
Eğitime MEB, YÖK ve ÖSYM mantığı ile baktığımızda, yani 3-4 yanlış bir doğruyu götürdüğünde elimizde sıfır elde var sıfır hiçbir şey kalmıyor!
Duran saat misali arada doğru işler yapılmıyor değil ama onlar da yanlışların gölgesinde kalıyor. Hak ettiği ilgiyi görmüyor!
Bu yüzden eğitimdeki en önemli sorunlardan biri olan güven erozyonuna bir an önce dur dememiz gerekiyor. Dahası liyakata, kaliteye, akla, bilime, hakka, hukuka, adalete, özgürlüğe, özerkliğe, pedagojiye ve her şeyden önemlisi de iyi insan, iyi yurttaş yetiştirmeye özen göstermeliyiz!
Peki bunu nasıl başaracağız?
El birliğiyle.
Adı üstünde “Milli Eğitim” Bakanlığı!
Başta milli ve manevi değerlerimiz olmak üzere bizi biz yapan ortak değerlerimizi, yani çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğini değil de neyi ciddiye alacağız?
Bu konuda akıl tutulması değil, akıl birliği sağlayalım ki sıra başta anayasa olmak üzere diğer konulara da gelsin…
En büyük yanlış?
Peki diğer konular bir yana eğitimde en büyük hataları nerede yapıyoruz?
Hata yapılmaz mı? Hangimiz yapmıyoruz ki?
Orhan Gencebay’ın “Hatasız kul olmaz” şarkısının hâlâ hatırlanıyor olması da bu yüzden!
Hata bir kez yapıldığında farkına varıldığında ve hemen düzeltildiğinde büyük ölçüde tolere ediliyor. Hatada ısrar, benzer hataları alışkanlık haline getirme ise en acı olanı.
Örneğin sınav ve diploma odaklı eğitimden şikâyetçi olmayanımız yok gibi.
Öğrencilerin okuldan soğuduğunu sağır sultan bile duydu.
Üniversite başvurularının son iki yılda 3,5 milyondan 2,5 milyona düşmesi, evlilik yaşının sürekli ötelenmesi, mezunların alanlarında iş bulamamaları, tek çocuk ya da yok çocuk noktasına gelinmesine seyirci kalınması, sorunların çözülme yerine sürekli ötelenmesi yani hatada ısrar bugünkü sorunlarımızın en önemli nedeni.
Yeni bir bakış açısı şart!
Dünya değişirken eğitimin aynı kalması düşünülemez. Özellikle de dijital çağın getirdiği yenilikleri göz ardı etmemiz ya da tüm yükü yapay zekâ ve benzeri uygulamalara havale etmemiz yapılacak hataların en büyüğü olur.
Teknolojik gelişmeleri bir amaç olarak değil de bir araç olarak gördüğümüz sürece sorun yok. Çocuklarımıza okumayı, yazmayı, konuşmayı, düşünmeyi, üretmeyi, sevgiyi, saygıyı, paylaşmayı, empatiyi yani insani değerleri, örf, anane ve geleneklerimizi asla unutturmamalıyız. Sınav kölelikleri oldukları yetmezmiş gibi bir de dijital köleler haline getirmemeliyiz.
Eğitim öğretim iki ayaklı bir süreçtir. Öğretim ile iyi bilim insanı, doktor, mühendis, öğretmen, ekonomist, iyi usta, eğitimle de iyi insan, iyi yurttaş, doğaya, çevreye, yaşama saygılı, duyarlı, vicdanlı bireyler yetiştirirsiniz.
Biri diğerinin alternatifi değil, tamamlayanıdır. Birini öne çıkarıp diğerini görmezden gelmek ya da hafife almak ise hataların en büyüğüdür.
Peki ne yapmamız gerekiyor?
■ Sınav ve diploma odaklı eğitimden vazgeçmek gerekiyor ama bu konuda en ufak bir umut ışığı gözükmüyor.
■ Her çocuğun ilgisi, yeteneği, hayalleri ve istediği doğrultusunda eğitim alacağı ve başarılı olacağı bir erken yönlendirme sistemi oturtmak gerekiyor ama bu konuda da en ufak bir çaba yok!
■ Kesinlikle ve kesinlikle ideolojik değil, pedagojik olmalı ki “Milli” olma vasfını kaybetmemeli.
■ Referansımız da “Söylediklerim bilimle çelişiyorsa benim söylediklerimi değil bilimi esas alın” diyen Atatürk’ün ilke ve inkılapları, anayasa ve yasalarımız, akıl, bilim ve pedagoji olmalı.
■ Eğitimin yaşam hakkından sonra gelen en önemli insan hakkı olduğunu sadece kâğıt üzerinde görmeyip yaşam biçimi haline getirmemiz ve en iyi eğitimin istisnasız her çocuğumuzun hakkı olduğu ve bu konuda mazeret kabul edilemeyeceği devlet ve millet olarak kafamıza kazınmalı.
■ Eğitime yönelik iç denetimlerin ilgili kurumlarca, dış denetimin ise günü kurtarmaya yönelik değil, uzun vadeli olarak “Milli” çerçevede ele alınması gerekir.
Özetin özeti: Yapacak çok işimiz var ama artık eğitime de sıra gelmeli. Yoksa kazanımlarımızı korumamız, geliştirmemiz ve geleceğe taşımamız arzuladığımız gibi olmaz, olamaz!