
Yapay zekânın tehlikeleri tartışılıyor. İnsanlığın yapay zekâ ile nereye gideceği konuşuluyor.
Yapay zekâ insanlığı yok edebilir mi?
Yani filmlerde gördüklerimiz gerçek olabilir mi? Bu konuya ilişkin araştırmaları ve raporları okuyorum bugünlerde.
Türk Eğitim Derneği’nin düşünce kuruluşu TEDMEM, yapay zekâ ile ilgili bir araştırma yapmış ve rapor hazırlamış.
Yapay zekâ ve eğitim. Yani geleceğimiz olan çocuklarımızın, gençlerimizin yapay zekâ ile ilişkisi. Raporun adı “Eğitimde Yapay Zekâ: Küresel Eğilimler ve Türkiye İçin Politika Önerileri”.
Rapor, yapay zekânın eğitim üzerindeki etkisini yalnızca bir teknoloji meselesi olarak değil; toplumsal, etik ve yönetim boyutlarıyla bir bütün olarak ele alıyor.
‘İnsan mı yapay zekâ mı?’ Evet, bu soru da zaman zaman çok tartışılacak gibi.
Raporda ‘Yapay zekânın asla ikame edemeyeceği tek şey, analitik düşünen ve değer üreten nitelikli insan aklının o yaratıcı kıvılcımıdır’ ifadesi dikkatimi çekti. Rapor, Türkiye’nin asıl stratejik gücünün burada olduğunu vurguluyor.
İnsana yatırım yapılmalı
Raporda eğitim, insan gücü ve yapay zekâ ile ilgili dikkatimi çekenlerden bazıları şöyle:
■ Yapay zekâ çağının asıl stratejik gücü: nitelikli insan kaynağı
■ Teknolojiye yapılan yatırım tek başına yeterli değil, dönüşümün asıl belirleyicisi nitelikli insan kaynağı
■ İnsana yatırım yapmayan bir ülke bu çağı göğüsleyemez
■ Yapay zekânın eğitimdeki başarısının nitelikli öğretim, öğretmen yeterlikleri ve kurumsal kapasiteye bağlı
■ Son yıllarda 33 üniversitede hızla açılan yapay zekâ lisans programlarında görev yapan 221 öğretim elemanının yalnızca 26’sı profesör (raporda, program sayısı hızla artarken bu programları taşıyacak akademik kadronun aynı hızla yetişmemesinin, dönüşümü yalnızca ‘program açma’ düzeyinde bırakma riski taşıdığı uyarısında bulunuluyor.)
Üniversitelere uyarılar
Rapor, yükseköğretimde yapay zekâ politikalarının üç düzeyde ele alınmasını öneriyor.
Dikkatimi çeken önerilerden bazıları şöyle:
■ Yaklaşım düzeyinde, teknolojinin benimsenmesinde aceleci değil sorgulayıcı bir tutum izlenmeli; ancak bu temkin, mevzuatı geciktirmemeli ve yapay zekâ kullanımını düzenleyen çalışmalar hem üniversitelerde hem YÖK nezdinde hızlandırılmalı.
■ Kurumsallaşma düzeyinde, fakülte ve birimlerde dağınık yürüyen uygulamalar bir araya getirilmeli.
■ Ekosistem düzeyinde ise üniversite yönetiminden araştırmacılara, etik kurullardan teknokentlere kadar tüm paydaşların üniversitenin stratejik hedefleri ve değerleriyle uyum içinde çalıştığı; faydası topluma da yayılan ve yaşam boyu öğrenmeyi destekleyen bütüncül bir yapı kurulmalı.
Gençler ve riskler
TÜİK verilerine göre Türkiye›de yapay zekâ kullananların yüzde 40’ı 25 yaş altında.
Raporda gençlerin duygusal destek için yapay zekâya yönelmesinin yarattığı risklere dikkat çekiliyor. İki büyük risk şöyle anlatılıyor:
■ Birincisi, bilişsel devir; düşünme, analiz etme ve üretme süreçlerinin sistematik biçimde yapay zekâya devredilmesini ifade eder. Bu durum, çabayla gelişen öğrenme kapasitesinin kendisini zayıflatma riski taşımaktadır.
■ İkinci büyük tehlike ise duygu ve inanç devri oluşturmaktadır. Gençlerin duygusal ihtiyaçlarını yapay zekâ ile karşılamaya yönelmesi, az sayıda teknoloji şirketinin milyonlarca gencin düşünme biçimi ve duygusal eğilimleri üzerinde orantısız bir etki gücü edinmesi anlamına gelmektedir.