
Son yüzyıldaki değişim daha önceki 20 yüzyıl ve ondan da önceki binlerce yıllık değişimin toplamından çok daha fazla!
Değişim süreçleri eskiden daha yavaş ve çok uzun döneme yayıldığı için hazmı ve yaşam biçimi haline gelmesi daha az sancılı oluyordu. Günümüzde ise yarattığı sosyolojik travmalar adeta insanlığın ve özellikle de eğitimin, öğrencilerin, öğretmenlerin, velilerin, çocukların, gençlerin kimyasını bozuyor. Dijital eğitim ve yapay zekayla birlikte görünen o ki eğitime ve yaşama bakış açısına yönelik değişiklikler daha da hız kazanacak, roller ve beklentiler değişecek, en önemlisi de kuşaklar arası çatışma inanılmaz boyutlara çıkacak!
Peki buna hazır mıyız?
Yeni dünya düzeninin lokomotifi yine eğitim olacağı için eğitime yön veren kurumlarımız örneğin MEB, YÖK, ÖSYM, üniversiteler, okullar ve benzeri eğitim kurumlarımız bunun ne farkında?
Örneğin üniversite sevdasının sona erdiğini gördük mü?
Son iki yılda üniversiteye başvuran sayısında bir milyon, üniversitelerdeki öğrenci sayısında da son beş yılda iki milyondan fazla azaldığının farkında mıyız?
Daha önemli bu gidişatı görmemezlikten gelmeye daha nereye kadar devam edeceğiz?..
Nereden nereye?
Üniversitelerin ve üniversite diplomasının eskiden bir saygınlığı vardı. İtibarı şimdi yerlerde sürünüyor. Üniversiteleri kimi ticarethane, kimi işsizliğe karşı oyalama merkezi, kimileri de yüksek lise olarak görüyor.
Peki haksızlar mı?
Yeni dünya düzenine göre hangi roller ve mesleklerde büyük değişimler yaşanacak konusuna gelmeden önce şimdi gelin eğitim ve üniversite kavramına bir kez daha göz atalım: Bilim insanlarına göre üniversite meslek okulu değil, bilim yuvası, adayların çoğu ve ebeveynlere göre ise gençlere meslek kazandıran bir kurumdu ama artık o gözle bakılmıyor!
Peki doğru olan ne?..
Gelin hep birlikte bu yöndeki görüşleri ve aklımıza takılan soruları yüksek sesle düşünelim, yeni rolleri ne olabilir ona kafa yoralım:
■ Bütün üniversiteler bir bilim yuvası mı, aynen mi kalmalı yoksa tepeden tırnağa değişmeli mi?
■ Üniversitenin önceliği diploma kazandırmak mı olmalı yoksa yetkinlik mi?
■ Öğretim süreleri bu kadar uzun mu olmalı?
■ Bilim üreten üniversiteler ile meslek adamı yetiştiren üniversiteler tümüyle ayrılmamalı mı?
■ Üniversitelerin misyon ve vizyonları yeniden belirlenirken öncelikleri ne olmalı?
■ Vakıf üniversitelerinin amacı bilim üretmek mi, donanımlı meslek adamları yetiştirmek mi yoksa para kazanmak mı?
■ Meslek eğitim MEB, YÖK ve üniversitelere mi, yoksa ilgili sektörlere mi bırakılmalı?
■ Eğitimin görev ve sorumlulukları nerede başlayıp nerede bitmeli? Önceliği iyi bir insan, iyi bir yurttaş, iyi bir yandaş yetiştirmek mi yoksa mutlu bir birey yetiştirmek mi olmalı? Ülkelerin sahip olduğu sisteme göre dizayn edilmeli yoksa bireysel ilgi, yetenek, beceri ve istekler mi öne çıkmalı?..
“Bugünkü yasal beklentiler ve beklentiler de zaten bu yönde” diyenler mutlaka çıkacaktır.
Peki gerçekten de öyle mi?..
Eğitimi, sormayı, sorgulamayı, analitik düşünmeyi, aklı, bilimi, sentezi, sosyalleşmeyi, mücadeleyi, üretmeyi, kaliteyi, çok yönlü düşünmeyi, kaynak yaratmayı, kaynakları doğru kullanmayı, sorun çözmeyi, farkındalık yaratmayı kazandırılması gereken olmazsa olmaz bir değerler bütünü olarak gören kaç ülke var?
Müfredat dayatmacılığı yerine yaratıcılığı geliştiren, gençlere hayalleri doğrultusunda uzmanlık sağlayan ama en önemlisi de dünyadaki gelişmeler çerçevesinde kendisini sürekli yenileyerek mutlu bireyler yetiştiren örnek bir eğitim var mı?
Eskiden eğitim önce giderdi, okullar, üniversiteler, kitaplar, kütüphaneler, öğretmenler bilginin, öğrenmenin kabesiydi, şimdi ise teknolojinin ve öğrencilerin çok gerisinde kaldılar. Bu yüzden artık öğreten, dediğim dediktir diyen değil keşfeden, yönlendiren, geliştiren, teoriği pratiğe dönüştüren, en yüksek katma değeri kazandıran ve bunu yaparken de dayatan değil bilge paydaşlar haline gelmeliler.
“Dünya geneline baktığımızda böyle bir örnek var mı, anlattıklarının ütopya olmanın ötesine geçmez” diyenler olacaktır. Dünya eğitim modellerine ya da üniversitelerine baktığımızda somut olarak şurada şu var diyemeyiz ama çok kısa bir ömre sahip olan köy enstitülerinin bu ruhu yakaladıklarını söyleyebiliriz…
Özetin özeti: Eğitim, mademki hem çocuklarımızın hem de ülkemizin bekası için çok önemli bir konu o zaman hak ettiği değeri verelim!..