirliliği yaratmıyor. Atıklar özel bir teknikle, nem ve sıcaklık ayarı kontrol edilerek çürütülüyor. Katı atıklar ise ayrıştırılıyor. Rüzgardan ve güneşten elektrik üretimi ile iki hanenin ihtiyacı karşılanıyor. Hayvan gübresinden metan gazı üretme çalışması da sonuç vermiş. Üç hanenin yakacak ihtiyacı karşılanıyor. Oradan çıkan gübre de tarımda kullanılıyor.