4+4+4 kalıcı olur mu? Liselere giriş değişir mi?

Eğitim sistemimizin genelinde ciddi sıkıntılar var.

Okul öncesinden üniversiteye yeni bir revizyon şart diyenlerin sayısı her geçen gün daha da artıyor.

Bizim gibi genç nüfusa sahip ve üstüne üstlük bir de iç ve dış göçlerin çok yoğun yaşandığı ülkelerde bu kaçınılmaz bir durum.

Hangi sistemi getirirseniz getirin bir süre sonra “iflas” ediyor. İşte bu yüzden temel çatıyı çok iyi oturtmak ve yönlendirmeyi ona göre yapmak gerekiyor. Yoksa bir süre sonra şu anda olduğu gibi içinden çıkılamaz noktalara gelinebiliyor!

Liselere giriş sistemi son 15 yılda 6. kez değiştirildi.

Anadolu, fen, sosyal bilimler, mesleki ve teknik liselere giriş için 1999-2004’te Liselere Giriş Sınavı (LGS) düzenleniyordu.

2004-2007 yılları arasında Ortaöğretim Kurumları Seçme ve Yerleştirme Sınavı (OKS) getirildi.

2008’de ilköğretim 6, 7 ve 8. sınıfta girilen 3’lü Seviye Belirleme Sınavı (SBS) uygulandı.

2010’da SBS’ye sadece 8. sınıflar girdi.

2012’de tüm düz liselerin Anadolu lisesine dönüştürülmesiyle bu liselere öğrencilerin sınavla yerleştirilmesi için yeni bir formül üzerinde çalışan MEB, 2013’te tüm 8. sınıf öğrencilerinin girmek zorunda olduğu, sonuçları karne notunda etkili olan ve liselere girişte kullanılan Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sistemi’ni (TEOG) uygulamaya başladı.

TEOG’la birlikte her yıl 1 milyonun üzerinde öğrenci sınava girdi; binlerce şampiyon çıktı, başarılı olamayanlar ve bir okula yerleşemeyenlerin kayıtları otomatik olarak açıköğretim liselerine yapıldı. Ve bu durum sonraki yıllarda kalıcı hale geldi.

Dört yıl uygulanan TEOG da kaldırılarak yerine getirilen LGS ile isteyen öğrenciler iyi liseler için merkezi sınava girecek, isteyenler adresine en yakın okulu tercih edebilecekti, maalesef bu sistemle de öngörülen hedeflere ulaşılamadı.

Şu günlerde halen devam eden liselere kayıt ve tercih sistemi ne öğrencileri ne de velileri mutlu ediyor.

Evine yakın gidecek okul bulamayan ya da çok yüksek puanlarla açıkta kalan sınavzedelerin sayısı çok fazla! Yani bu böyle gitmez, gitmemeli de!

Peki, eğitimdeki bu sıkıntıların çaresi ne olmalı?

Açık ve uzaktan eğitim mi yoksa köklü bir revizyon mu?

Çare arayışı?

Öğrenci sayımız sevindirici bir şekilde hızla artıyor. Okullaşma oranlarımız pek çok ülkeden daha iyi.

Peki, eğitim kalitesi ve daha da önemlisi eğitimdeki memnuniyet oranları beklentilerimizi karşılıyor mu?

İsteyen istediği okula gidebiliyor mu?

Yeni öğretim kurumları açarak ya da açık öğretime amacının çok ötesinde yük bindirerek, öğrenci sayımızı rekora ulaştırdık. Şu andaki öğrenci sayımız en az 100 ülkenin toplam nüfusundan daha fazla!

İlkokuldan üniversiteye toplam 26 milyondan fazla öğrencimiz var. Bunun 5 milyonu açıköğretimde okuyor. Yani her beş öğrenciden biri açıköğretimde okuyor. Üniversitelerde bu sayı her iki üç öğrenciden bire kadar iniyor! Bu konuda da bir dünya rekoru kırdıysak hiç şaşırtıcı olmaz!.

Açıköğretim önce Anadolu Üniversitesi ile üniversitelerde başladı. Sonra diğer üniversitelerde de yayıldı. Devletin üzerindeki yükü hafifletmesi ve okullaşma oranını artırması nedeniyle, MEB de bu işi sevdi ve açıköğretimdeki öğrenci sayısı hızla arttı.

Özellikle liselerdeki açık öğretim sayısının artmasının nedeni ise öğrencilerin üniversite hazırlığa daha fazla zaman ayırabilmek için yüz yüze eğitimden vazgeçip dershaneye yönelmeleri oldu.

Zorunlu eğitim kapsamındaki milyonlarca öğrencinin açıköğretimde okuyor olması da ayrı bir handikap!

Pandemiyle birlikte uzaktan eğitimi de sevdik, hibrit eğitimle kalıcı hale getirirsek de hiç şaşırtıcı olmaz. Yani bu arada, okul yüzü görmeden mezun olan öğrenci sayımız daha da artarsa, hiç şaşırtıcı olmaz.

Peki, doğru olan bu mu?

Eğitimin amacı sadece diploma kazandırmak mı?

Bu çok önemli ayrıntıları keşke çok daha konuşuyor olabilseydik.

Yanlış, yanlışla düzeltilmez. Doğrular ise kolay bulunmaz. Hele ki eğitimde.

Özetin özeti: Çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği ve mutluluğu için eğitime, bilime daha çok kafa yormalıyız!..