Abbas Güçlü

Abbas Güçlü

aguclu@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Son birkaç yıl içerisinde iki büyük felaket yaşadık. İlki pandemi, ikincisi deprem.

Her ikisinde de canımız çok yandı.

Doğal afetlerin önüne geçmek mümkün değil.

Ansızın geliyor. Derin acılar yaşatıyor.

En önemli korunma yöntemi ise her türlü felakete karşı hazırlıklı olmak.

Bunun yolu ise yaşananlardan ders almaktan geçiyor.

Örneğin pandemi ve depremlerden, örneğin kesintisiz 8 yıllık eğitim ve 4+4+4’ten, örneğin siyaset ve hukuk sistemindeki tıkanıklıklardan, örneğin tarım ve hayvancılığa yönelik ihmallerimizden yeterince ders aldık mı?

Haberin Devamı

Bu ve benzeri sorulara keşke gönül rahatlığıyla “evet” diyebilseydik.

Büyük Gölcük depremini doğru analiz edip, gerekli önlemleri alsaydık, asrın felaketi bu denli yıkıcı olur muydu?

1999 ve 2023 depremleri akılla, bilimle, sağduyuyla ele alınıp olası Büyük İstanbul Depremi için hazırlıklar yapıldı mı, yapılıyor mu, yapılacak mı?

Keşke bu soruya da gönül rahatlığıyla “evet” diyebilseydik…

Deprem müzesi!

Ülkelerin kalkınmışlık endekslerinden biri de müze çeşitliliği ve müze sayılarıdır.

Müzeler, bir anlamda tarihin hafızası ve eğitimin en önemli pekiştirme alanlarından biridir.

Müzecilik dünden bugüne çok gelişti.

Sadece olanı sergilemekle kalmayıp, bilim ve teknolojiyle uygulamaya yönelik açılımlar da getirildi.

Çeşitlilik, klasik müze alanlarının çok ötesine geçerek olağanüstü boyutlara ulaştı.

Oyuncak müzelerinden çikolata müzelerine, yemek müzelerinden otomobil müzelerine, tarım müzelerinden teknoloji müzelerine yelpaze her geçen gün daha da çeşitleniyor.

Müzeler genelde sanat, tarih, antropolojik (arkeoloji, etnoloji, folklor), doğa tarihi, bilim ve endüstri gibi ana başlıklar altında toplansa da yeni nesil olanları çok daha farklı boyutlarda, örneğin yaşam müzeleri, örneğin eğlence müzeleri, örneğin felaket müzeleri…

Geçenlerde Hollanda’dan Latif Tuna’nın Deprem Müzesi önerisini sizlerle paylaşmıştım, bu kez yine Hollanda’dan Turgut Çağlayan’ın bu yönde farklı bir paylaşımı geldi:

“Biz (ben ve benim gibi) Hollanda’da eğitim görenler, yanlışlardan ders çıkarıp, bir daha aynı hataları yapmamayı öğrendik. Devlet ve yöneticilik işlerinde kamu görevlisi olarak duygusallığın dozuna dikkat etmeyi ve bilimsel verilere göre olayı analiz edip doğru tedbirleri (işin uzmanlarına danışarak) alacak şekilde eğitildik. Yani hatalardan doğrular çıkarma, Hollanda’da çok önem verilen bir konu.”

Haberin Devamı

Yaşam odaklı eğitim ve öğretim adına katetmemiz gereken daha çok yol var.

Şu test ve sınav bataklığından bir kurtulabilsek kendimize geleceğiz ama ne zaman?..

Kim olacak, ne yapacak?

Seçime haftalar kala sadece Cumhurbaşkanı ve milletvekili adaylarına odaklandık. Bir de yardımcılar çıktı. Peki ya bakanlar?

Kim hangi bakanlık koltuğuna oturacak? Daha da önemlisi, birikimi ve vizyonları nedir, onu görmek istiyoruz.

Örneğin eğitimi ele alalım. Dünden bugüne bakanlarımızın çoğu bakanlık koltuğuna oturduktan sonra eğitimle tanıştı, bakanlık süresi bitince de eğitimle olan tüm ilişkisi sona erdi. “Yüzyılın projesi” dedikleri icraatları çöpe atıldığında bile seyirci kaldılar. Çünkü eğitim umurlarında değildi!

Haberin Devamı

Diğer alanlarda olduğu gibi bizim gibi eğitimle yatıp eğitimle kalkanlar da eğitim bakanı adaylarımızı ve onların ittifaklarının yanı sıra bizzat kendilerinin eğitim sorunlarını ve geleceğe yönelik bakış açılarını görmek istiyoruz. Daha da önemlisi bugüne kadar eğitim alanında neye imza attılar, neye seyirci kaldılar, hangi konuda ne mücadele verdiler, geleceğe yönelik ne düşünüyorlar?..

Özetin özeti: Deneme yanılma yöntemiyle öğrenme ya da hizmet etme şekli ilk çağlarda kaldı. Liyakatin öne çıktığı, hak edenin itibar gördüğü, akıl odaklı hizmetin öne çıktığı, hatalardan ders çıkartılan yeni bir dönem olsun.