Yaşasın, Darwin'den kurtulduk!

Eğer gerçekten gerekçe bu ise, yani öğrencilerin seviyelerinin üzerindeki bilgiler ayıklanmaya başlandıysa, ilköğretim kitaplarının sayfa sayılarının yarı yarıya azalması gerekirdi. Çevrenizde anadolu liseleri ve kolejlere hazırlanan bir yakınınız varsa OKS sorularına bir göz atın. O sorulardan ne kadarı, ilköğretim öğrencilerinin seviyesine uygun, görün. Pek çoğunu, bırakın lise ve üniversite mezunları, konunun uzmanları bile zor çözer. Üstelik bir dakikada.Darwin'in evrim teorisi, gerçekten de o yaştaki çocukların seviyesinin çok üzerinde. Konulması gibi tek başına onun kaldırılması da bir hata. Eğer bir ayıklama söz konusu ise, bu daha geniş kapsamlı olmalıydı.8 yıllık kesintisiz eğitimin mimarları, yeni sistemle birlikte ilköğretim müfredat programlarının hafifleyeceğini iddia etmişlerdi. Ama değişen bir şey olmadı. Liselerin 4 yıla çıkmasıyla da ders yükü azalmayacak. Aksine öğrenciler, eskisinden çok daha fazla bilgi hamalı olmaya devam edecekler. Hem de yaşamda hiç işlerine yaramayacak abuk sabuk bilgilerle.Öğrenmenin, bilginin abuk sabuğu olur mu diyenlere, ders kitaplarını, özellikle de OKS, ÖSS sorularını incelemelerini öneririm. Yazık oluyor çocuklarımıza...Darwin konusunda gösterilen duyarlılık, keşke diğer konuları da kapsasa. Bekleyip göreceğiz."Anadolu liselerindeki 40 yıllık uygulamaya son verenlerden daha başka ne bekliyordunuz ki" diyenler elbette çıkacaktır. "Köy Enstitüleri'ni kapatan kafalar da böyle böyle başladı" diyenler de olacaktır. Ama bir de farklı pencereden bakalım. Belki de gerçekten, çocuklarımızı düşünüyorlardır!.. Hemen her konuda çifte standardın daniskası yaşanıyor. Ermeni Konferansı nedeniyle hoşgörüden, demokrasiden, aykırı görüşlere saygıdan dem vuran iktidar, kaşla göz arasında 8. sınıf fen kitabından Darwin'i çıkarmış. Gerekçe de ilginç. Darwin'in evrim teorisi, öğrencilerin seviyesinin çok üzerindeymiş... Toplumların kalkınmışlık göstergelerinden birisi de sahip oldukları sivil örgütlerinin sayıları ve onların gücü. Komşu ülkelere baktığımızda, bu konuda bir hayli iyi olduğumuz söylenebilir. Hemen her konuda yüzlerce derneğimiz, vakfımız ve güç birliği platformlarımız var. İçlerinde çok başarılı olanlar da var. Kâğıt üzerinde kalanlar da.Malını mülkünü, zamanını, enerjisini, heyecanını, kamu yararı dışında hiçbir karşılık beklemeksizin, tümüyle vakıflara ve derneklere bağışlayanlar da var, tek kuruş katkıda bulunmadan vakıf ağalığı yapanlar da. Tıpkı diğer konularda olduğu gibi.Kötü örnekler, bu işe gönül verenlerin de zaman zaman önünü tıkıyor. Oysa bu kurumların çoğalmaları ve güçlenmeleri gerekiyor.İzmir'de bunun çok iyi örneklerini gördüm. Sivil toplum kuruluşları (STK), birbirinin altını oyan konumdan çoktan çıkmışlar. Aynı alanda faaliyet gösterenler bile rakip olarak değil, tamamlayan olarak dayanışma içindeler. Güç Birliği Platformu adıyla el ele, kol kola çok başarılı hizmetlere imza atıyorlar. Valisiyle, belediye başkanıyla, devlet kurumları ve yerel yönetimler de onlara köstek olma yerine, destek çıkıyor. Darısı diğer kentlerimizin başına...Onlarla anlaşamadığım tek konu, icraatların içeriğine yönelik. Onlar tüm enerjilerini ufak ya da büyük projelere yönlendiriyorlar. Ben ise tüm birikimlerini kamuoyu yaratma konusunda harcamalarını öneriyorum. Onlar okuma yazma kursu açalım diyor ben, bu konuda anayasal sorumluluğu olanlara görevlerini hatırlatalım diye ısrar ediyorum. Ama önünde sonunda ortak noktada buluşacağız...Özetin özeti: Değişim kolay olmuyor... aguclu@milliyet.com.tr Sivil toplum örgütleri