Geri Dön

Sevgilimi seviyorum

Sevgilimi seviyorum

Sevgilimi seviyorum

Çintay
Sevgilimi seviyorum

Nasıl bu hale geldi, bilmiyorum. Aslında biliyorum, daha doğrusu hatırlıyorum. Son altı yılım şöyle geçti:14 Şubat '93: Sevgilim yoktu. Ama o gün hiç de acılar içinde kıvranmadım.
14 Şubat '94: Çok taze bir sevgilim vardı. Çok yakışıklıydı. Çok zekiydi. Bana hediye almıştı. Ben almamıştım. Çok şaşırmıştım. Çok mutlu oldum.
14 Şubat '95: Bir hafta boyunca "Ya bana hediye almazsa" diye kıvrandım.
14 Şubat '96: İki ay öncesinden "Ya o güne kadar ayrılırsak" diye kendimi yiyip bitirdim.
14 Şubat '97: Sevgilim bana şaraplı tavuk yaptı. Ev o en kitsch, dolayısıyla da müthiş kalp şeklinde balonlar ve kestane şekerleriyle süslenmişti, çok komikti.
14 Şubat '98: O gün Londra'da olacaktım. Sevgilim yollamadı. Ben, beni Londra'ya yollamadığı için çok sevindim!14 Şubat '99: Asayiş berkemal.
Aksi olsaydı ne yapardım bilmiyorum. Aslında biliyorum. Bütün günü depresyon uykusunda geçirir, 13'ten hooop diye ayın 15'ine geçerdim. Kazara uyanırsam haşa radyoyu açmazdım; bu işi bu noktaya getiren kesinlikle onlar. Bir ay öncesinden itibaren alışverişe çıkmaz, her kalp şeklinde ya da kırmızı bir şey gördüğümde ağlardım. Ne o, nevrotik miyim? Siz ne diyorsunuz; ben ciddi olarak 14 Şubat'larda intiharların giderek artacağını düşünüyorum. Neyse, şimdi pazar pazar işin acıklı kısmını uzatmaya lüzum yok. Nasıl olsa sevgilisiz bir Sevgililer Günü geçirmekte olan vatandaş, kalkıp da bu yazıyı okumayacak. İstisnalara bir Leh atasözü yolluyorum: "En büyük sevgi bir anneninkidir, sonra bir köpeğin, sonra da bir sevgilininki." (Yani o kadar da matah bir şey değil görüyorsunuz.)
Evet ama yine de iyi bir şey tabii. Takdir edersiniz ki bayramımız hediyelerle daha bir özel, daha bir güzel. "Belirlenmiş günleri prensip olarak kutlamayız" mı diyorsunuz? Ayy, pek cool'sunuz ama bunun modası geçti, biliyorsunuz. En iyisi yarım elma, gönül alma şeklinde devam edelim; geç olsa da imkansız değil.

Abi son anda yırttık!
Crema'nın orkide reçeli diye o kadar bağırdık; hiç, uyudunuz. Şimdi tantanaya önlem diye dört dönüyorsunuz. Reçeli başka tabii ama çiğ orkide de bir nebze fayda sağlayacaktır. Hatta çiğ gül, çiğ frezya, çiğ lale... Bunun için size şehrin en ihtimamlı (ve in) çiçekçileriyle ilgili bilgi lazım:
İrem Yargıcı'nın Beşiktaş'ta olmasına karşılık, New York'un modern, minimalist mağazalarını andıran Ceremony'si çok iyi. Zen halleri taşıyan vitrin, silindir cam vazolar içinde renkli sularda duran ithal çiçekler... Özel kutu içinde tek çiçek, bir içim su. (Tel: 0212 274 04 72)
Aşkınızın tarihe geçmesi için, Botanic Garden. Levent'teki çiçekçide, aranjmanların kalıcı olmasına dikkat ediliyor, natürel kabuklar, palmiye süpürgeleri vs. kullanılıyor. (Tel: 0212 279 47 76)
Az çiçek, bol dal... Gayet sade ama çok şık. Woods. (Tel: 0212 275 91 94)
Anlamaz öyle minimalizm falan, hem karnı da doysun garibimin diyorsanız size Flower House'u verelim. Teşvikiye'deki şık dükkanda çikolatalı (hem de Godiva) bir aranjman yaptırıp işi garantiye alabilirsiniz. (Tel: 0212 227 74 20)
Şimdi sırf çiçek de kesmez bunu! Eh, doğru. Bunun için her taraftan fışkıran kalp şeklindeki objeler imdadınıza yetişiyor. Mudo Concept'in dev güllü kalbi (90 milyonu nakit olarak tercih ederim), Suadiye'deki Dom'un uzun metal çubuk üzerinde sallanan pırıltılı kalbi (harbi kitsch), oyuncakçı Fatoş'un üstünde "I love you" yazan boy boy kadife kalpleri... Veee Akmerkez'deki Mimarca'nın (Derishow) gümüş ya da altın varak kalp tabaklı beyaz porselen kahve fincanları (evet!)...
Hallettik mi şimdi? Bilmiyorum. İş giderek sarpa sarıyor sanki. Harper's Bazaar dergisinin şubat sayısı bu açıdan cevher. "Kimsenin kimseye alamayacağı özel bir şey" (!?!) isteyen talepkar prenses Duygu Dikmenoğlu... "Maddenin ön planda tutulduğu hediyeleri hiç sevmem," deyip sevgilisinin "resimlerini kendi eliyle yaptığı bir çerçeveye koymasını, sevgi dolu bir mektup yazmasını, güzel bir müzik eşliğinde yemek hazırlamasını" isteyen doymuş kadın Sevil Sabancı... Beste bekleyen sanatçı ruhlu Arzu Özbakış... "Sevgilim bana bir ev alsa beni çok mutlu eder. Öyle ayı falan almasın, takı da almasın. Hatta takı alacağına işlenmemiş külçe altın alsa beni daha çok sevindirir," diyen obur realist Ayça Şen...
Anladınız değil mi? Bir şiir, bir daire, bir beste, bir de "kimsenin kimseye alamayacağı özel bir şey"! Aaa, anlamadınız mı? Boşverin, Freud anlamadıktan sonra: "Henüz yanıtlanamamış ve kadın ruhuyla ilgili otuz yıldır süren araştırmalarıma karşın benim de yanıtlamayı başaramadığım çok önemli bir soru var: Kadın ne ister?"

En son matkap istedi...
Bir de erkekler var haliyle. Çiçeği, çikolatayı, reçeli geç, şimdi kalp yastık alsan burun kıvırır, şiir yazsam ne yazıcam... Puro, pipo, Selahattin Duman geçen pazar dedi, fazla snob, olmaz diye... Zaten en son "Yavru kuşum, sen beni hiç sevmiyor musun? Matkap da almadın, şöyle güzel bir ekmek bıçağı da," diyen bir adama... Bu tip durumlarda şehrin dört bir yanında açılan ve fakat Nişantaşı'nda abartan "gurmeci"lerin faydalı olabileceğini düşünüyorum. Benim bildiğim her erkek peyniri, eti, alkolü sever. Şakayık Sokak'taki Crema'nın keçi peyniri (özellikle de peynirin içinde yaşadığı zeytinyağı) gayet leziz. Güzelbahçe Sokak'taki Manhattan Gourmet Store, sushi, yosun, Çin mantarı gibi elzem ihtiyaçlarınızı karşılayabilir. Teşvikiye Şütte'nin peynir ve soğuk et çeşidi en müşkülpesent adamı bile tavlayacak kapasitede. Öbür Şütte'lerden farklı olarak buranın manav reyonunda adını bile bilmediğiniz her türlü yeşilliği, çiğ sebzeyi bulmak mümkün. Semt değiştirip, Bebek'teki Santral Şarküteri'ye uzanırsak, yine görkemli bir peynir reyonu, ünlü Fransız marka Fauchon'un ürünleri, soslar...
Ne içilecek? Keçi peyniri yanında Sancerne, balıkla birlikte Pays d'Oc Chardonnay, midye ve diğer böcekler varsa Chablis, zengin et tabağı yanında Tokay - Pinot Gris... Swiss Gourmet Shop'ta seçmece Kaliforniya, Fransız ve İtalyan şarapları; göz atmakta fayda var. Çünkü ne demiş Ömer Hayyam?
"İki testi şarap, bir somun ekmek
Çardak altında şipşirin bir de güzel
Gel keyfim gel..."
Bir çardak da buluruz artık. Di mi darling?


Yedim
* İbo'ya özel: Son keşfim Bostancı'da Erkonyalılar Etli Ekmek Salonu. Öyle böyle değil; olağanüstü.
* Bir yaz daha kapri pantolon görmeye dayanabileceğimi sanmıyorum.
* Son retro: Sokakta üzerinize düşecek gibi duran birer adet John Travolta ve Olivia Newton John heykeli. Sonra '55 Pontiac, orijinal benzin pompası, müzik kutusu... '50'lerin Amerika'sı Kalamış'ta: Arizona...
* Arada fındıkla badem atıştırın. Bunlar B6, B12 ve folik asit bombası olduğu için kolesterolü düşürüyor, olası bir kalp kazığı ihtimalini azaltıyor.
* "Bir sevgilisi olan kadın melektir; iki sevgilisi olan kadın bir canavardır; üç sevgilisi olan kadın ise gerçek bir kadındır." Victor Hugo
* "İnsan iki şeyi saklayamaz: Sarhoş olduğunu ve aşık olduğunu." Antiphanes
* Eyşan'a ne oldu? Niye sürekli çocuk doğurmayacağını, bu işin manasızlığını, vücudunu riske atamayacağını haykırıyor? Tamam, istemeyebilir de niye sürekli dönüp dolaşıp bunu söylüyor?

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber