Geri Dön

UTANÇ TABLOSU

İstatistiklerdeki ‘kadına ve aile içi şiddet’e karşı karakollara yapılan başvuruların o kentlerin şiddet eğiliminden çok, hak arayışını gösterdiği savunularak Bilecik, Eazığ, Isparta sıralamasına itiraz edildi

UTANÇ TABLOSU

Valilikler, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesindeki “kadına ve aile bireylerine yönelik şiddete” ilişkin alt komisyona, 2008-2011 yıllarına ait polis merkezlerine ve jandarma karakol komutanlıklarına yapılan başvuruları gönderince Milliyet haberi “Türkiye’nin utanç tablosu” başlığıyla verdi.

Aile içi şiddetin en çok yaşandığı il Bilecik. Bilecik’i Elazığ, Isparta, Karaman, Kayseri, Denizli, Bartın izliyor. Türkiye’de, 13 milyon 624 bin nüfusuyla en çok insanın yaşadığı İstanbul, aile içi şiddette 10 bin 207 rakamıyla 65. sırada, 4 bin 938 olayla Ankara 46, 5 bin 907 olayla İzmir 17. sırada yer aldı. Geçen yıl, 2008’e göre aile içi şiddet olayı 5 kat artışla en çok Trabzon ve Ağrı’da arttı. Trabzon’da 87’den 439’a, Ağrı’da ise 70’den 339’a yükseldi. Erzurum, İzmir, Kastamonu, Kırşehir, Van ve Batman’daki aile içi şiddet olayı ise düştü. En yüksek düşüş Batman’da yaşandı. Bu ilde 2008’de 163 şiddet olayı gerçekleşirken, geçen yıl bu rakam 51’e indi.

Volkan Erdem’in eleştirisi şöyle:

Dikkat edilmeyen ibare

“Bir Milliyet okuru olarak bugün 5. sayfada yayımlanan ‘İşte Türkiye’nin Utanç Haritası’ haberini okudum. Ancak bir noktada yanlış bir tespit yapıldığını düşünüyorum. O da şudur:

Habere göre en çok şiddet yaşanan iller Bilecik, Elazığ; Isparta olarak sıralanmış ve sayısal verilerden faydalanılmış. Dikkat edilmeyen nokta ‘Kolluk kuvvetlerine yapılan başvurulara göre’ ibaresi. Bu, adı sayılan illerde en çok şiddetin yaşandığını göstermez ki. Aksine yaşanan şiddetin üzerine ne kadar cesaretle gidildiğini gösterir. Başka bir ilde örneğin oran binde 3 veya 5. Bu da aile içi şiddetin olmadığını değil kolluk kuvvetlerine yansıtılmadını gösteriyor olabilir. Yani kol kırılır yen içinde kalır mantığı olamaz mı?”


OMBUDSMAN’IN GÖRÜŞÜ

Okurumuz haklı. Haberde kolluk güçlerine yansıyan şiddet vakalarına bakıp aile içi şiddetin en çok yaşandığı iller diye bir sıralama yapılamaz. Bu tür istatistiklerde nüfus, eğitim, yaş gibi verilerin de dikkate alınması, uzman görüşlere de yer verilmesi gerekir. Türkiye gibi ülkelerde aile içi şiddetin karakollara yansıması okurumuzun da belirttiği gibi gerçekte şiddete karşı duruşun da bir göstergesi sayılmalıdır. Karakollara yapılan şikayetlerin artması şiddet olaylarının yıllar içerisinde artış göstermesi açısından elbette utanç vericidir ama bu aynı zaman da hak arayışının da artığının bir göstergesidir.




TRAVOLTA DAVASI VE TAKMA İSİM

ABD’li oyuncu ve şarkıcı John Travolta hakkında bir masör tarafından açılan “cinsel saldırı” davası Milliyet’te “Benimle birlikte olmaya çalıştı” diye verildi.
9 Mayıs 2012 tarihli haber özetle şöyle:
“Hollywood efsanelerinden Travolta’nın masaj için tuttuğu John Doe ünlü aktör hakkında ‘cinsel saldırı’ suçlamasıyla 3.5 milyon liralık dava açtı, Dünyaca ünlü oyuncu John Travolta, bir erkeğe cinsel saldırı ile suçlanıyor. John Doe adında bir masör ünlü oyuncuya, cinsel saldırı ve tacizden dava açarak, 2 milyon dolar (3.5 milyon TL) tazminat talep etti. İddiaya göre, Travolta masörü bir internet ilanından buldu. Masöre saati 200 dolara (355 TL) masaj yaptıran Travolta’nın Beverly Hills Otel’de 16 Ocak’ta gerçekleşen olayda, masaj sırasında Doe ile seks yapmaya çalıştığı öne sürüldü. İddiaları reddeden Travolta, o tarihlerde California’da bile olmadığını söyledi.”
Sehnaz Özdenel adlı okurumuz bilgilendiriyor:
‘İsim gerçek değil’
“Biliyorum ki Amerika’da dava konusu olan bazı olaylarda adı geçen kişilerin gerçek isimleri kullanılmayacaksa kadınlara Jane Doe, erkeklere ise John Doe kod ismi verilmektedir. Ancak Milliyet’in haberi verirken John Doe adında bir masör...’ diyerek bunu gerçek isim sanması okuru yanlış bilgilendirmek değilse nedir?” diye soruyor. Deniz Balkay adlı okurumuz da “Milliyetin gazetesinin bu ismin sahte olduğuna hiç vurgu yapmamasından anlıyorum ki, masözün gerçek isminin ‘John Doe’ olduğunu düşünüyor olmalı.”
İsmini vermeyen bir oturumuz da söz konusu haberdeki taciz ayrıntılarına yer verilmesini eleştiriyor. “Bu tür davaları haberleştirirken insanların para için iftira atacağını da gözönüne almanız gerekir. Adı üstünde bir masöz iddia ediyor. Ya bu masöz ünlü oyuncudan para sızdırmak istiyorsa? ya bu bir iftiraysa ne olacak?”



OMBUDSMAN’IN NOTU:

Okurlarımız haklı. John Doe ya da Jane Doe gerçek kimlikleri belirlenemeyen cesetler ya da mahkeme kararlarıyla gizli tutulan kişiler için kullanılan takma isimlerdir. 1659 yılında İngiltere’de rastlanan “John Doe ve Richard Roe” isimlerinin kullanılışına ABD hukuk tarihi içinde sıkça rastlanıldığı gibi “John Doe”, “John Doe’yu Karşılamak” adlı filme de konu oldu. Milliyet Dış haberlerin bunu bilmediğini düşünmüyoruz. Ancak okurlara bunun gerçekte bir takma isim olduğunu hatırlatmalıydı. Düzeltir özür dileriz.


POLİSLERİN SORUNLARI

Son dönemde Milliyet Okur Temsilcisi’ne polislerin özlük haklarıyla ilgili daha fazla haber yapılması istekleri geliyor. Bunları Yazı İşleri’ne iletiyoruz.
“Ülkemizin asayiş ve güvenliğini sağlamak için yirmi dört saat kesintisiz görev yapan, gerektiğinde canını ortaya koymaktan çekinmeyen polis memurları olarak mağduriyetimizi sizler aracılığı ile iletmek istiyoruz. Basında Polis Sorunları olarak ‘zam’ gibi bir algı var. Yanlış. Polisler olarak zam istemiyoruz.
1- Eşit işe eşit ücret prensibi gereği görevde ve emeklilikte ücret adaletsizliğinin giderilmesi çerçevesinde mağduriyetimiz olan maaş ek göstergemizin 3600 olması için mecliste düzenlenmiş yasa tasarıları var ama her kuruma özlük hakları konusunda düzenleme yapıldığı halde polise gelince bütçenin dengesi bozuluyor. biz polis memurları olarak kimseden zam istemiyoruz bizler sadece özlük haklarımızı ve maaş ek göstergemizin 3600 olmasını istiyoruz.
2- 160 saat sonrasında çalışmalarımız çok ama çok fazla oluyor. Ayda 300-320 saatlere varan çalışmalarımız söz konusu. Şu an 160 saat çalışsak da 320 saat çalışsak da aynı maaş alıyoruz. Eşitlikte adalet yoktur. 160 saat çalışmak istemiyoruz. 160 saat çalışmak zorunda isek; 160 saat sonra fazla çalışma ücretini saat başı almak istiyoruz.
3- Ayrıca başka bir sorunumuz taltif konusu haklarımızı almamıza engel teşkil ediyor. Nedeni bu taltifleri biz polis memurları alamıyoruz bu konuyu bir araştırmanızı rica ediyoruz. Kimler taltif alıyor kim ne kadar almış sayın bakanlarımız ve sayın başbakanımızın gerçekleri görmesini istiyoruz. Biz polis memurları olarak taltiflerin tamamen kalkmasını istiyoruz çünkü taltiften polis memurları yararlanamıyor.
4- Polisin sesi olacak bir dernek ya da sendika hakkımız yok.Bu sebeple polisin sesi olmanızı istiyor ve şimdiden teşekkür ediyoruz...”

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber