Geleceğinizin mimarı neden siz olmalısınız?

"Mum önce dibine ışık vermeli” atasözü çok şeyler anlatıyor.

Örneğin, kendine ve yakın çevresine hayrı olmayanın başkasına da olmaz, örneğin başkalarını aydınlattığın kadar dibini de aydınlatmalısın, örneğin kelin merhemi olsa kendine sürer, örneğin yakın uzak demeden paylaşmak güzeldir.

Bu çerçeveden baktığımızda, dünyayı kurtarmaya soyunmak elbette çok güzel ama öncelikle kendimizden ve yakın çevremizden işe koyulmak sanki çok daha güzel. Sokağı temizlemeden mahalleyi, kenti, ülkeyi, dünyayı temiz tutmak mümkün mü?

Eğitime ve geleceğe yönelik yol haritasına gelince: Sizi sizden daha iyi kimse tanıyamaz.

Bilginizi, donanımınızı, ilgi ve yeteneklerinizi, yetkinliklerinizi ve en önemlisi de hayallerinizi sizden daha iyi hiç kimse bilemez.

Bu yüzden, başta aileniz ve öğretmenleriniz olmak üzere herkesten her türlü desteği alın ama son kararı hep siz söyleyin. Çünkü gelecek sizin geleceğiniz! Çünkü hata yapanların pardon deyip geçiştireceği hayat sizin hayatınız!

Eğitim ve istihdam ne kadar örtüşüyor?

Üniversite eğitimi hayat için mi yoksa bilim için mi?

Mezunlar iş bulamıyor, işverenler ise kalifiye eleman sıkıntısı çekiyor.

Bu denklemde bir terslik yok mu?

Üniversitelerimiz kariyer için değil de bilim için eğitim yapıyorsa, dünya bilimine katkı sıralamasında neden o kadar gerideyiz?

Daha da önemlisi mezunların memnuniyetini ve piyasa koşullarını ciddiye alan var mı?

Üniversitelerin varlık nedenleri hep tartışıldı, görünen o ki bundan sonra da sorgulanmaya devam edecek. Çünkü olaya nereden bakarsanız bakın, sonuçlardan memnuniyet oranı giderek düşüyor.

Paydaşlar mutsuz hem de çok mutsuz.

Peki, bu durumu ciddiye alan var mı?

Bu sancılı gidişat, başta Amerika ve Avrupa olmak üzere Asya’da da giderek sorgulanmaya başladı.

Peki, ya bizde?

Önce şu soruyu soralım:

Öğrencilerin üniversiteden beklentileri neler?

Keyifli bir öğrencilik, ardından başarılı bir kariyer ve mutlu bir yaşam.

Peki, üniversiteler bunu sağlıyor mu?

Ya da ne kadarı sağlıyor?

Aldıkları diploma, harcadıkları zamana, paraya, yaşadıkları strese ve en önemlisi de o üniversitelere girebilmek için hep öteledikleri, daha doğrusu yaşayamadıkları çocukluk ve gençlik yıllarına değiyor mu?

Yüzde kaçı “İyi ki üniversite okumuşum” diyebiliyor?

Üniversitelerin tercih döneminde verdikleri sözlerden ne kadarı hayalden gerçeğe dönüşüyor?

Bunun bir takipçisi var mı?

Hemen her yıl üniversite öğrenimini yarıda bırakan ya da üniversiteyi bitirdiği halde yeniden sınava giren yüz binlerce genç var.

Peki, bu konuda yapılmış kaç araştırma bulunuyor?

YÖK, ÖSYM, MEB, Gençlik ve Spor Bakanlığı bu konularda ne düşünüyor, ne yapıyor?

Maddi ve manevi israfın önlenmesi konusunda ne düşünüyorlar?

Gençlerimizden ne kadarı ilgi, yetenek ve hayalleri doğrultusunda doğru yönlendiriliyor, ne kadarı yaptığı seçimden memnun kalıyor?

YÖK, ÖSYM ve üniversitelerin dışında bağımsız kurumlarca
yapılan bu yönde bir araştırma var mı?

Yoksa neden yok?

Üniversite mezunlarının ne kadar ilk altı ayda iş bulabiliyor, ne kadarı girdiği işten memnun, ne kadarının mezun olduğu alan ile çalıştığı iş birbiriyle örtüşüyor ve çok daha önemlisi, bütün bu süreçleri ciddiye alan ve bu yönde yeniden yapılanmaya gidilmesi gerektiğini vurgulayan birileri var mı?

Üniversitelerden kaçı mezunlarını yakından takip ediyor, iş bulmalarına yardımcı oluyor, nerede hata yaptık diye kendilerini sorgulayıp, müfredat programlarında geleceğe yönelik değişiklikler gerçekleştiriyor?

Kaç tanesi, mezunlarına karşı vicdani sorumluluklarını yerine getirip, eksiklerini tamamlamaları için onları yeniden eğitime çağırıyor?

Evet, üniversiteler ne için var ve beklentilerin ne kadarını karşılıyor?

Devlet aktif ve sorumlu vatandaşlık istiyor mu?

Aileler en değerli varlıklarını yani çocuklarını sınav odaklı eğitimin köleleri haline getirmekten vazgeçecek mi?

Gençler geleceklerine sahip çıkacak mı?

O kadar çok soru var ki neyi, kiminle konuşacaksınız!

Bu çok meşakkatli yola çıkarken sonu düşünmek ve ona göre bir yol haritası çizmek sanki en doğru olanı.

Almanların bir sözü var: Son iyiyse, her şey güzeldir!

Özetin özeti: Geleceği ciddiye almak gerek. Pek çok şeyi geri getirebilirsiniz ama zamanı asla!