Zorunlu bağış yokmuş!

Torpilini bulan, müdürlerin istediği okkalı bağışı yapan ya da sizi valiye, kaymakama, milli eğitim müdürüne, gazetelere, televizyonlara şikayet ederim diyenler, çocuklarını o en iyi diye bildiğimiz okullara kayıt yaptırabiliyor. Ama ya hemen her konuda itilen kakılan normal vatandaşlar? İşte en büyük çileyi, yine onlar çekiyor.20 yılını Milli Eğitime veren, Türkiyenin en doğusundan en batısına kadar köy kasaba demeden çok zor şartlarda öğretmenlik yapan bir annenin göz yaşları, bu konuyu, bir kez daha ele almama neden oldu.Okullarda öyle bir sistem kurulmuş ki, kendi arkadaşlarına bile açık kapı bırakmıyorlar. Bağışsız kayıt olmaz kuralını, her kim olursa olsun bozmak istemiyorlar.Bir başka okul müdürünün dayatması ise mezun öğrencilere yönelik. 25 milyon vermeyen, diplomasını alamaz diyor. Bakanlığın yaptığı uyarılar ise umurunda değil.Kayıt için istenen zorunlu bağışlar, İstanbuldaki bazı okullarda milyar ile ifade ediliyor. Durdurmaya, yıllardır kimsenin gücü yetemedi ki, bu yıl da aynen devam ediyor.Bu arada, veliler de sistemi delmek için elinden geleni ardına koymuyor. Örneğin, ikametgah işi sulandırılıp hemen herkes istediği yerden ikametgah alınca, güya buna önlem olsun diye elektrik su faturası istenmeye başlanmıştı. Bu engeli aşmaları da zor olmadı. Kayıtlara bir aya kala söz konusu okullara yakın, emlakçiler ile anlaşıp kağıt üzerinde bir ev tutup elektrik su faturası da çıkarıyorlar. Böylece, hem yüklüce bağıştan kurtuluyor hem de kayıt işini garantiye alıyorlar. Bravo doğrusu?Aslında her ilçede üç beş tane iyi okul olsa, böylesine bir sorun yaşanmaz. Ama nedense bir türlü her ilçe kendi içinde cazibe merkezleri yaratmıyor.Başka semtlerden gelen öğrencileri tespitin en iyi yolu da, okul servislerine bakmaktan geçer. Gidin bakın, bu semtin dışından kesinlikle öğrenci almıyorum diyen okulların önünden bile, en az 20 farklı bölgeye giden öğrenci servisi kalkıyor. Peki bu öğrenciler nasıl kayıt oldu? Bu sorunun cevabını da Milli Eğitim müfettişleri aramalı... Kayıtlarla birlikte, velilerin çilesi de başladı. Çocuğunu iyi bir okulda okutmak, her velinin hakkı. Bunun için iyi okullar önünde kuyruk olmaları da, sevindirici bir durum. Ama öylesi bir ortam var ki, iyi okul ve iyi öğretmen isteyen anne babalar, adeta cezalandırılıyor. Yeni müfredatın tanıtımı sırasında Vali Güler ile uzun uzadıya sohbet olanağı bulduk. Eğitime gönül veren birisi. Aklının bir bölümü terör olaylarında ise diğer bölümü de sayıları 2 milyonu aşan öğrencilerde. Bilgisayarsız okul kalmadı diyor. Sınıf mevcutlarını düşürmenin yolu ise yeni okullardan geçiyor. Ama buna da ihale yasası ve bürokrasi izin vermiyormuş.Vali Beyden bu yıl için şunun sözünü aldım. 2004 / 2005 öğretim yılında, okula başlama yaşı gelip de okula gitmeyen öğrenci kalmayacak. Bu konuda kaymakamlar, belediye başkanları, milli eğitim müdürleri ve muhtarlarla toplantılar düzenleyerek, 7 yaşına gelen her çocuğu takibe alacak ve okula başlamalarını sağlayacak. Gerekirse ailelerine destek sağlanacak. Eğer bu gerçekleştirilir ve yaygınlaştırılır ise önümüzdeki 20 yıl içerisinde okuma yazma bilmeyen sayısı belki sıfırlanabilir.Vali Güleri ve İstanbul Milli Eğitimini sorunlar yumağı olmaktan çıkarıp daha az sorunlu hale getiren Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbeyi, bu girişimleri nedeniyle canı gönülden kutluyoruz. Gelin hep birlikte siz de bu kampanyaya destek olun. Çevrenizde okulda olması gerekirken sokakta ya da işte çalışan bir çocuk gördüğünüzde, hemen en yakın ilgiliyi, yetkiliyi ya da önümüzdeki günlerde duyurulacak olan Alo Eğitim hattındaki görevliyi uyarın.Özetin özeti: Bir yandan eğitimdeki kalite arayışlarımız sürerken, öte yandan da kara delikleri kapamalıyız ki, emekler boşa gitmesin... aguclu@milliyet.com.tr Okulsuz çocuk kalmayacak